Kürtler özgürleşirken Erdoğan savaşa hazırlanıyor

Erdoğan, savaşçı katliamcı politikaların sarmalında debelenirken, Kürtler, Şengal’de özerklik ilanı için adım attılar. Kürdistan halkları, bölge ve dünya halkları, bu kazanımın sevincini ve heyecanını daha büyük zaferlerin manivelası yapmaya hazırlanmaktadırlar. Kürt cephesi, yeni zaferleri mayalarken, Erdoğan tehdit üstüne tehdit savurmaktadır, karanlıkta ıslık çalan korkak misali.

Erdoğan’ın konuşmalarının bu denli değerlendirmeye konusu olması, onun çok marifetli, ilim irfan sahibi, etkili ve zeki olmasından kaynaklanmıyor. Erdoğan, iflas ettiğinde kaçmaya hazırlanan, kazanmak için de her yolu mübah gören, en fazla, üçüncü sınıf bir kasaba tüccarıdır, daha fazlası değil. Erdoğan’ın devlet iktidarını elinde tutuyor olması, baskı gücünü ölçüsüz ve adaletsiz kullanması, bütün süreçleri ve hayatımızı doğrudan etkilediği için konuşmaları değerlendirme konusu yapılmaktadır.

Her imkanı elinde tutmasına rağmen, Erdoğan’ın işi zorlaştıkça zorlaşıyor. Sanılanın aksine Erdoğan’ın sürdürdüğü baskı ve zorbalık, diktatörlüğünü kolaylaştırmıyor, gittikçe daha da büyük sorunların doğmasına yol açıyor.

Erdoğan diktatörünün, savaşçılığı, katliamcılığı, Kürt, Alevi ve demokrasi düşmanlığı, ırkçı/gerici Osmanlıcı politikaları, Erdoğan’ı kurtarmaya yetmemektedir. Baskıcı politikalar, uygulayıcıları için, afyon gibidir, başladıktan sonra sürekli daha yüksek dozda baskılarla devam etmek zorunda kalırlar. Baskıların dozunun her yükselmesi, daha fazla dozları davet eder, ama sonuç daha kötü olur, sorun çözülmez. Nihai çözüm, ya radikal tedavi olarak baskının, zorbalığın aşılarak, demokrasinin tesis edilmesi veya Hitler’in yaptığı gibi intihardır. Toplumsal hayatın gerçekliği böyledir.

Bu gerçek, son iki yıldır izlenen politikalardan çok net olarak açığa çıkmıştır. Erdoğan, izlediği yoğun baskılara rağmen, demokrasinin temel toplumsal savunucuları olan Kürtleri, Alevileri ve diğer demokrasi güçlerini geriletememiştir. 7 Haziran 2015’ten beri, her yöntemle ve elindeki bütün şiddet ve yalan araçlarını en son kertesine kadar kullanarak sürdürdüğü politikalarla, istediği sonucu alamadı. Ne Kürtler teslim oldu, ne Aleviler geri adım attı, ne de demokrasi güçleri biat ettiler. Erdoğan, bu toplumsal kesimlere karşı sürdürdüğü zulüm politikalarının tamamından, ‘duvara toslamış’ gibi, öfke ve kızgınlıkla geriye savruldu.

Dış politikadan da Erdoğan, Suriye savaşını fırsata çevirip nemalanmak istedi. Kendince Türk devletine toprak kazandırarak, Türkiye’yi büyüten lider rolüyle, sorunların üstesinde gelecekti. Şam’da namaz kılacak, böylece gelişecek olan ırkçılık ve gericilik zemininden, demokrasi mücadelesini ve Kürt Özgürlük Hareketini boğacaktı. Hesap tutmadı, oradan da geri adım atmak zorunda kaldı. Gerisin geri kaçarken, hem güvence içinde olabilmek, hem de ‘dedesi’ Süleyman Şah’ın mezarını kurtarabilmek için Kürt güçlerinin desteğine ihtiyaç duymuştu. Bunun için araya ‘ricacılar’ konmuş böylece kurtulabilmişti.

Erdoğan, aynı savaşçı- katliamcı politikalarının zorunlu sonucu olarak şimdi de, Almanya/Avrupa ile gerilimi tırmandırmaktadır. Yaptığı hukuksuzluklara ve zorbalıklara karşı, çok geç ve sınırlı da olsa, insan haklarını ve hukuku savunan Alman yetkililerine, ‘Sen kimsin’ diye başlıyor, ‘İstanbul, Avrupa Birliği’nin 20 devletinin her birinden büyüktür’ imalı mesajlarıyla, meydan okumaya çalışıyor.

Bütün bunların rastgele, tesadüfen yapıldığını sanmak, faşizmi hafife almak olur. Bunların hepsi sıradan ve basit görünen, ancak sanıldığından çok fazla önemli ifadelerdir.

Erdoğan, durumunun ‘perişanlığının’, geleceğinin tehlikede olduğunun çok farkındadır. İçine düştüğü bu ‘perişan’ durumdan, savaş çıkartarak kurtulmak istediğini de ifade ediyor, son konuşmasından. Diyor ki Erdoğan, ‘küresel ve bölgesel güç olma yolunda ilerleyen bizim için mesele bekaa meselesidir. Bekaamız söz konusu olduğunda gözümüz hiç kimseyi görmez, görmeyecektir. İttifakmış, diplomasıymış, ticaretmiş, istikbalimizin sözkonusu olduğu yerde bunların hepsi hükmünü yitirir.’

Erdoğan cümlesinin girişinde ‘küresel bölgesel güç olmaktan’ söz ediyor, cümlenin devamında ‘bekaasının, istikbalinin söz konusu olduğundan’ dem vuruyor. Sormazlar mı, ‘küresel ve bölgesel güç’ olacaksan, neden istikbalin tehlikede? Yok istikbalin tehlikede ise nasıl ‘küresel ve bölgesel güç’ olacaksın? Bu tutum, kasaba tüccarlarının, çürük malını pazarlayabilmek için başvurduğu ucuz reklam yöntemlerinin en pespaye olanıdır.

‘Gözü hiç kimseyi görmeyecek, ittifaklarını, diplomasıyı ve doğabilecek ticari zararları/ilişkileri dikkate almayacakmış. Bunlar doğru, çünkü sadece Türk devletinin istikbali değil, Erdoğan’ın kendi hayatı da büyük tehlike altındadır. Sadece bu kadar da değil, Erdoğan ayrıca, başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere Türkiye ve bölge halklarına çok acı çektirdi ve halkların gazabının korkunç olacağını biliyor. Onun için de korkusu çok büyük.

Lakin, korkunun ecele faydası yok. Erdoğan’ı hiç bir ağababası, hiç bir emperyalist efendisi kurtaramaz. Erdoğan’ı kurtaracak hiç bir siyaset cambazlığı da kalmadı. Sedat Peker gibi mafya bozuntuları da Erdoğan’ın derdine derman olamazlar. Hiç bir diktatör halkların özgür geleceğini önleyememiştir. Halkların örgütlü gücü kazanacaktır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found