Kürtle birleşemeyen ulusalcı mayın eşeğinin kuyruğu olur

Ne diyorlar?                         

ABD’nin göçmenler dışında Türklere vize yasağı koyması “orantısız” tepkiymiş.

ABD konsolosluk çalışanı bir TC uyruklunun tutuklanması “adaletin” icabıymış, buna karşılık ABD’nin vizeleri askıya alması Türkleri cezalandırmakmış.

Laf cambazları acemi.

ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler İkinci Dünya Savaşının sonucu kuruldu. O güne kadar şeklen “tarafsız” olan Türk devleti, İngiliz nüfuz alanından ABD nüfuz alanına geçirildi. Savaşın galipleri dünyayı aralarında paylaştılar.

Şimdi “Üçüncü Dünya Savaşı”… Henüz savaşın kesin sonucunu görmedik. Kimin hangi bölgeleri nüfuz alanına geçireceği belli olmadı. Ama bazı sonuçlar var.

En önemli sonuç Türk devleti büyük bir hırsla girdiği bu savaşı kaybetti. Dün İran’ı, Suriye Alevi Araplarını geriletmek ve özellikle Musul, Kerkük ve Halep üzerinde egemenlik kurmak için başına geçmeye kalkıştığı “Sünni alemine” karşı, savaşın muhtemel galipleri Rusya ve İran Türkiye’ye “mayın eşeği” muamelesi yapıyor. Onu İdlib’e sürüyor. Yaptığını temizle demektir bu. Yenilenlere reva görülen muamelenin formülü böyledir.

İkinci büyük ve muhteşem sonuç, Kuzey Suriye halklarının PYD’nin öncülüğünde savaştan zaferle çıkmış olmasıdır. Suriye’de Rojava “sıfır kilometre kare” iken şimdi, yaklaşık 911 kilometrelik Türkiye-Suriye sınırının 820 kilometresini Kürdistan özgürlük güçleri kontrol ediyor. Türk devletinin hareket ettiği sınır uzunluğu topu topu 90 kilometre.

Ama deniyor, Kuzey’de büyük kayıplar yaşandı. Devlet bütün belediyelere el koydu, kitlesel sürgünler sonucu bölgenin demografik durumu değiştirilmek isteniyor. Ve daha pek çok şey… Doğrudur. Kobanê serhildanı ile başlayan direniş sürecinde Kuzey halkı büyük kayıplar yaşadı ve ağır bedeller ödedi. Sonuç ne oldu? Türk devleti, Suriye devleti, Rusya ve İran devletleri Rojava devrimini boğamadı. Böyle olunca kim kazanmış oldu? Elbette direnen ve bedel ödeyen Kuzey kazanmış oldu. Kuzey Saray’ı yendi. Şöyle:

Eğer Kobanê düşseydi, Erdoğan rejiminin Müslüman Kardeşlerle, bunların zayıflayıp, El Kaide’nin güçlenmesinden sonra DAİŞ’le, El Nusra’yla ilişkileri “meşruiyet” kazanacak ve Türk devleti Irak ve Suriye’de “Sünni kuşağın” başına geçerek, savaşın galibi olacaktı. Olamadı. Saray savaşı kaybetti, yukarıda dediğimiz gibi, şimdi İran ve Rusya Türkiye’yi, eski ortaklarıyla savaşa sürüyor. Bu iki devlet İdlib’in etrafında konumlanmış, Türk askerine “DAİŞ’çiliğin doğurduğu pisliği” temizlettiriyor.

Başka işler de oluyor. Rusya NATO’ya karşı hamle üstüne hamle yapıyor. Suriye’ye yerleşmekle kalmıyor, NATO üyesi “mağlup ve çaresiz” Türkiye’yi adım adım kendi hegemonyasına almaya çalışıyor. Saray ise iktidarını korumak için Türkiye’yi her geçen gün biraz daha fazla NATO’dan ve AB’den uzaklaştırıyor, Rusya’ya, Çin’e, İran’a yakınlaştırıyor.

ABD buna karşı ne yapıyor?

Örneğin vize yasağı getiriyor.

Ve bilelim ki, bu daha başlangıç bile sayılmaz.

Küresel emperyalist güçler arasındaki çelişkiler öylesine amansızdır ki, ABD ve NATO güçleri, “düşman saflarına” geçmeye kalkışan Saray rejimini kesinlikle affetmeyecektir.

Burada duralım: Çünkü bazıları böyle bir sonucun “faşizmden kurtuluş” anlamına geleceğini sanmaktalar. Öyle değildir. Örneğin ABD Irak’ta Saddam rejimini “affetmediği” zaman ne oldu? Esad rejimini cezalandırmaya kalkıştığında ne oldu? Her iki ülke paramparça olmakla kalmadı, milyonlarca insan savaş silindirinin altında pestile döndü.

Eğer içeride demokratik bir alternatif yoksa, emperyalist müdahale kaosa yol açar. Türkiye böyle bir tehdit altına artık girmiş bulunuyor.

Süper güçlerin çelişkileri, bölgesel emperyalist Türk kapitalist modernitesinin çok yönlü krizi demokratik çözüm için olanak yaratır. Ama olanağı kullanabilmek için bir güce ihtiyaç vardır.

Bu güç, Kürt sorununda açık bir fikre ulaşmadıkça ortaya çıkmayacaktır. Irak’ta bu nedenle kaostan çıkılamıyor, Suriye’de de o nedenle kaos sürüyor.

Ortaçgil’in şarkısını yeniden hatırlayalım: “Sensiz olmaz”.

“Kürtsüz olmaz.”

“Kürtsüz ulusalcı, Kürtsüz CHP, Kürtsüz Sözcü, er ya da geç Erdoğan’ın kuyruğunda helak olacaktır. Örneğin Sözcü’de şimdiden “Aydınlık casusu” bir yazar, İdlip savaşına övgüler düzmeye başladı bile…

Bu tuzağa düşmeyin…

Yazarın diğer yazıları