Kürt sanatçıların ‘KARŞILAŞMALAR’ı

Bircan DEĞİRMENCİ

İçerisinde renkli resimlerin olduğu bir masal kitabını çeviriyormuş hissi veren Mardin’deyiz. Mardin müzesinin arka tarafından sanat galerisi olarak kullanılan eski bir taş yapının önüne geldiğimde kalabalık bir sanatçı grubuyla karşılaşıyorum. Hayatlarını Amed, Mardin ve Batman’da sürdüren sanatçılar sergi için konuklarını bekliyor. İçten ve sıcak gülümsemesiyle ressam Hêlîn karşılıyor beni. Önce sergiyi dolaştırıyor. Ardından çalışmalarını anlatmaları için arkadaşlarını çağırarak yardımcı oluyor.

Merkezkaç Sanat Kolektifi’nin “Karşılaşmalar” başlığını taşıyan sergisiydi bu. Amed’den sonra Mardin Müzesi Sanat Galerisi’nde izleyicileri ile buluşmak için buradaydılar. Önce Merkezkaç Sanat Kolektifi’nin ne olduğunu nasıl bir araya geldiğini merak ediyorum. 2015 yılında bölgedeki sanatçıların görünür olmalarını sağlamak amacıyla 7 kişilik bir grupla bu kolektifi oluşturmuşlar.

Murat Kartal süreci şöyle anlatıyor: “Amacımız buradaki sanatçıların potansiyelini ortaya çıkartma ve uluslararası anlamda söz sahibi olmaya çalışmaktı. 2017 yılında Diyarbakır’da yurtiçi ve yurtdışından akademisyenlerin katıldığı çağdaş sanat dersleri verildi. Ertesi yıl bu dersler video, enstelasyon, fotoğraf ve performans disiplinleriyle workshoplara evrildi. Sergiyi İstanbul’daki TÜYAP’a götürdük. Bir üst seviye olarak da aynı katılımcılarla üretime çevirmek istedik. Mart ayından beri hazırlıklarımız sürüyordu. Mayıs ayında çağrı yaptık. Başvuruları alırken Mardin, Diyarbakır ve Batman’dan olmasına dikkat ettik. Genç sanatçılarımıza 8 mentör eşlik etti. Eylül ayında işler bitmiş oldu. İsminin ‘Karşılaşma’ olması da jenerasyonların karşılaşması, izleyicilerin karşılaşması…”

İki kuşağın karşılaşması

Remzi Sever, “Karşılaşmalar” adlı bu projeyi Amed’de iki farklı kuşağı bir araya getirmek için yaptıklarını söylüyor. Sever, “2000’li yılların başından itibaren sanata bir şekilde dahil olan arkadaşlarla şu anda üniversitelerden yeni mezun olmuş, genç kuşağı bir araya getirmeye çalıştık. 90’lı yılları yaşamış, işlerini o bilinçle yapan bir kuşak ile bir de Sur dönemini yaşayanlar. Aslında bölgede iki farklı süreci farklı yaşlarda yaşamış iki kuşak. O ara süreçte sanat anlamında ciddi bir boşluk var. Bu boşluk hem eğitim sisteminden hem yereldeki dinamiklerden hem de evrensel anlamda da dünyadaki konjonktürün yetiştirdiği yeni bir genç karakterinden kaynaklanıyor. Bunların tamamının birbiriyle ilişkisi var ve bu ilişkiler sonucunda bir boşluk yaratılıyor. Sanata ilgi azalıyor, sanatla kendini ifade etme arayışları azalıyor” diyor.

Adından da anlaşılacağı gibi sanat dünyasının “merkez” addedilen konumları dışında var olma imkanlarını tartışan Merkezkaç Sanat Kolektifi’nin girişimiyle gerçekleşen “Karşılaşmalar” adlı sergi, Kürt kentlerinde yaşamakla beraber uluslararası sanat gündemine yönelik söz üretmek isteyen bir grup sanatçının Mart ayından bu yana sürdürdüğü hazırlıkların bir sonucu. Sergide yer alan sanatçılar “karşılaşmalarına” sanat izleyicilerinin tanıklığını ve etkileşimini de katmayı hedefliyor.

Alternatif bir buluşma olabilmeyi amaçlayan “Karşılaşmalar” atölye ve söyleşileri de içeren bir programla 8 ayrı alt grubun çalışmalarını sergiliyor. Sergi kapsamında Remzi Sever, Sinem Yaşar, Eylem Kaya, Ömer Aydın, Uğur Orhan, Revan Yaşar, Rojda Serin, Dilan Eroğlu, M. Ali Boran, Mizgin Uçar, Hasan Atılgan, Berat Işık, Fatoş Güneri, Hêlîn, Serhat Özcan, Berçem Yıldırım, Murat Gök, Eren Kara, İbrahim Yamaç, Barış Seyitvan, Mehmet Yazıgan, Şefik Özcan, Büşra Dilek ve Şilan Doğan’ın çalışmaları yer alıyor.

Derdime yanak yok

Gözümüze duvarda bulunan bir yelpaze çarpıyor. Hêlîn’in yaptığı bu çalışma; izleri, belirsizlikleri ve kayıplarıyla Türkiye tarihinin yüzleşilemeyen en önemli olaylarından biri olan Dersim katliamını anlatıyor. Dersim’in isminin değiştirilmesine gönderme yapılarak tunç bir levha kullanılmış. Yelpazenin üzerindeki renkler ve şekillerde ise Dersim’i simgeleyen Munzur, gözeleri, tren rayları, ayak izleri gözüküyor. Hêlîn, “Çayan Demirel’in ‘Dersim 38’ adlı belgeselinde Dünya Ana ağlayarak konuşurken, ‘Kimse bizi anlamıyor. Derdime yanak yok’ diyordu.

Çok etkilendim ve o cümleden yola çıkarak çalışmanın adını ‘Derdê mi rê Alişke Çin a’ (Derdime Çare Yok) koydum. Dersim’de hem katliam oldu hem kızlar kaybedildi. Kimisi istediğinde gelip bu sorunu açıyor, isteyen kapatıyor. Yelpaze esprisi de o yüzden. Türkiye’nin ve kalbimizdeki sızılardan biridir Dersim” diyor.

Hêlîn’i 2011’de Suriçi’ndeki eski bir evde Musa Anter’in ölüm yıldönümünde bir ses enstelasyonu yaparken tanımıştım. Dicle Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olan Hêlin, 2008’de ilk kişisel sergisi Kargaşa’nın yanı sıra pek çok karma sergide yer almış. Batman’da yaşayan sanatçı, 3 yıl önce 15 yıllık öğretmenlik görevinden ihraç edilmiş.

Kürt sanatçı olmanın dezavantajlarını şöyle dile getiriyor: “Bir kere ötekisiniz, bu çok önemli bir şey. Öteki olduğunuz için her zaman önyargıyla yaklaşılıyor. Çünkü görünürlüğünüz çok az. En azından kendi adıma söyleyeyim. Mesela yaptığım birçok çalışma pek çok kişi tarafından fazla radikal bulunuyor. Bir başkası yapsa belki takdir alacak ama Kürt olduğumuz için görmezden geliniyor, beğenilmiyor. Bana göre sanatçının çevresine, topluma, insanların yaşadıklarına karşı duyarlı olması gerekiyor. Bunun Türklük ve Kürtlükle ilgisi yok. Çalışmalarım devam edecek. Atölyem var ve sürekli okuyup, takip edip, çalışıyorum. Bu benim yaptığım, kendimi ifade ettiğim tek iş.”

Geçmişten kalan yadigarlar

Ardından başka bir duvarda küçük bir heybe, bir taş, içerisine kokulu yağlar konulan gümüş bir esans kutusu, siyah boş bir çerçeve görüyoruz. Genç sanatçılardan Revan Yaşar’ın çalışması bu. Revan Yaşar, ”Ji duh / dünden beri” adlı enstelasyon çalışmasıyla, kendinden önceki kuşakların geçmiş yaşantılarıyla yüzleşerek topladığı yadigârları gözler önüne seriyor. Revan 55-90 yaş arasındaki kişilerle röportaj yapıp onlara ait hatıra olarak sakladıkları objeleri toplamış. Siyah boş çerçeveyi ise kendi hikayesi için yerleştirmiş.

Halatlarla bağlanan güven

Murat Gök mentörlüğünde Resim Bölümü mezunu İbrahim Yamaç’ın “Müsaadenizle” adlı videosunda apartman boşluğunun korkuluğuna halat gererek, 1980 ve 1990 öncesi Amed’de doğal ve yaygın olan yatay mimarinin yerine günümüzde dikey mimarinin (apartman tarzı) tercih edilmesinin beraberinden getirdiği olumsuz sonuçlara dikkat çekiyor.

Yamaç, çalışmasını şöyle anlatıyor: “2000’li yıllardan önce yatay bir mimari söz konusuydu. Herkes komşusunun kapısını müsaade istemeden güvenle çalabilirdi ama günümüzde siteleşmeyle apartman tarzı yapılaşma güven kırılmasına yol açtı. Bu duruma dikkat çekmek için halatlarla tekrar bir bağ oluşturarak, düğüm atıp yeniden güçlendirmeye çalıştım.”

Mardin Artuklu Üniversitesi Güzel Sanatlar mezunu Eren Kara da, ”This is a …” videosunda özenle kurulan bir masayı bilinçsizce devirirken yıkım ve kurulumun keskin yüzünü siyah ve beyazın zıtlığını bireysel ve toplumsal olanın ayrımına dayandırıyor. Kara, tarih boyunca insanların toplumsal hayat içerisindeki üretimlerinin ve edindiği deneyimlerinin dönüşümünün yapısal olarak uzun sürdüğünü, fakat bu yapılaşmış birikimin çabuk yıkıldığının ayrımını videosuyla dile getiriyor. Kara, ”Çalışma, yapıcılık ve yıkıcılığı anlatıyor. Bir şeyleri yapmak çok zorken yıkmak çok daha kolay. Kendi elimizle yıkıyoruz” diyor.

Binaların gölgesinde tandır

Sergide büyük binaların gölgesinde kalan tandır çizimlerini görüyoruz. Amed’den katılan sanatçı Serhat Özcan bu çalışmasında yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahip olan Tandır’ı konu olarak seçmiş. Amed’de 75 metrelik yol olarak bilinen Mahabad Bulvarı’nda oturan Özcan, tarlaların arasındaki tandırlar dikkatini çekmiş. Bu tandırlarda pişirilen ekmeklerin lüks sitelere satıldığını görmüş. Daha sonra tandırla ilgili araştırma yapmış. Özcan şunları anlatıyor: “İlk olarak ısınma amaçlı düşünülerek toprak evlerin altına dizayn edilirmiş. Evin ortasında bulunan tandır aynı zamanda ekmek fırını olarak da kullanılmaya başlanmış. Başlangıçta tandır, tavanda bacası olan evlerde kullanılırmış, daha sonraları evin dışına da yapılmaya başlanarak içinde et ve ekmek pişirilmesine uygun duruma gelmiş. Bölgede yaygın olarak devam eden tandırda ekmek pişirme geleneği, özellikle sofra kültürünün vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Kürtlerin, Fasların, Arapların, Azerilerin genel kültürünü yansıtan tandır ekmeği veya nanê tenûrê, asırlardır insanların sofrasındaki yerini koruyor.”

Kentleşmeyle birlikte yok olmaya yüz tutan tandır ekmeğinin şimdilerde şehirlerin yoksul mahallelerinden çıkıp marketlerde, sokaklarda, insanların yoğun olduğu yerlerde satılmaya başlandığını hatırlatan Özcan, “Ticari amaçla kullanılmaya başlanan bu tandırlar, metropol şehirlerde, lüks binaların arasında kendine yer edinerek postmodern bir görüntüye dönüştü. Bu duruma dikkat çekmek için bu çalışmayı yaptım” diyor.

Mardin Artuklu Üniversitesi’nden mezun Ömer Aydın ise “Drutina Yadé” (Annemin Dikişleri) adlı işinde Röntgen film üzerine yaptığı yağlı boya müdahalelerle oluşturduğu eksik anne figürünü annesinin dikişleriyle bir araya getirerek, erkek olarak kendisini var eden kadının ölüm-ölümsüzlüğünü göstermeye çalışıyor. Aydın, “Kendimden yola çıkarak anlatmaya çalıştım. Hasta psikolojisi üzerine kadın imgelerini kullanarak eksik deforme bir kadın görüntüsüyle tasvir ettim” diyor.

Kadın aklıyla sorunlara yaklaşmalı

Galerinin başka bir köşesinde ise çiçek desenli bir kadın kıyafetinin asıldığını ve yanındaki videoda harabe halindeki bir yapının aynı kumaştan bir parçayla yamalandığını görüyoruz. Dicle Üniversitesi Resim Bölümü’nün 2001 mezunlarından Remzi Sever, ”Yama” adlı çalışmasında toplumsal yaralara karşın yine kadının varoluşsal duruşuyla adeta bir tılsım etkisiyle iyileştirdiği, koruduğu ve sakladığı travmalara dikkat çekerken, kadının bir tanrıça gibi yeniden etrafını şekillendirdiği, yarattığı gerçeğine değiniyor. Sever, annesinin giydiği kıyafetten bir parçayla yıkık bir duvarı yamalayarak onarmayla kadının iç tepkisini gösterirken, izleyiciyi ana sıcaklığında bir yolculuğa çıkarıyor.

Sanatçı Sever, nasıl yola çıktığını şöyle anlatıyor: “Ben küçükken çok top oynardım. Sürekli pantolonum ayakkabım yıpranırdı. Annem de pantolonumu yamayarak bir çözüm buldu. ‘Bundan sonra top oynarken bu pantolonu giyeceksin’ dedi. Tabi zaman içerisinde o pantolonun her tarafı yamalarla doldu. Çünkü sürekli pantolon yırtılıyordu. Tarih boyunca bölgede yaşanan olayların savaşların hepsinin erkek kafasının bir ürünü ve erkeğin yarattığı bir dünya olduğunu düşünüyorum. Geldiğimiz noktada artık erkeğin aklının işin içinden çekilip kadın aklıyla olaylara, sorunlara yaklaşmamız gerekiyor. Bir anne elbisesinin kumaşından yaptığı bir yamayla nasıl çözüm bulmuşsa insanlık açısından artık kadının daha aktif bir rol alması gerektiğini düşünüyorum.”

Kadının ‘sessiz’ çığlığı

Fatoş Güneri’nin yaptığı Silent/Sessizadlı video ise Amed Sur’larını gördüğümüz, çok uzakta siyah bir dumanın tüttüğü sessiz bir Amed manzarasıyla açılıyor. Bir süre sonra görüntüye, belli aralıklarla ritmik bir şekilde ilerleyen top sesine benzer bir ses eşlik ediyor. Kameranın hareketiyle aslında sesin, bir kadının elindeki tokmağı var gücüyle vurduğu halıdan geldiğini anlıyoruz. Her vuruş dalga dalga evrende kaybolmayan ses dalgaları arasındaki yerini usulca alıyor ve yine her vuruşta çıkan ses, bu coğrafyada sesini ancak doğurganlığını kaybedip, dul kalıp ve birkaç çocuğunu gömdükten sonra duyurabilen kadınlara selam gönderiyor. Bizlere ise bir çağrı, durmayın ayağı kalkın, bahar temizliği başlasın.

Güneri, videonun daha çok tepki niteliğinde olduğunu söyleyerek, “Amacımız bir kadının sessiz çığlığını yansıtmaktı. ‘Modern’ bir kadınının ona yakıştırılan kimliğine karşı tepkisini halıyı döverek var gücüyle boşalımını anlatıyor.”

Derin Yarıklar

Sanatçı Barış Seyitvan’ın ekibiyle birlikte yürüttüğü karşılaşmalar sergisinde ele aldığı göç, yersiz-yurtsuz, zedelenen kimlik ve travma gibi kavramları ‘Derin Yarıklar’ başlığıyla ortak bir noktada topluyor. Bir çocuğun hızlıca alçaktan uçan bir jetin verdiği rahatsızlığa duyduğu tepkisi ve onda yarattığı derin travmatik durumun temsiline odaklanan Barış Seyitvan, halen Ortadoğu coğrafyasında şiddetle devam eden, savaş ve çatışma durumlarının etkilerini de çocuklar açısından ele alıyor. Genç sanatçı Mehmet Yazıgan ise çatışma durumlarının etkilerini göç ve göçün kalıcı bellek üzerindeki tahribatını video olarak anlatıyor.

Biz neden beraber iş üretemedik

Üzerinde tunç harflerden oluşan bir dükkan tabelası dikkatimizi çekiyor “Biz Neden Beraber İş Üretemedik” diye yazıyor. Mehmet Ali Boran ve Hasan Atılgan ”Meskun Mahal” adlı bir proje içerisinde yer almışlar. Son iki yıldır gözetledikleri ve soyu tükenmek üzere olan Anadolu parsının çizgi roman karakterini çizmeye başlamışlar. Mehmet Ali Boran, “Birçok hayvanı da bu bir çizgi romanda topladık ama sanatın estetik anlatımı bağlamında aramızda tartışmalar çıktı. O işi tamamlayamadık. Bir araya gelememiş iki sanatçının işin içerisinden çıkamama durumu. Bir araya gelme, demokratik tepkiler oluşturma, ve bir araya geldiğimiz zaman voltranı oluşturabiliriz söylemi dayatılmakta. Bunun bir yerde bizim omuzlarımıza yüklenen bir yük olduğunu gördük ve kolektif olmanın aslında bir yerde üretememeyle sonuçlandığını gördük. Burada amacımız ‘biz beraber neden iş üretemedik’ sorusunu siz izleyicilere sordurtmak ve kendimize özeleştiri yapmak” diyor.

Karşılaşmalar sergisi Kasım ayında yapılacak bir söyleşi ve sergi ile İstanbul’daki sanat izleyicileriyle de buluşacak.

Yazarın diğer yazıları

    None Found