Kürtleri aşağılayarak kazanmak…

Kürtler, Türk tarihi boyunca, daha önce hiç bir yerde denenmemiş zulümler gördüler. Onların, Türklerle hiç gülen günü olmadı. Türkler, asker, polis kılığında sökün edip yakar, yıkar endişesinden, gönül rahatlığı ve huzur içinde yaşamak üzere, taşı üstüne bir taş bile koyamadılar.

Türk devletini, yangınlarla yürüyen soykırımcılar, katiller yapılanmasıydı, onlar için. İnsanları diri diri insan yakan işkenceler, yalancı ve talancıların karanlık galerisidir.

Kürtleri tepelemeye, bebeklerin ağzındaki mamayı çalmaya geldiklerinde, “Allah Türktür” demiyor, ama kan sıçramış yüzleri, kıpkızıl elleri ve dokunulmaz suçlu kişilikleriyle zulmün efendileri idi, onlar. Allah’ı da suçlarına ortak ederek ve adını kirli ağızlarına alıp “Allah bizimle beraberdir” diyerek Kürdistan’ı, mezarsız ölüler yatağı, yangınlar ormanına çeviriyorlardı.

Vahşetin darbeleri dehşet vericiydi. En son, Recep Erdoğan’ın eliyle Sur, Cizre, Şırnak, Nusaybin, Silopi ve diğer Kürt şehirleri insan başına yıkılarak yerle bir edilmişti. Ve Gürcistan dağlarından gelme Recep, pum kuşu gibi 10 şehrin enkazını üstüne tüneyip işlenen cinayetlerle övünerek Kürtlerden destek, yani takdir niteliğinde oy istiyordu.

Ölü evinde, geleceğinin şenliğini düzenliyordu o. Utanmazlıktı, bu. Mafyanın bile düşmanına saygıdan yapmadığı bir şeydi, bu. Erdoğan‘a kadarki Türk büyükleri de Kürt kanı ve kırımla övündüler. Ama, hiç biri Recep Erdoğan gibi Kürtleri meydanlarda, silahların gölgesinde toplayıp yüzlerine baka baka, evlatlarının kırımı ve onları şuraya buraya gömmekle övünmedi bu denli. Kimse, bu derekede küçülerek yıkım güzellemesi de yapmadı.

Recep Erdoğan Madin’de, Urfa ve Amed meydanlarında diyordu:

“Biz teröristleri Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te inlerine gömdük mü? Gömdük!..”

Onun terörist deyip gömdük dediği gençler Kürt halkının özgürlük savaşçılarıydı. Yalnız Cudi, Gabar, Tendürek’te değil, Şengal’de de savaşçıdır, onlar. Kobanê destanını yazdılar. Erdoğan’ın beslemesi IŞİD’i yenilgiye uğrattılar.

Ve, Kürt halkının gözleri içine bakarak özgürlük savaşçısı evlatlarına sövüyor, hakaret ediyor, sonra utanmadan oylarını dileniyordu. Kürtlerin kapısındaki dilenci, kendine yakışanla, Kürtleri aşağılayarak oylarını kazanmaya çalışıyordu.

Dünyada, bu benzerlikte dilenci repliği yaşandı mı, bilmiyorum. Ama Hitler’in, işgalden sonraki Paris gezisini biliyorum. Parislileri zorla veya rüşvetle meydanda toplayıp “çocuklarınızı gömdük mü? Gömdük!” diye övünmediğini biliyorum.

Recep, meydanlarda kendine yakışanıyla kendisidir. Durmadan Kürtlere mezar kazıyor, sonra Rusya’dan rüşvet ile emperyal rol kiraladığını unutarak, Kürtler lehine emperyalizme yumruk sallıyordu. Oysa hiç bir emperyal güç dil, kültür, kimlik yasağı ile işe başlamamıştı. Efrîn’in emperyal işgalcisi Recep, Kürt dilini yasak ile işe başlıyordu. Fidye için insan kaçırma, işkence, talan ve zeytin hırsızlığı üzere düm düz gidiyordu.

Ama seçim meydanında o, pak, kırk tas su ile yıkanmış bir arcaktı. Kürtler teröristti. Kürt düşmanlığı başlıca malzemesi…

Yalan ve iftira torbalarının büzgüsü yoktu. Utanma duygusundan bahsetmek ayıptı. Kürtlerden yola çıkarak her şey ve herkes teröristti. Kıtlığı çekilen domates, biber, patlıcan patates, soğan da…

Bütün düşmanları, Kürt işbirlikçileriydi. “Beyaz Toroslar“ kraliçesi Meral Akşener‘i, Türk ırkçılığını yad eyleme adına kurt işareti yapan Kılıçdaroğlu, hatta eski büyüğü Karamollaoğlu bile Kandil’den talimat alıyordu, ona göre…

Beri yanda, Türklerden daha çok oy alarak, üstünlük dengesini sağlamak için ırkçılığa hız veriyor, Kürtleri inkar etemin imkansızlığı karşısında, çaresizliğe yenik düşüp Kuzey Kürdistan’ı inkar etmekle yetiniyordu.

Irkçı MHP’nin eski lideri Türkeş’in yolunda giderek, Kürdistan diyenleri ülkeyi terke çağırıyordu. Türkeş’ın “ya sev ya da terk et“ sloganına karşılık bu, Kürtlere adres olarak, Güneyin yolunu gösteriyordu.

Bu satırları yazarken, o Şırnak’ta yıkıntılara karşı konuşuyordu. Şehir tanklar, toplarla dövülerek insan başına yıkılmış. Bir polis şefi esirlerini toplamış, “Türk olun, adam olun“ diye bağırıyordu. O sırada yıkıntılar arasından fırlamış ve yazıya, yabana sığınmış insanlara bir ekmek, bebekleri saracak battaniye ulaştırılmasını da yasaklamıştı. Gencecik bir adamı, zırhlı araca bağlamış yerde sürükleniyordu.

Ve yıkıntılara tünemiş bir baykuşu andırıyordu. İnsani sözler bile çıkıyordu, ağzından. Kobanê’den gelenlere yardım ettiğini söylüyordu. Doğru değil, bu söyledikleri. İçeriye alıp beslediği Kürtçe konuşanlar, kiralanmış işbirlikçilerdi. Ama komalık yaralılar, önce sorguya alınıyor, sonra hapishanelere yollanıyorlardı.

Recep Erdoğan, Şırnak’ta bir oy uğruna Kürt dostuydu. Sığınan Êzîdî Kürtleri tarumar ettiğini unutmuş, insani sıfat üzere takla üstüne takla tazeliyordu.

Kürtler, naklen yayında onu seyrediyordu. Yaranmak ve bir oy için, kendini acındırma adına kılıktan kılığa girip takla üstüne takla tazeleniyordu. “Terörist“ dediği halka avuç açmış, zavallı bir dilenci…

Yazarın diğer yazıları