Kürt resim sanatının sembolik varlığı

 Kuzeyin Sümer’e gelen zeki yıldızı İştar, bugün feminist hareketin önemli sembollerinden. Semboller önemliydi. Her çağın belirleyici ve toplulukların düşünce dünyalarını hakimiyet altına aldığı “negatif-pozitif” sembolleri vardı. İlk uygarlıklar çeşitli sembollerin etrafında birleşip şehirler ve onları koruyup besleyen ordular kurdular.

Serdar  MUTLU*

Sanatın Kürdistan’daki tarihini başkalarından okuyoruz. Nedeni basit, çünkü bir sömürge coğrafyasından söz ediyoruz.

Kürdistan’ın yaklaşık 400 yıl önce ikiye bölünmesinin politik sonuçları bir yana toplum-tarihsel bir travmanın başlangıcı yaratıldı. Sünni ideali benimseyen Osmanlı İmparatorluğu ve Şia yapısalcılığıyla dizayn edilen yeni İrani Devlet geleneğinin ayrıldığı yer Zagros dağlarıydı. Bu olaydan binlerce yıl daha eski kaynaklardan aldığımız referanslara baktığımızda bu dağlarda ve eteklerinde bir Kürt kültürleşmesi çoktan oluşmuştu. Buranın ikiye bölünmesi dönemin en belirleyici topluluklarından birinin ulusal geleceğine ağır darbe vurmuş oldu. Bunu yüz yıl önceki dörde bölünme takip etti.

Semboller coğrafyası

En eski hegemonların (Sümer, Akad, Babil) kaynaklarında bu dağlardan üreyen sembollere sıkça rastlarız. Sümer tanrıçaları ve sembolleri kuzeydeki dağlardan gelirdi. Kuzeyin Sümer’e gelen zeki yıldızı İştar bugün feminist hareketin önemli sembollerinden. Semboller önemliydi. Her çağın belirleyici ve toplulukların düşünce dünyalarını hakimiyet altına aldığı “negatif-pozitif” sembolleri vardı. İlk uygarlıklar çeşitli sembollerin etrafında birleşip şehirler ve onları koruyup besleyen ordular kurdular.

Bilindiği üzere en eski semboller mühendisliği de Zagros halklarının nüfuz ettiği -multikültürel tapınak olma özelliği de taşıyabilecek olan- Xerabreşkê (Göbeklitepe) tarihi alanıdır. Orada gördüğümüz kabartma resimler Zagrosların etkisinde kalan toplulukların sembollerini yansıtıyor. Her topluluğun ayrı fablı var ve muhtemelen yaşadıkları bölgelerde zihinlere fiziksel veya metaforik olarak yerleşmiş canlılar resmedilmiş. Burada bir varoluş ifadesi var ve bu semboller hayatta kalmanın ve doğayla sürdürülen birlikteliğin tezahürüne benziyor. Güneybatı Akdeniz’deki mağara resimleri de benzer kontekste, fakat daha küçük avcı grupların varoluşsal sembolleri olarak düşünülebilir.

Sembollere neden ihtiyaç duyuldu?

Peki semboller ve direniş kültürü arasındaki tarihsel ve felsefi bağ nasıl oluştu? Her düşünsel varlığın neden bir sembolü oluştu? Her olgu neden geride bir sembol bırakma isteği duydu? Neden mezar taşına ihtiyaç duyulduğundan tutalım, modern sanatın bugün vardığı anlam karmaşasının doğurduğu sorular ağına kadar, insanın sembolleşme isteğinin kaynağını ve sürecini tartışmak her daim ufuk açıcıdır.

İstilaya karşı direniş

Bir şey düşünürsün ama senden önce başkası yapar. Ortadoğu insanının kaderi tam da budur. Böyle gelişti. Düşünülen sembolün veya kurgulanan yaşam biçiminin başka eller tarafından hayata geçmiş olmasının iki temel ayrımı vardır. Birincisi; kafamızdaki düşünceyi sembollere dönüştürmeyiz, çünkü o sembolü yaşıyoruzdur. Sembollerin perspektif sunma özelliği vardır. Açıkçası yolunu gördüğün için ışığa ihtiyacın yoktur. İkincisi; zengin zihin dünyasının sembolleştirme potansiyeli yüksek topluluklar, görece daha az uygarlıksal üretim sahibi ve daha renksiz zihin dünyasına sahip diğer topluluklar tarafından istilaya uğrar. Buradaki istiladan kasıt yalnızca yağmalanan şehirler ve katledilen insanlar değil, aynı zamanda çalınan kültürdür.

Tam da burada direniş kültürü doğuyor. Artık salt doğaya karşı -çoğunlukla fiziki- değil, her çağın hegemonyasına karşı zihinsel, kültürel, sanatsal direniş de başlıyor. Kürtler ontolojik olarak daha çok ikinci noktadaki sömürülen pozisyonunda duruyor. Kürtlerin, uygarlığa karşı ulaşılmaz ve “dost” olan dağlarda konumlanması bir yenilgi değil, doğal yaşam biçimiydi. Ancak 21. yüzyıl dünyasındaki merkezi uygarlığın artık tek tuşla dağlara ulaşabiliyor olması teorik altyapısının çok güçlü olduğu, çok alanlı stratejik bir direniş biçimi gereksinimi doğurdu. Kürt’ün, kapitalist uygarlığa karşı en basit haliyle ismini var etmesi bile kolay olmadı. Ancak fiziki varlığını koruma mücadelesi devam ederken sembolik varlık oluşturma refleksleri, karşılaştığı sömürgeci baskı mekanizmaları tarafından sert bir biçimde bastırıldı.

Kültürel savaşta gerilla

Ulus-devletin klişesi haline gelmiş “bir halkı yok etmek istiyorsan, önce dilini ve kültürünü yok edeceksin” tezi belki de en çok Kürtler üzerinden çok boyutlu şekilde pratiğe geçirilmek istendi. Kürtlerin oluşturduğu bütün sembollere karşı savaş ilan edildi. Müzikler, hikayeler, bayraklar, resimler, heykeller, keşifler, hatta kıyafetler ve yemekler bile yok sayıldı. Yok edilemeyen unsurlar da milyon dolarların harcandığı asimilasyon programlarıyla hegemon kültürün üretimiymiş gibi sunuldu (Türkiye, İran, Irak, Suriye). Kürtlerin merkezi sistemde bir ulusal statüsü ve resmi tarihi kabul edilmediği için bu coğrafyadan çıkan çoğu şey sömürgeci rejimlerin arşivlerinde “gelenek-görenek” olarak yer aldı. Fakat bütün bunlar teknolojinin ve bilgi dünyasının önüne geçilemez büyümesiyle beraber farklı bir hal almaya başladı. Bu yeni kültürel savaşta -belki de gerilla fenomeninden kaynaklı- stratejik düşünmenin yanında hızlı ve taktiksel olan da daha görünür ve başarılı olacaktı.

Sanatta yok sayılan Kürtlük

Özverili bir yaklaşımla Kürt resim sanatının tarihi üzerine açıklayıcı işler ortaya konabilir. Arşiv sömürgeci rejimlerin şifresi kaybedilmiş kasalarında olsa da -sözlü tarih hariç- genel geçmişin büyük bir kısmına ulaşamıyor oluşumuz, geleceği inşa edemiyoruz anlamına gelmiyor elbette. Türkiye bazında ele aldığımızda aslında herkesin bildiği üzere etkili ressamların çoğu “Türk sanatçı” diye anılıyor. Bu, bütün sanat dalları için geçerli. “Kürt diye bir şey yoktur”, “doğulu vatandaşlar”, “Kürt kökenli vatandaş”, “terörist Kürt”, “benim Kürt’üm”. Bunlar Kürt kültürel üretiminin önündeki engel söylemlerin çok azı. Belki de bu yok sayma politikaları “bana bir parça ekmek veren Kürt”e evrilmeden önce Kürt sömürgecilik karşıtı sanatçılar bu dışlayıcı politikaları tarihe gömecek. Bu “herkes” için en hayırlısı olabilir.

Kürtler kendi sembollerini oluşturuyor

Tüm bu hikayenin içinde Kürt resim sanatı, direniş kültürünün temel taşlarından olma misyonunu almış oluyor. Kürt resmi son yıllarda Güney Kürdistan’da ve Rojava’da daha özgür bir üretim zemini buldu. Dijitalleşme çağıyla birlikte hareket alanını evrensel düzleme taşımaya başlıyor. Özellikle Kobanê direnişinden sonra Rojava direnişine odaklı bir üretim göze çarpıyor. Yaşanan hemen her olay Kürt ressamlar tarafından bir şekilde belgeleniyor. Ve nihayetinde Kürtler kendi sembollerini oluşturmaya başladıkça ve var olanı koruyacak mekanizmayı geliştirdikçe “geleceğin tarihi”nde söz sahibi olmaya başlıyor.

* Master in Zurich University of the Arts

Yazarın diğer yazıları

    None Found