Kürtlere değil terör örgütüne karşıyız masalı

Kürt sorunu, bir kan davasıdır. Davanın başlangıcı da eskiye, ta İttihat ve Terakki çetesinin iktidarına dayanmaktadır.

İlk defa, onların 1910 yılında yürülüğe koyduğu bir yasasıyla, medreselerde (okul), Osmanlıca zorunlu eğitim dili ilan edildi. Kürt dilinin yasağı ve asimilasyonun ilk adımıydı, bu. Aynı yasa ile kırık, dökük de olsa fiilen yaşayan Kürt özerkliği yerle bir ediliyordu. Kürtler, zorunlu askerlik yapmak ve vergi ödemek zorunluluğu ile eritilip sisteme monte ediliyor, özerkliğin izleri de siliniyordu.

Ama Kürtler, bu dayatmaya “kader“ demediler. Kürdistan, birbirinden kopuk “serhıldan“larla bulgur kazanı gibi kaynamaya başladı.

Bu durum, aynı zamanda, 100 yılı aşkın zamandır süren kan davasının başlangıcı oldu.

Türkler, eşitlerin savaşı olmayan bu kan davasını, her dönem dış destek de alarak vahşice sürdürdü. Vahşeti entrika ve yalanlarla süsledi.

1920, 1925 ve 1930’larda Kürt liderler teslim olurlarsa, hiç bir Kürt’ün değil hayatı, kılına bile dokunmayacağına dair namus, şeref sözü verdiler. Ama sonuç öyle çıkmadı. Koçgiri lideri Şahan Beyin alandan çekilmesi, daha sonra Şeyh Said ve Seyid Rıza’nın idamı ve merkezi Ağrı Dağı olan direnişin Başkomutanı İhsan Nuri Paşa’nın çekilmesinden sonra, soykırıma başladılar. Halk başsız kalınca…

Bir tarihlerinde şunu gördük:

Soykırımcılık, entrika ve yalancılık, kutsal bir miras gibi kuşaktan kuşağa aktarılıyordu. Bu devir ve teslime, en son Rojava‘da tanık olduk. İnsan önünde, “ben adam oldum“ nutukları atarken, durmadan “bizim kimsenin taşı, toprağı, yurdunda gözümüz yok“ diyorlardı. Hatay’ı ilhak etmeyeceklerdi. Misal, Kıbrıs ve Güney Kürdistan işgali daimi, Rojava’da ise asla kalıcı olmayacaklardı.

 Ama, hayatında o yalan, bu yalan olanların sözü, hepten yalandı. Kürt güçlerinin çekilesi ile birlikte, Rojava’da da “başkasının toprağı“ olgusu unutuldu. Her yere işgal ile ilhakın simgesi olarak bayraklarını çektiler. Kürt okullarını kapatıp dillerini yasakladılar. Kürtçe tabelaları indirdiler. Dirileri katletmek onları kesmedi. Ölüler yatağı mezarlıklara saldırıp tahrip ettiler. Efrîn’in zeytinini, sonsuz ovaların buğdayını çaldılar. Tarihi değerleri talan ettiler.

Ayrıca 1940’a kadar, esir aldıkları Kuzeyli Kürtler “eşkıya“ idi. “Eşkıya“yı, ocakları söndürülmüş, soyları kurutulmuş Ermenilerin, Rum ve Süryanilerin akibetine uğramak için sefer üstüne sefer tazeliyor, yalan pazarında ise “bizim Kürtlerle davamız yok, eşkıya ile mücadele ediyoruz“ diyorlardı.

Günümüzde, “Kürtlerle sorunumuz yok, teröristler mücadele ediyoruz“ diyorlar. Dillerinde bu söylem, ama yaptıklarıyla, tükürdüklerini yalıyor, yutuyorlardı. Kürtlere ilişkin bütün kurumlar kapatıldı. Kürtçe tabelalar indirdi. Ehmedê Xanî’nin, 13 kurşunla katledilmiş 13 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın, Roboskî şehidi çocukların anıtı yıkıldı. Devasa toplama kampları, Kürt esirlerle doldu.

Kürtlerim seçme ve seçilme hakkı gasp edildi. Seçilmişler, “Türk asilzadelerle yarışmanın cezalısı“ olarak mahpus.

Ve dahası, yer yüzündeki bütün Kürtlerle kan davalıdırlar. Mesela, soykırım köprülerini daha yeni geride bırakmış olan Güney Kürdistan ile, görünüşte dost ve müttefiktirler. Ama ülkenin yarısından fazlası Türk işgali altında. Kürt toprakları Kürtlere yasak…

Êzîdî Kürtlerin yurdu Şengal, daha dün soykırımdan geçtiler. Yaraları hala kan içinde.  Kadınları, genç kızları kaçırılıp esir pazarlarında satıldı. Ama Kürtler, daha sonra bir karşı atakla, katil ve tecavüzcüleri kovuldular. Türkler şimdi, kovulanları temsilen yaralı insanları bombalıyorlar.

Rojavalıların bir kısmı Kürtler, yaşadıklarını gösteren kimliğe bile sahip değildi. Türklerin desteğindeki İslamo Faşistler saldırdıklarında, bir olup ayağa kalktılar. Onları kovdular.

Onların Türklere hiç bir kötülükleri yoktu. Sınırdan beriye, bir tek çakıl taşı bile atmadılar. İslamcı katilleri kovdukları ve salt Kürt oldukları için, terörist ilan edildiler. Saldırıya hedef oldular.

Türk ırkçısı Gürcü Recep, Trump ve Putin’in desteği ile düzenlediği saldırıdan sonra “terör devleti projelerini darmadağın ettik“ diye övünüyordu. Çerkez Hulusi Akar, Recep’in bıraktığı yerden devamla, “terör devleti hayali“ bitti diyordu.

Oysa bu söz, 1930’dan kalmadır. Atatürk 1930 yılında, Ağrı Dağı’nda zafer ilan ettikten sonra, Türk medyası, ilahın bu sözünden yola çıkarak Ağrı (Agirî) Dağı zaferini karikatürize etmiş ve dağın tepesindeki mezar taşına “Kürdistan hayali burada yatıyor“ diye yazmıştı.

Akar’ın sözü bunun tekrarıydı. Oysa savaş devam ediyordu. Biten bir şey yoktu. İşgalcilerin akibeti de meçhuldu, üstelik…

Her neyse, “Kürtlerle sorunumuz yok“ demeleri büyük yalan. Her Kürt, tek tek ortadan kaldırılması gereken düşman sayıldığı için, General Mazlum Abi, Selahaddin Demirtaş baş hedef. Kürtlerse tekmili birden terörist.

ABD Başkanı Trump’ın kulağına fısıldadıkları yalan bu…

Yazarın diğer yazıları