Kürt sinemasında direnen kadın temsili

9’uncu Berlin Kürt Festivali, bu yıl 1-7 Ağustos tarihleri arasında yapılıyor. 2002’den bu yana, Kürt film yapımcıları için önemli buluşma noktası olan ve Mitos Film tarafından düzenlenen festival, bu yıl Kürt filmlerindeki kadın bakış açılarını görünür kılan filmler seçerek festivalin ana temasını “Kadın Direnişi” olarak belirledi. Çok sayıda uluslararası film yapımcısının yeni çalışmalarını sunacağı festivalde 38 uzun metraj, belgesel ve kısa film gösteriliyor.

Festival, IŞİD’e karşı savaşan Kürt ve Êzîdî kadınları konu edinen Eva Husson’ın yönetmenliğini yaptığı Güneşin Kızları filmi ile açılış yapılıyor. Festivalde İranlı Kürt yönetmen Alireza Mohamadian’ın İran’da hapsedilen hamile bir kadının hikayesini anlatan Kurtuluşa Doğru ve Katalan yönetmen Alba Sotorra’nın Kadın Savunma Birlikleri savaşçısı Arin Mirkan’ın portresini ve IŞİD’e karşı direnişi konu edindiği belgesel Komutan Arian da gösterilecek filmler arasında yer alıyor.

Zengin bir programa sahip olan festival; Kürt sinemasının statüsüz bir halkın sineması olarak doğmakta ve gelişmekte olan, Kürtlerin kendini var etme kavgasıyla baş başa giden bir sinema olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Nihayetinde sinemanın doğuşunun üzerinden bir asırdan fazla bir süre geçmiş olmasına karşın hala kendisine ait bir sinema sektörüne sahip olmayan, özgürlük sorunuyla karşı karşıya olan bir halktır Kürtler. Bu bakımdan sinema, özgürlük ve kimliğini kabul ettirme sorunuyla karşı karşıya olan Kürtlere kendi kültürünü ve kimliğini yeniden üretme imkanı sunmaktadır. Kuşkusuz Kürt yönetmenlerin filmlerini Kürt Sineması’nın kilometre taşları olarak nitelemek yanlış olmaz. Bu filmler Kürtlerin bir halk olarak yaşadığı acıları, özgür olma arzularını, mülteci konumuna düşürülmelerini ve özgürlük için direnişlerini yansıtıyor. Bu bakımdan Kürt Sineması denince akla ilk gelen olgular, özgür bir ülkeye duyulan özlem, kimliğini ve kültürünü duyurma isteği, bu uğurda mücadale eden kadınlar ve erkeklerin serüvenleri ve süren çetin direniştir.

Kürt sinemasının Kürtleri dünya izleyicisine tanıtma, işlevinin yanı sıra ve belki daha da önem arzeden bir diğer karakteri, Kobanê savaşından beri birçok medya kuruluşunun dikkatlerini çeken ana figürler halini alan Kürt kadınlarının direnişinin bir çok açıdan kürt sinema ve belgesellerinde direnişin odağı olarak yer almasındadır.

Nihayetinde savaşan Kürt kadınların kim oldukları, hangi dünya görüşü ve ideallere sahip oldukları, bugünkü direnişlerinin ardında yatan tarih ve Kürt siyasi kültüründeki toplumsal cinsiyet politikalarıyla ilgili sorunları bu üretimlerle daha da görünür kılınmaya başlandı.

Bu bakımdan ana akım medya çoğunlukla Kürt kadın savaşçıların varlığını tarih dışı bir şekilde ele alıp ve sahip oldukları siyasi idealleri, dünya görüşlerini ve Kürt kadınlarının çeşitli siyasi mücadelelere katılımının tarihini dikkate almayarak amaç ve pratiklerini siyasi alanın dışına çıkartırken bu festivalde kadın direnişinin odak nokta olarak belirlenmesi daha büyük bir anlam kazanıyor. Kuşkusuz Kobanê’de izlenen daha önce örneği görülmemiş alternatif siyaset ve onun kadın savaşçıları ne medyanın üretmiş olduğu gelişigüzel bir tablodan ibarettir, ne de siyasal ideolojik duruşlarından dışlanarak ele alınacak bir grup kadının verdiği mücadelenin temsilinden.

Festival süresince gösterilecek filimlerde de görüleceği üzere bu kadınlar hem her türden cinsiyetçi dayatmaya hem de bölgedeki soykırımlara ve sistematik olarak Kürt karşıtı siyaset güden çeşitli milliyetçiliklere karşı savaşan gerçek insanlardır. Sanırım sanatın görevi insana bakmak, onu anlamak, sınırlarını kavramak, insanlığa önemli sorular yöneltmekse; idealleri için mücadele eden bu kadınlara odaklanması en hakkaniyetli olandır. Nihayetinde birer kurmacadan ibaret olmayan bu kadınlar, tüm bilgi kirliliğinin uzağında şimdiden gerçek kahramanlar olarak tarihsel birer figür haline gelmiş haldeler.

Yazarın diğer yazıları