Kürtler zamanı

AHMET KAHRAMAN

 Kürtlerin zamanıdır şimdi. Onlar kırılır, katiller sahipsiz kuzu sürüsüne dalmış kurtlar gibi can alıp, 1800’ler Amerikası’nın ırkçı Ku Klux Klan çeteleri misali Kürdistan’ı yakıp yıkarken, insanları diri diri yakma ayinleri düzenlenleri görmeyenler, yarasını tutup ağlayan, inleyen çocuklara ses vermeyen, katledilmiş Cemile çocuğun cesedi kokmasın diye soğutuca muhafaza eden anayı, bir hafta boyunca sokakta bekletilen Taybet ananın kurşunlanmış bedenini görmeyenler, Kürt kapılarında…

Çünkü, seçim zamanı. Türkler diktatörlerini belirleyecekler. O yüzden, bütün ırkçı partiler, yaranmak için boynunu uzatmış, teslimiyet babından kulaklarını ensesine yatırmış aç köpekler gibi yalanıp yalvarır bakıyorlar Kürtlere.

TC tarihi boyunca, yalnızca ve sadece kadim Roma’nın “serf” ve “plebler”iyle aynı muameleyi gören Kürtler, ortalıkta çınlayan sedalar, arşa yükselen naralarda bir kere daha, eşit haklara sahip yurttaştır. Yolda yürüyen, evinde uyuyan Kürt‘ü öldürmeyi suç olmaktan çıkaran IŞİD dincisi ırkçı AKP rejimi bile yeniden insan maskeli…

Kürtleri aşağılayan ırkçılar, şimdi Kürtlerin önünde “dört ayak üstünde domalma” halinde. Dünün barbarı, aniden boynu bükük yalvararak, oy isteyen dilenciye dönüştü. Mağrur edalı katil, Kürtlerin ayağına kapanıyor, şimdi. “Ver öpim abi” diyerek Kürt’ün eline sarılıyor.

Çünkü tek bir oy, hırsızlığa, soyguna giden yolun kavşağını açan maymuncuktur. O nedenle, dünün kurtları hırtlaştılar. Ayağa kapanan dilenciye dönüştüler.

 Yedi cihanda soyu kurutulacak Kürt arayan, ellleri bebek kanıyla kızıl kesilmiş katil bile, Kürtlerin kapısında “rêz“ olmuş dilenciler kalabalığını bastırıp üste çıkmak için hançeresini yırtarcasına, “Kürt kardeşlerim” diye haykırıyor.

Oysa Kürtler yalancıları da, dolandırıcıları da, katil ve soyguncuları da gayet iyi tanımaktadır. Kürtlerin portreler galerisinde, suratları da kanlı bütün katiller yan yana dizilidir.

Hiç bir şey sanıldığı gibi değil, Kürtler de katillerine aşık bir halk değildir. Ancak, yer yüzünde ulusasal kurtuluş savaşı veren bütün halklarda örneğine rastlandığı üzere, Kürtlerin hainleri, vicdanını satışa çıkaran, kişiliğini kiraya verenleri vardır. AKP, bunlarla doludur.

Aynı AKP ise Kürtleri dolandırma döngüsüdür. Onlar, ortaya çıkarken, dillerinin ucunda Kürtler hep vardı. “Birinci sınıf yurttaş“, hatta tek tek birer “sayın”dı, Kürtler. Vaadlerinde, Türk devletinin bütün imkanları, Kürtlerin önüne seriliydi. Yatırımlar, Kürtlere göre planlanıyor, imkanlarlar Kürt için çığırına konuyordu.

AKP, başlangıçta iktidar yollarını tozuturken, Kürt’ün çalınmış bütün haklarını, gasp edilmiş özgürlüklerini teslim, üstüne oturularak nefessiz bırakılmış dilini, kültürünü de azad ediyordu. Yalanlarında o kadar, inandırıcıydılar ki, vergi alırlarken zorba, Kürtler de düşman unsur değil, hizmet sunulması gereken muhterem insanlardı. Karşılıksız askerlik angaryasına sürüklenen Kürtlere de asla “lan” diye hitap edilmiyordu.

Ama hiç bir ırkçı çetebaşı, yalanını sonuna kadar sürdürecek zekada değildi. Eninde, sonunda vuruşlarını yapacaklardı. Varlık nedeni buydu, çünkü…

Ve onlar, sonunda özlerine döndüler. Kürt’ün ödediği vergiler, önce Roboskî’de bomba oldu. Sonra, 6-8 Ekim 2015 tarihlerinde çeteci vuruşlar yaptılar. Kürtlerin ödediği vergi sonra Cizre’de, Şırnak, Nusaybin, Diyarbakır Surları içinde, Efrîn’de yıkım bombası, dağları ateşe veren yangın kibriti, can alan kurşuna dönüşüyordu.

 Çetecilik hukuku buydu ve bu işletiliyordu. 1970’lerde nihai iktidar için canlara kıyan, 6 bin kişinin hayatını alan çeteler, en tepede birleşimi, halkına hainlik etmeyen bütün Kürtleri hedef almışlardı. Askerlikte “Mehmetçik” diye diye öz kardeşine karşı mevziye sokulan Kürt de yok edilmesi gereken düşmandı. Angarya bitiminde, Vanlı Fethi Aydemir’in başına geldiği gibi, onlar da ölümle terbiye ediliyorlardı. Çok asker, tek kurşunla vurulmuş, Fethi Aydemir ise kemikleri kırılıp dalağı patlatılıncaya kadar dövülerek, yarı ölü halde hastane kapısına bırakılıyordu.

Dememiz o ki, seçim zamanı “vatandaş” hatta “sayın“ olan Kürt, sandıklar kapandıktan hemen sonra, yurttaş da değildi. Kürtleri kandırıp dolandırmak için, Kürtçe yayınını başlatanlar, Cizre’de, ibadetin ritüellerini Kürtçe yerine getiren imam, işinden kovuluyor, ek olarak camiye girme cezasına çarptırılıyordu.

Kürdistan’da Türk “êllerine” giden otobüs yolcuları, tek tek sorgudan geçiriliyor, pek çok kişi şüpheli gerekçesiyle tutuklanıyordu. Irkçılık bu derekedeydi, yani.

Ne diyelim, 1990’ların gıda ambargosu, yayla, mera yasağıyla geri dönüyordu. Irkçı rejim, Kürtleri kandırıp dolandırmanın nafileliğinin hıncını, gıda ambargosuyla çıkarmaya çalışıyordu. IŞİD soyundan gelme ırkçıya yakışan budur…

Yazarın diğer yazıları