Kürtlerde ‘söz’ namustur

Kürtlerin yazılı olmayan anayasaları, gelenekleridir. Kürtlerin geleneksel hukukunda, toplumsal adap ve ahlaki değerler bütününde “söz” namustur. Asla dışına çıkılmaz, ihanet edilmez kavlu- kasemdir, “söz”.

Kürdistan’ın pek çok köşelerinde, alış-verişte daha yeni yeni senet denilen anlaşma metinleriyle tanışılmaya başlandı. “Söz” hala, ticari ilişkilerde senet, ödemelerde, karşılığı her zaman hazır çektir.
Günlük hayatta söz, her şeyin başı ve sonudur. Sözü yere düşürmek, çiğnemek ayıp ve toplumsal suç, ölüm pahasına dönülmezliktir.
Güney Kürdistan lideri Mesud Barzani söz vermişti:
“Kürtlerin birbirine silah doğrultma dönemi kapandı.”
Bu “söz”ler, Kürdistan’ın geleceği için, paha biçilmez değerde ve çağımızın iletişim araçlarıyla, bütün dünyada duyulmuştu. Dünya tanıktı. Dolayısıyla, dönülemez “sözleşme”, toplumsal anlaşmaydı. Kürdistan’ın dört parçası, sevinç içinde…
Çünkü, Kürdistan’ın özgürlük savaşçıları, bu güne kadar, asıl düşmanlarına değil, her defasında ihanet edip, arkadan hançer saplayan kardeşlerine yenilmişlerdi, eğer yaşadıkları yenilgi ise…
Mesud Barzani “sözü”yle, kardeşin kardeşe ihanetini, tarih çöplüğüne gömüyordu. Kürtler, artık güven içinde, birbirine arka dönerek, ortak hayalleri için mücadele edebilirlerdi.
Ama işte…
Doğada her şey bozuluyordu. Çevre, geleneksel ahlaki değerlerden, namusun derinlikli erdeminden yoksun, ses olarak havaya karışan “sözün” hangi organlarından çıktığından habersizlerle doluydu. Bunların etki alanlarına girenlerden kimileri, zaman içinde kendi olmaktan çıkıyor, onlara benziyordu.
Barzani’nin “söz”ünden sonra aşağıdaki tesbitler ibret vericiydi:
 “BARZANİ, Kuzey Suriye’deki PKK uzantısı PYD’nin hakim olduğu Kürt bölgelerine “ambargo” uyguluyor. O bölgeyle Kuzey Irak arasında giriş çıkışları kapattı. Hatta… Gelen bilgilere göre, yiyecek girişlerine de izin vermiyor. Elbette silah akışını engellediğini belirtmek bile gereksiz. Barzani, Türkiye ile yakınlaşmakta. Buna “dayanışma” demek erken ama o da uzak değil. Kuzey Irak ekonomisinde Türkiye firmaları etkin. Uluslararası hukuk söylemiyle “Türkiye, en fazla öncülüğe mazhar ülke” konumunda. (…) Türk jetlerinin Kuzey Irak’a sortiler yaparak aynı anda çok sayıda PKK kampını bombala-masına, Barzani’den -daha öncekilerinin aksine- tık yok. Yani… Sadece PYD değil, PKK da Türkiye’yle yakınlaşma uğruna iteleniyor.”
Yukarıdaki bu satırları, Barzani’yla şu ya da bu şekilde çıkar yarışında olan, bu nedenle onu halkına kötüleyen biri yazmıyordu. Türk devletine yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesinin, iktidarla sıcak ilişkileri saklı olmayan yazarlarından Güneri Cıvaoğlu yazıyordu, bunları.
Onun ilişkiler ağı içinde, bir bakıma AKP iktidarının tesbitleriydi, bu okuduklarınız.
Söz yere düşmüş, bozulup çürümüştü. Kardeşe düşmalık, ayıplara bulanarak şekil değiştirmişti.
Kardeşlik sözünün çürümesi bir yana, Güney yönetimi Suriye ve Kuzey’in örgütlü Kürtlerini ortadan kaldırmayı devlet politikası haline getiren TC ile aynı safta yer alıyorlardı. İşbirlikçiliğe bakın siz, Amerika bölgeye gelene kadar, Suriye Kürdistanı (Rojava) onlara barınaktı. Sıkıştıklarında oraya geçiyor, her kardeş sıcaklığıyla kabul görüyorlardı.
Onlar bugün, onur savaşında sıkışıktılar. Gelin görünki Güney yönetimi, insani duygularla yardımlarına koşacağı yerde, özgürlüklerinin düşmanları safında Ambargocuydu. Bebeklere bir lokmacık ekmek ulaşmasın diye yolları tutuyorlardı, ey ayıpların evrensel kara yüzü…
Kuzeye düşmanlıkları, yeni bağlantıları yüzündendi. Yeni bağlantıları, TC Başbakanı Erdoğan’dı. Erdoğan, daha düne kadar onları, “aşiret reisi” diye aşağılıyordu. Onları Ankara’ya çağırdığında Kürdistan adını telafuza, bayrağını görmeye tahammül edemiyordu.
Bütün bunlara rağmen, yeni ittifakın adı neydi? Güneyli Kürtlerin “Enfal” adı verilen soykırım taarruzları ve zehir yüklü bulutlara direnerek Araplar’dan elinden kopardıkları ülkeyi, yeminli Kürt düşmanlarına sunmanın ayak sesleri miydi? “Biz başımızda efendi görmeden yaşamayı bilmeyiz” alışkanlığıyla,  arka bahçe olmaktan çıkıp, ilhaka geçiş mi?
İyi de kanla kazanılmış topraklar, onun, bunun özel çiftliği ve satışla, devir teslimler o kadar kolay mı?
 
ŞERAFETTİN ELÇİ
Dostumdu. Kürdistan’a aşıktı. Aşkına hizmet edip, Kürt gibi yaşadı.
Ve hayat işte…
O da Kürdistan’ın unutulmayanları arasına karıştı.
Ailesi, sevenleri ve Kürdistan sağ olsun….
 

Yazarın diğer yazıları