Kürtler ‘muhteşem bir halk’ da…

Ahmet KAHRAMAN

NATO toplantısı için, Brüksel’e gelen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, düzenlediği basın toplantısında, gazeteci Berzan Hesen’in sorusu üzerine Kürtler için, şöyle diyordu:

“Kürtler çok cesur ve büyük bir halk. Aynı zamanda büyük savaşçılar. Kürtler, zeki bir müttefikimizdir. Tüm bileşenleriyle muhteşem bir halk…”

Bu tür sözler, Kürtlerin deyimiyle, “koltuk verme”dir. İçinde ironi de barındıran, AKP-MHP türü Türklerin pek sevdiği kişilik bulma yolunda, moral veren cinsten kışkırtıcı övgü…

Gazeteciler, bir zamanlar, yabancılardan övgü duyarak, kişilik bulma sevinci yaşamak isteyen Türkleri mutlu etmek için, turistlerin yoluna çıkıyor ve “ülkemizi beğendiniz mi?” diye soruyorlardı. Gazeteler, turistlerin anlayan, algılayanlar için, alay ve küçümseme dolu, “deniz, kum ve güneş güzel. Şiş kebap nefis, Türk erkekleri de çok güçlü” cevabını, deve dişi harflerle birinci sayfaya yerleştiriyorlardı.

Başlığı görenler, iyi bir sadaka koparmış Medine dilencisinin mutlu gülümsemesiyle, “bir Türk dünyaya bedeldir” nakaratıyla avunuyor, seviniyorlardı.

Kürtlerin, böyle bir derdi yok. Onlar, tarih yeşerirken vardı. Ana yurtları medeniyetinin yaratıcıları, eken ve dikenleridir, onlar.

Ama, “koltuk verip” yüceltme olayı da yeni değil, tarihi eskidir. Egemen güçler, bunu hep yaptılar, yapıyorlar. Romalılar, ötede çaresizlikler içinde yaşayan halklara, el uzatıp yardım etme yerine, onları, yücelten övgülerle mükafatlandırıyorlardı. Romalı Sezar, bunlardan başlıcasıydı…

 Trump’a “sen ki, çağdaş Roma’nın Sezar gibisin“ deyip ülkesinin Kürt tutumunu sorgularken, Sezar‘ın hakkını da, Sezar’a veriyorum. Sezar’ın hakkı ile Kürtler’in, Amerika’ya geçmişten kalma bir teşekkür borcu vardır.

Savaş sonrasında, Avrupa ülkeleri, Osmanlı ile kalıntılarına destek ile Kürtlerin “sonunu getiren” düzenlemelerle meşgulken, ABD Başkanı Thomas W. Wilson 8 Ocak 1918 tarihinde, Kongrede açıkladığı evrensel barış bildirisiyle, Kürtlere de hayat hakkı ön görüyor, ana yurtlarında hak ve özgürlüklerini garanti altına alan özerklik vaddediyordu. Ancak bu ön görülenler, Britanya ve Fransa öncülüğündeki, galip Avrupa tarafından boğuluyordu.

Kürt halkı, o günden beri, barış yüzü görmediler. Ülkeleri yutulup bir bütün olarak, dili, kültürleriyle birlikte, yok edilmeye çalışıldı, çalışılıyor. ABD’nin içinde yer aldığı Batı ise, yansızlık pazarında seyirci de kalmadı. Katillerine güç kattı. Soykırıma karşı direnen Kürtlere karşı Perslere, Araplar ve Türklere arka çıktı.

Oysa, kainat şahittir ki, Başkan Trump’ın “büyük savaşçı” tanımıyla savaşkanlıklarını yücelttiği Kürtler, salt keyiflenmek veya spor olsun diye savaşmıyorlardı. Başka çareleri kalmadığı için, ruhlarını, iki yanı keskin kama gibi ağızlarına alarak ölüme atılıyorlardı. Onurlarıyla beraber, dilleri ve kültürlerini koruyup ana yurtlarında özgürce yaşamak için…

Bu, naif bir kültürün yaratıcısı, onur savaşçılarının gerçekten muhteşem bir halk olduğunu bilen biliyor. Ama, bu halk onurunu koruma savaşı verdiği için, Amerika nezdinde teröristtir.

Suriye’de müttefik olmaları nedeniyle de olsa, ABD Başkanı Donald Trump takdir edilmesi bir gelişmedir. Ama, aynı Amerika‘nın 1950’den beri, bu halkın yok edilişi için, katillerine destek verdiği gerçeğini değiştirmiyor.

Yeri gelmişken belirtelim: Kürtler kimseden üstün değildir. Ancak, dilinin zenginliği, lirik kültürüyle, kendisidir, bu halk. Toparlama, devşirme değildir. Bölgenin özgün, kendine has halkıdır.

Evrilen dünya medeniyeti ise bugün, yer yüzünün mirasçıları gösterisine çıkıyorlar. Her canlı türünü ayrı ayrı koruyup çoğaltarak, yaşatmak için, emek ve para harcıyorlar. Bu amaçla ayılara, kurtlara, denizlerin dev balığı balinalara, foklara sahip çıkıyorlar. Türk diktatörü bile, onlara bakıp “benim de insaniyetim var” demek için, hayvan haklarına ilişkin nutuklar atıyor.

Fakat, 50 milyonluk kadim bir halk, yok edilirken hayvanları koruyan vicdanlar, yansızlık oynayan seyirci kitlesi bile değil. Kürt düşmanları, bunlardan güç ve destek alarak, soykırımdan yeni soykırım hamlesine koşuyorlar.

Unutmamak gerekir, salt kırım, yangın ve yıkım değil, yani bir halkı eritip bünyesine aşılamak da soykırım, yani insanlık suçudur. Ama, Kürdistan’da bu suça ortak olanlar Yugoslavya’da pek inandılar. Çıkarları gereği, orada vicdanın evrensel ses ile gücü oldular. Her halk için bir devlet çıkardılar. Güney Sudan’da petrol, fosfat, başka madenler vardı. Ora halkını da “soykırımdan kurtarıp” devlet sahibi yaptılar. İrlanda, Katalanya barışı, ABD’nin de yer aldığı batı dünyanın muhteşem eseriydi. Ama Güney Kürdistan, bağımsızlık isteğini referanduma sununca, Türklerin önüne attılar. Barış içinde yaşayan Efrîn de katillerine sundular.

Kısacası, Başkan Trump’ın “muhteşem bir halk” dediği Kürtler, soylarını tüketmekle yeminli katillerine, karşı direniyor. Batı, soykırımcılar safında…

Oysa ABD, dünya ölçeğince soykırım karşıtı şarkılar söyleyen bir özgürlükler meleği.

Başkan Trump’ın haberi yoktur, belki. Onun cesur, savaşkan ve muhteşem dediği Kürtler terörist değildir. Kimseden, hiç bir halktan aşağı ya da üstün değiler. Ancak, onlar da ana yurtlarında, kendileri olarak, insanca ve barışı hücrelerinde hissederek yaşamak istiyorlar.

Öyleyse, laf güzelleme zamanı değildir. Başkası, Amerikalılar için, geçerli olan hak ile özgürlükler, sizin “muhteşem” dediğiniz Kürtler için de geçerli olmalıdır. Değil mi, Mr. Trump…

Yazarın diğer yazıları