Kürtler ve ödüller

                                                       Ava NEŞE KALP

Bu yıl Kürtler için ağır bir yıl oldu. Önce Güney’de referandum sonrası, oradaki iki partinin ellerindeki büyük bir olanağı kişisel çıkarlarının yarattığı kirlilikle feda etmeleri sonrası gerçekleşen büyük toprak kaybı ve moral bozukluğu, akabinde uluslararası kirli pazarlıkların ve TC’nin düşmanlık seviyesini arttırarak cihatçılarla ve Rusya‘nın desteği ile Efrîn’e girmesi; Efrîn’de yaşanan ağır insan hakları ihlalleri, Kuzeyde Kürtlere açılan topyekûn savaş, seçilen milletvekilleri, belediye başkanları, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi eşbaşkanların ve on binlerce Kürt’ün tutuklanması; yağmalanan Kürt kentleri, yakılan ormanlar, kapatılan medya organları, işten atılan emekçiler, akademisyenler ve daha da uzatılacak bir liste ile Kürtler ağır bir şiddet sarmalının tam ortasında kaldılar.

Uluslararası yağmacılar, Kürt topraklarının üzerinde birbiriyle boğazlaşırken; Kürtler de bu boğazlaşmanın tam ortasında hem hayatta kalmaya, hem de topraklarını ve varlıklarını bu satranç tahtasında mümkün olan en akıllı hamlelerle korumaya çalıştılar. Dolayısıyla 2018, Türk, Acem ve Arap yağmacılığının gelişmiş teknoloji, kirli ittifaklar, entrikalar, insanlık dışı uygulamalarına karşı, çıplak elle direnmeye çalışan Kürt halkının en zorlu dönemlerinden biri oldu.

Kürt topraklarını gasp eden Türk, Acem ve Arapların ortasındaki bu halk, bütün bu kirli ilişki, ittifaklarına karşı, haklılığı ve köklü kültürüne dayanan cesur ama bir o kadar da insancıl ve temiz politikaları ile tüm dünyanın dikkatini üzerine çekmiş bulunmaktadır. Bütün bu kirli ilişkilerin içinde tek başına ve kirlenmemiş tek güç olarak adeta ışık saçmaktadır. Bütün baskılara zorlamalara, ihanet, aşağılık metotlara, terörize edici provokasyonlara rağmen, temiz ve şeffaf haliyle varlığını tüm dünyaya duyurmaktadır.

Kürtlerle şu veya bu şekilde temasa geçen -Türk ırkçıları hariç- herkesin hayranlıkla bahsettiği bir – içindeki ihanet adacıklarına rağmen- ışık saçan bir halk olduğunu artık daha geniş bir kesim biliyor. Bütün bu şiddet ve baskılara rağmen dünyanın en güçlü ve zengin kültürünü yaratan ve yaşatan bir halk olduğunu unutmamamız gerekir. Dolayısıyla çevresindeki Türk, Acem ve Araplar dahi Kürt kültürünü yağmalarken, bütün bu baskılara rağmen Kürt kültürü büyük ozanlar, edebiyatçılar, sanatçılar, politikacılar, askerler yetiştirmeye, kültürel zenginlik üretmeye ve yaşatmaya devam etmektedir.

Kürtler dünyanın en paylaşımcı halkı olarak, yoksulluğunu dahi asaletle taşıyan da bir halktır. Bu nedenle nereden vurulursa vurulsun, ne kadar yoksul bırakılırsa bırakılsın, adaletini, asaletini ve onurunu hiçbir zaman elinden bırakmamıştır. Selahaddin-i Eyyubi’nin düşmanı olan komutana ve askerlerine hürmet göstermesi, onun kişisel davranışından öte Kürt halkının ana değerlerinden biri olmasından kaynaklanır. O yüzden Yaşar Kemal’in kitabında düşmanı karakterli değil diye kederlenen insanlar var. Bu derin ve köklü ve insani değerleri yüksek bir halkın, kültürün davranış modelidir ve büyük değerler olarak tekrar kendisine geri dönmektedir. Ehmedê Xanî, Yaşar Kemal, Mehmed Uzun ve en son Almanya’nın edebiyat alanındaki en büyük ödülü olan “Nelly Sachs” alan Bextiyar Elî’ye kadar uzanan büyük edebiyatçılar zinciri bu kültürden beslenmektedirler.

Bugüne kadar ayrımcılıkla eğitim olanaklarından yoksun bırakılan Kürtler artık kendi çabaları ile bilim dünyasında da yerlerini almaya başladılar. Koçer Birkar olarak daha çok bilinen, Rojhilatlı Kürt matematikçi Dr. Feridun Direxşan, dünyanın en büyük matematik ödülü olarak görülen Fields Madalyası’nı alarak Kürt halkına bu anlamda bir gurur yaşattı.

Hemen arkasında dünyanın en prestijli ödülü olan Nobel Barış Ödülü, radikal İslam’ın vahşetine maruz kalmış, ancak tüm dünyaya kendi şahsında Kürt kadınlarına yapılan cinsel şiddete karşı mücadelesiyle tanınmış Kürt kadın aktivist Nadia Murad, Kongo’lu Dr. Denis Mukwege ile paylaşmasına tanık olduk.

Bu ödülün arkasından Kürt gazeteci Behrouz Boochani Avustralya’daki kamplarda uygulanan mülteci politikalarını belgeselleştirdiği çalışmasıyla gazeteciliğin en prestijli ödülü olan Anna Politkovskaya ödülüne layık görüldü ve bunların tamamı 2018 yılında gerçekleşti.

Bu ödüllerin sahiplerinin bunları misliyle hakettikleri açıktır.  Ama burada mutlaka eklenmesi gereken bir başka nokta daha var. O da bu ödüllerde, ışık saçan, asil davranışlı halkın haklı mücadelesinin çok büyük katkısı olduğu gerçeğidir. Tüm Dünyaya asaletini bırakmadan, en ağır koşullarda bile insani yanlarını koruyarak mücadele eden Kürt halkının, Kürt hareketinin tüm örgütleri, tüm Kürt kadın ve erkeklerin bunda katkıları vardır. Dünya Kürt halkını, onun haklılığını, mücadelesini ve ışığını bu mücadeleyle görmeye başladı. Dolayısıyla bu nitelikleri de göz önüne alarak, alanlarında en iyileri haline gelen Kürt çocuklarının bütün bu ödülleri kendi Kürt kimliklerine vurgu yaparak almaları, Kürdistan’ın dört bir yanında sürdürülen mücadelenin sonucu olarak, Kürt hareketinin ve halkının ne kadar çok şey başardığının göstermektedir. O yüzden sadece kaybettiklerimize değil kazandıklarımıza da bakıp gururlanmalıyız. 2018’e bir de buradan bakın derim.

Yazarın diğer yazıları