Kürt soykırımı

Türk devleti tarih sahnesine çıktığı günden beri, kendi korkularının meşrebine göre, birincilik Kürtlerde olmak üzere, toplulukları tasnifleyip, fişliyor, sonra AKP’nin bile ağzından düşürmediği “yurtta sulh, dünyada barış” sloganıyla, tek düşürdüğünün üstüne çullanıyordu. Bunun adı, dünya ile uyum sağlamak, medeniye entegre olmaktı.
Bu çabayla, NATO’lu, Amerika ve Avrupalı medeniyetle bütünleşmek üzere, 60 yıldan beri batının kapısında, içeriye girme sırasını bekliyordu.
Gel gelelim AKP iktidarı NATO’ya, Amerika’ya bağlılık diye diye ani freni ve ardından ters dönüşüyle, kasa fazlası petro doları olan ve bu parayla kendi rejimlerini ihraç eden Katar ve Suudi Arabistan saflarına atlıyor, bu arada İsrail’i soykırım yapan terör devleti olarak tanımlıyordu.
“Haydi arkadaşlar, hep birlikte terörizmle savaşalım” naralarıyla dünyayı ayağa kaldırıyor, sonra dünya garibi (yabancısı) bir hamleyle, Suriye’ye “Allahuekber” haykırışları ile bomba patlatan kollar gönderiyor, dünya televizyonları da görüntülerini yayımlıyordu.
Beri yanda TC, İsrail’i Filistin’de soykırım yapmakla suçluyor, ama Ermenilerin süren davalarından sonra, bölgenin başlıca yerli halkı Kürtler de, Türk devletine karşı Genocide (soykırım) suçlamasıyla, uluslararası mahkemeye baş vuruyorlardı. 
Yunanca ırk, kabile, topluluk anlamına gelen “geno” ile yine Yunanca’da öldürmek, yok etmek olan “cide” kelimesinin birleştirilmesiyle elde edilen “Genocide” bir insan soyunu kırmak, yok etmek, yani insanlığa karşı suç işleme demektir.
Bu terörizmin de ötesinde insanlığa düşmanlık suçlaması…
“Genocide” terimi ilk defa, Hitler’in adamlarının (Naziler) yargılanması sırasında, iddianamede yer aldı. Birleşmiş Milletlerin (BM) 9 Aralık 1948 tarihinde, insanlığa karşı işlenmiş suçların önlenmesi sözleşmesiyle de evrensel hukuk deyimi haline geldi. 
Sözleşmeye göre ulusal, etnik, ırksal bir grubu kısmen veya tamemen yok etmek, bu amaçla onlara bedensel ve zihinsel (maddi-manevi) zarar vermek, yaşam şartlarını kasten değiştirmek Genocide, yani insanlığa karşı suçtur.
Sürgündeki Kürt yazar Haydar Işık’ın öncülüğünde, Almanya’da kurulan Dêrsimi Yeniden İnşa Cemiyeti, BM sözleşmesini doğrultusunda yaptığı seri çalışmalardan sonra, Dêrsim özelinden yola çıkarak, TC’nin Kürdistan’da soykırım uyguladığını içeren dava dosyası, avukat Erdal Doğan tarafından, Lahey’deki (Den Haag) Uluslararası Suçlar Mahkemesine sunuldu. 
Mahkemeye verilen dosyada, bugün de devam eden soykırım örneği verilerle doludur. 1925’den İkinci Dünya Savaşına kadar kan gölü ve yangın alanıdır, Kürdistan.
Genelkurmay Başkanlığınca yayımlanan kitap, bir tek başına devlet eliyle işlenmiş suçlar zinciri delilleridir. “İsyan var” gerekçesiyle, ölümden kaçan savumasızların kanı akıtılmış, “Zilan deresi leba leb insan ölüleriyle doldu” övünmesi, bebeği, genci, ihtiyarıyla ölümden kaçan onbinlerin son çığlığıdır. Savunmasız masumların kırımı, çocuk kırımı övünmeleri ise suç itirafıdır.
Mahkemeye verilen dosyada, dönemin iktidar gücünün, dinci bir çetebaşının, “köklerini kurutun” diye haykırmasına benzer yazılı emirleri sıralanıyor, bu emirlerle soyların kurutulduğu anlatılıyor, sonra Dêrsim özeline geliniyordu. 
 Dêrsim’de kırımın gerekçesi isyandı. Uluslararası insanlık suçları davasına bakan mahkemeye verilen dosyada isyanın “i”sinin bile bulunmadığı, planlı, programlı bir soykırımın yürütüldüğüne delil olarak, Atatürk’ün söylemleri, resmi raporlar, hükümetin köy yakma talimatnamesi dahil, kararları gösteriliyordu.
Dosyada, Dêrsim kırımının, 1925 yılında yürürlüğe konan planın devamı olduğu resmi belgelerle anlatılıyordu. Bebek, ihtiyarın kırımı, çocukların kaçırılıp devşirilmesi, toplu sürgünler, dil, kültür, Kürdistan’ın kişiliği olan adı, köy, kasaba, insan isimlerinin yasağı da bir bütün olan soykırım suçunun boyutları olarak sayılıyordu.
Öte yandan, Kürt soykırımı, Türk dincilerinin öne sürdükleri, Recep Erdoğan’ın “asimilasyon bitti” diye bağırdığı gibi, Atatürk’le bitmemiş, gününüzde kimlik, statü, dil, isim, kültürün öteki açılımları, mülkiyet ve yerleşim özgürlüğünün kısıtlanması olan yasak bölgelerle devam ediyordu.
Soykırım suçlaması, çok ağırdır. İnsanlığa suç işleme, yani ninsanlık suçlusu demektir, çünkü.
Kürtler ayrı bir halktır. Ülkeleri ayrı, dilleri, kültürleri farklıdır. Ama kendi dilleriyle eğitim göremiyor, yasak altında kültürlerini yaşayamıyor, isimleri bile kullanmıyor, buna ek olarak yurtlarında top, tank, ucak, yıkım ve yangın, kısacası yok oluşun sesi hiç eksilmiyor.
Kürtler buna soykırım diyorlar. Mahkeme ne karar verecek bilemiyorum, ama Birleşmiş Milletler sözleşmesine Kürtler için geçerliyse eğer, tek başına dil yasağı bile soykırımdır, hukukçulara göre…
Ve, Ermeniler, Yunanlılar’dan (Rum) sonra bir kere daha resmen soykırımcılıkla suçlanan TC, hala Kürtlere terörist diyordu.

Yazarın diğer yazıları