Kürt sorunu ve Musul operasyonu

-Tıpkı Birinci Dünya Savaşı gibi, Üçüncü Dünya Savaşı da dönüp dolaşıp en sonunda gelip Musul üzerinde odaklandı. DAİŞ’ten sonra Musul’un kimin eline geçeceği konusunda tarihin en büyük paylaşım mücadelesi yürütülüyor.

– Türk devleti tüm gücüyle Musul’da Kürt etkinliğini önlemeye ve Musul’un Sünni Arapların eline geçmesini sağlamaya çalışıyor. Musul’dan DAİŞ’in çıkarılacağını görüyor ve kentin yeniden DAİŞ benzeri bir gücün elinde kalmasını sağlamak istiyor.

Tıpkı Birinci Dünya Savaşı gibi, Üçüncü Dünya Savaşı da dönüp dolaşıp en sonunda gelip Musul üzerinde odaklandı. Şimdi birçok çevre “Musul Operasyonu” üzerinde duruyor. Bazı basın organlarının yazdıklarına ve bazı siyasi çevrelerin açıklamalarına bakılırsa, “Musul’u DAİŞ’ten kurtarmak için” bir askeri operasyon başladı başlayacak! Hiç kuşkusuz böyle bir operasyonu kim ya da kimlerin yapacağı hususu çok önemli bir konu oluyor. Çünkü ortada DAİŞ’i Musul’dan çıkaracak bir askeri güç ve hazırlık bulunmuyor.

Gerçek durum böyle olmasına ve Musul DAİŞ’in elinde bulunmasına rağmen, sanki Musul DAİŞ’ten kurtarılmış gibi, DAİŞ’ten sonra Musul’un kimin eline geçeceği hususu tartışılıyor. Tartışmadan da öteye, bu konuda tarihin en büyük pazarlığı ve paylaşım mücadelesi yürütülüyor. Bir tarafta Bağdat yönetimi ve müttefiki olan İran devleti ile İran’ın örgütlediği Şii Milis Güçleri var. Diğer tarafta KDP ve müttefiki olan TC devleti ile TC’nin eğittiği Sünni Milis Güçleri var. ABD ise arada kalmış ve bu güçleri uzlaştırmaya çalışıyor.

TC Musul’da Kürtleri istemiyor
Bu çerçevede Irak yönetimi, Türkiye’nin Başika’daki askerlerini geri çekmesini isteyerek Sünni Milis Güçlerin TC askeri desteğinden yoksun kalmasını sağlamaya çalışıyor. Eğer bu gerçekleşirse ve Musul da DAİŞ’ten kurtarılırsa, o zaman Musul yönetiminde Şii Araplar daha etkili hale gelecek. Dahası söz konusu çatışma ortamında PKK gerillalarının etkinliği gelişebilecek ve Musul yönetiminde Kürtler de söz sahibi olacak. TC yönetimi işte bunu istemiyor ve özellikle Musul üzerinde özgür Kürt etkinliğinin gelişmemesi için her şeyi yapıyor. Öyle ki, neredeyse Irak toprakları üzerinde Irak yönetimini suçlayacak bir üslupla saldırıyor.

DAİŞ ile Musul pazarlığı
Bu temelde ortalığı kaplayan sözde bir Musul operasyonu var. İnsanlar her sabah Musul operasyonu ile uyanıyor. DAİŞ sonrası Musul’u ele geçirme mücadelesi bütün şiddetiyle sürüyor. Ancak Musul hala DAİŞ’in elinde ve Musul’u DAİŞ’ten kurtarmak öyle kolay bir iş de değildir. O halde Musul DAİŞ’ten nasıl kurtarılacaktır? İşte bu noktada TC devleti ve AKP hükümeti öne çıkmakta ve AKP’nin saldırıları anlam kazanmaktadır. Çünkü TC’nin bir Cerablus pratiği var. Cerablus’u DAİŞ ile anlaşarak ele geçirdi ve bunu her yerde yapabileceğini gösterdi. Bu nedenle, daha kurtulmadan Musul pazarlığı yapanlar, belli ki TC’nin DAİŞ ile anlaşmasına güveniyor ve dayanıyorlar.

3. Dünya Savaşı Musul Sorununa dayandı
Güncelde tartışılan sözde Musul operasyonunun bir boyutu bu olurken, diğer boyutu ise söz konusu operasyonun Üçüncü Dünya Savaşı ve Kürt sorunu ile ilişkisi oluyor. Çünkü çeyrek asırlık Üçüncü Dünya Savaşı da bugün gelip Musul Sorununa dayanmış ve bu da Kürt sorunu ile etle tırnak gibi iç içe geçmiş bulunuyor. Dikkat edilirse, daha Musul kurtarılmadan “Kimin eline geçeceği” pazarlığı yapılıyor ve bu pazarlığın merkezinde de Musul’da Kürtlerin etkili olmaması çabası bulunuyor. Bu çabayı da Kürdü inkar ve imha siyasetini birinci derecede yürüten Türk ulus-devlet faşizmi sürdürüyor.
İşte bu noktada Musul sorununu doğru kavramak gerekiyor. Bugün Musul operasyonu olarak gündeme gelen Musul sorununun tarihi geçmişini ve güncel siyasal içeriğini doğru bilince çıkarmak önem taşıyor. Dahası Kürt sorununun esası olarak Musul sorununu iyi bilmek gerekiyor. Yine bu sorunun Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesindeki belirleyici rolünü ve kapitalist modernite sisteminin küresel hegemon haline gelmesindeki önemini her zaman göz önünde bulundurmak önemli oluyor.

Musul savaşı nasıl sona erdi

Bilindiği gibi, geçmişte Kürt sorununa Musul sorunu deniyordu. Tarihsel olarak oluşmuş Musul Vilayetinde Kürtler çoğunluk oluşturan bir toplum durumunda bulunuyordu. Birinci Dünya Savaşı sona ermesine rağmen, Musul savaşı 1926’ya kadar sona ermedi. Lozan’da 1923 yılında İngiltere yönetimi ile Kemalist Hareket anlaşıp TC sınırları çizilmesine rağmen, Haziran 1926 Ankara Anlaşması’na kadar TC-Irak sınırı çizilemedi. 1920’den 1926’ya kadar Birinci Dünya Savaşı yoğun bir Musul savaşı olarak devam etti.
Peki söz konusu Musul savaşı nasıl sona erdi? Bu konuda Şeyh Sait İsyanı ve TC’nin bundan duyduğu korku çok önemli bir rol oynadı. Kürtlerin özgürlük talebinden korkan ve Musul’da etkinlik kuran Kürtlerin özgürlük mücadelelerini daha güçlü geliştireceklerini gören TC yönetimi, Musul üzerinde İngiltere ile yürüttüğü mücadeleyi, Musul Vilayetini İngiltere’ye bırakarak sona erdirdi. Bunun karşılığında Musul Vilayetinin Kürtlere verilmemesini, bir Arap vilayeti haline getirilerek Kürdü inkar ve imha siyasetini İngiltere’nin de benimsemesini aldı.

Musul’un Araplaştırılması
Halbuki Musul Vilayeti Misak-ı Milli içindeydi. Musul Vilayetinde çoğunluk nüfus Kürtlerdi. Misak-ı Milli “Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar” olarak tanımlanmıştı ki, Kürt nüfusun çoğunluk oluşturduğu Musul Vilayeti de bu topraklar arasındaydı. Ancak Kürt özgürlüğünden korkan ve Kürt inkarı ve imhasını bir strateji olarak benimseyen TC yönetimi, bazı çıkarlar ve Kürt soykırımını kabul etmesi karşılığında Musul Vilayetini İngiltere’ye sattı. Böylece Kürtlerin inkarı ve imhası karşılığında Musul’un İngiltere’ye bırakılması ve daha sonra Arap toprağı yapılması kabul edildi.
Musul’un Araplaştırılmasında birçok siyasi plan hayata geçirildi. Bunlardan birisi de demografiyi değiştirmektir. İngiltere denetiminde oluşturulan Irak sisteminde Musul topraklarının bir kısmı başka vilayetlere bölünerek Musul Vilayetinde Kürt nüfus azınlık konumuna düşürüldü. Kerkük, Süleymaniye, Hewler ve Duhok vilayetleri bu temelde oluşturuldu. Yani Kürtlerin yaşadığı Musul toprakları başka vilayetlere ayrılarak Musul Vilayetinde Kürtler azınlık haline getirildi.
Şimdi Irak, Suriye ve Türkiye’de odaklanan Üçüncü Dünya Savaşı Kürt sorununu öne çıkarmış ve o da yeniden Musul Sorunu olarak gündemleşmiş bulunuyor. Aslında Musul operasyonunun bu denli öne çıkması ve yeniden bir Musul savaşının başlamış olması buradan kaynaklanıyor. Kürt düşmanlığı üzerinde Türk ulus-devlet faşizmini yeniden restore etmek isteyen Tayyip Erdoğan yönetimi, bunu yeniden Musul pazarlığı üzerinden yapmak istiyor.

Kürt soykırımı karşılığı

Musul pazarlığıÖyle anlaşılıyor ki, Musul operasyonu adı altında kapalı kapılar arkasında yoğun bir Musul pazarlığı yürütülüyor. Bu pazarlığın bir ucu da yeniden Kürtler oluyor. Tayyip Erdoğan yönetimi, geçmiş TC yönetimleri gibi, ne pahasına olursa olsun Musul’da Kürt etkinliğinin önlenmesi siyasetini yürütüyor. ABD öncülüğündeki küresel kapitalizm güçlerine Musul’u ve DAİŞ’i vererek, onlar karşılığında kendi iktidarının kabul edilmesini ve Kürt soykırımına destek verilmesini istiyor. Tüm gücüyle Musul’da Kürt etkinliğini önlemeye ve Musul’un Sünni Arapların eline geçmesini sağlamaya çalışıyor. Aslında bu konuda DAİŞ egemenliğine herhangi bir itirazı bulunmuyor. Fakat Musul’dan DAİŞ’in çıkarılacağını görüyor ve böyle bir durumda Musul’un yeniden DAİŞ benzeri bir gücün elinde kalmasını sağlamak istiyor.
Demek ki aslında DAİŞ’e karşı bir savaş veya kurtarmayı amaçlayan bir Musul operasyonu ortada yoktur. Gerçekte olan, Kürt soykırımı karşılığında açık bir Musul pazarlığının yürütülmesidir. Eğer bu pazarlık bozulmazsa, doksan yıldır olduğu gibi bundan en büyük zararı Kürtler görecektir. Kürtler içinde de en fazla Başurlu Kürtler zarar görecektir. Eğer Musul pazarlığı TC devletinin istediği gibi tamamlanırsa, işte o zaman Güney Kürdistan’daki mevcut statünün sürdürülmesi imkanı tümden ortadan kalkacaktır. Başta KDP olmak üzere Güneyli örgütlerin ve tüm Başur halkının bu gerçeği çok iyi görmesi ve bu oyunlara karşı durmayı bilmesi gerekir.

Yazarın diğer yazıları