Kürtler ve ‘KCK operasyonları’

Türkiye ve Dünya kamuoyunun yakından bildiği KCK Ana Dava olarak bilinen dosya kapsamında Kürt siyasetçilere verilen ceza büyük oranda yargıtay tarafından onaylandı. 2009 yılında “KCK” adı altında başlatılan operasyonlarda tutuklanan 154 Kürt siyasetçinin 8 yıldır yargılandığı bu davada 28 Mart 2017 tarihinde karar çıkmış, 99 kişiye toplam bin 109 yıl 10 ay 22 gün hapis cezası verilmişti. Biraz geriye gidersek 2009 yerel seçimlerini izleyen günlerde, elleri kelepçeli siyasetçilerin fotoğrafının basına servis edilmesinin ardından ‘KCK operasyonları’ kavramı ile kamuoyu ilk kez tanışmıştı. 14 Nisan 2009 tarihinden itibaren yapılan operasyonlarda; dönemin Kürt siyasi partisi DTP’nin genel başkan yardımcıları, parti meclis üyeleri, belediye başkanları, DTP yerel yönetim komisyon üyeleri, kadın ve gençlik meclis üyeleri, yazılı ve görsel basın temsilcileri, insan hakları derneği üyeleri, avukatlar, sendikacılar, akademisyenler, sivil toplum alanında çalışan yüzlerce insan ve kadın hareketinin üyeleri gözaltına alınıp tutuklanmışlardı.

KCK operasyonu adı altında sunulan ve bu bastırma ve sindirme operasyonları günümüze kadar devam etti. İHD’nin yıllık raporlarına göre 2010-2013 arasında 40 bin 629 kişi gözaltına alındı, 8 bin 18 kişi tutuklandı. 2014 yılında ise 11 bin kişi gözaltına alındı bunlardan bin 273 kişi tutuklandı. HDP bilgi merkezine göre 2015-2017 arasında 9 bin kişi gözaltına alındı, 2 bin 897 kişi tutuklandı. 7 Şubat 2017 itibarı ile dokunulmazlıkları 20 Mayıs 2016 tarihinde kaldırılan 27 HDP’li milletvekili gözaltına alındı 14 tanesi tutuklandı. HDP hukuk merkezi 28 Şubat 2017 itibarıyla 74 belediye başkanının tutuklu olduğunu 83 belediyeye kayyum atandığını aktarmıştı. Günümüze kadar sürekli katlanarak devam eden bu operasyonları Kürt halkı siyasi soykırım, siyasal darbe olarak nitelendirmiştir.

Arka planına baktığımızda 29 Mart 2009 yerel yönetimler seçimlerinden hemen sonra Türkiye’de Kürtler açısından yeni bir dönem başlatılıyordu. Nitekim Kürt halkına dönük askeri operasyonlar yoğunlaştırılmış, DTP kapatılmış, siyasetçilere siyaset yasağı getirilmiş, Kürt kurumlarına dönük ardı arkası kesilmeyen saldırılar gerçekleşmiş, cezaevlerinde baskı ve hak ihlallerinin ardı arkası kesilmemiştir. Özcesi KCK operasyonlarıyla açılan davalarda Kürt halkının demokrasi özgürlük ve kadın iradeleşmesine dair tüm çalışmaları, çalışma yürüten herkes suçlu, kurumları ise suç odağı olarak yansıtılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılıklarınca hazırlanıp özel yetkili mahkemelere sunulan iddianamelerde; düşünmek, örgütlenmek hatta yaşamın kendisi suç kapsamında alınmıştır: öyle ki iddianamelere göre yargılanan siyasetçilerin şahsında tüm Kürtler potansiyel olarak suçlu ilan edilmiştir.

İddianamelere göre Kürtlerin siyaset yapması suçtu. Kadınları söz, yetki ve karar mekanizmalarına katmak hatta yüzde 40’lik kota için çalışmak suçtu. Kürt sorununun barışçıl çözümü için çalışmak suçtu. Bu ülkenin tarihi zenginliklerine sahip çıkmak suçtu. Kürt sivil toplum kurumlarında çalışmak suçtu. Suçlamaların sonu gelmemiş her söz eylem ve ya davranış yasa dışı örgüte üyelik yöneticilik yapmak ve hatta ülkeyi bölme faaliyeti olarak ele alınmıştı. Tipik bir darbe dönemi zihniyeti yansıtan bu iddianamelerde hayata ve insani değerlere dair her şey suç kapsamında alınıp yargılama konusu yapılmıştır. Açıkki amaçlanan yaratılan korku imparatorluğunda en ufak bir muhalefet potansiyeli bile bırakmamak, iradesizleşmiş bir toplum yaratarak herkese nizam ve intizam vermekti.

Özcesi HEP’ten HDP’ye 28 yıl boyunca Kürt halkı söz konusu olunca iktidarcı zihniyet pervasız saldırı ve baskı konseptini düzenli olarak katmerlileştirmiş, fakat ne haklı inançları için bedel ödemeyi çoktandır göze almış Kürt siyasetini ne de onların mücadale azmini engelleye bilmiştir. Bu bakımdan bu operasyonların ve verilen cezaların özgürlük talebini engelleyemeyeceğine bir kez daha hep beraber tanık olacağız. İşte bu nedenle Kürt hareketi, bugün Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun en önemli dönüştürücü gücü, faşizme ve iktidara yönetilmiş en büyük tehdittir diyebiliriz. Bugün eğer dünya ve Ortadoğu ölçeğinde etkili olan bir kürt hareketinden bahs ediyorsak kuşkusuz bu Kürt halkının yarattığı örgütlülük ve mücadale azmi ile bağlantılıdır. O halde bir kez daha özgürlük için inanç, mücadale ve örgütlülük demeye devam diyoruz.

Yazarın diğer yazıları