Kürtlerin başına gelenin önemi   –       Gâspâr Miklôs TAMÂS*

Büyük bir halkın süregiden trajedisi hepimizi meşgul etmeli. Hitler’e takipçileri tarafından Nazilerin Yahudilere yaptıklarının gelecek nesilleri dehşete düşürüp düşürmeyeceği sorulduğunda verdiği cevap, Ermenilerin 1915’te katledilmesini kimsenin hatırlamadığı olmuştu. Son derece haklıydı, Ermeni Soykırımını (ki 1,5 milyon insan ölmüştü) kimseler hatırlamıyordu ve dünya Yahudi Soykırımı inkarcılarıyla dolu; tamamına erdirmek isteyenleri saymıyorum bile. Kürtler – o zaman Ermenilerin ve Yahudilerin olduğu gibi – devletsiz bir halk. Kendi karmaşık siyasetlerine ve kültürlerine sahip ama en berbat devletlerin bile yurttaşlarına sundukları korumalardan yoksun, ayrı, otonom bir azınlık teşkil ettikleri Türkiye, Irak, İran, Suriye ve diğer ülkelere dağılmış durumdalar. Kendilerini bir sürü düşmana karşı cesurca savunuyorlar ama tıpkı sonlarını bildiğimiz Ermenilerin ve Yahudilerin o dönemki durumu gibi, uluslararası hukuk kapsamında hiçbir hakka sahip değiller.

Ermeniler ve Yahudiler, Batılı güçler tarafından kaderlerine terk edilmişlerdi. Évian-les-Bains Uluslararası Konferansında (6-15 Temmuz 1938), Dominik Cumhuriyeti hariç hiçbir devlet Yahudi mültecileri kabul etmemiş, Yahudi temsilci Golda Meir’in konuşmasına bile izin verilmemişti. Bu yüzden Nazi basını, görüyor musunuz, kimse Yahudileri istemiyor diye yazmıştı. Aynen bugün Kürtler için olduğu gibi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile onun Türk ordusunun Suriye Kürtlerine yönelik canice saldırısını hepimiz biliyoruz. Ama hepsi bundan ibaret değil. Kısa bir süre önce kamuoyuna yansıyan haberlere göre, Türkiye’de tamamen yasal ve mecliste temsil edilen bir partiye şu şekilde muamele edildiğini de unutmayın:

‘15 Ekim 2019 günü, polis Hakkâri, Yüksekova, Nusaybin ve Erciş belediyelerine baskın düzenleyerek Hakkari Belediyesi Eşbaşkanı Cihan Karaman’ı, Yüksekova Belediyesi Eşbaşkanları Remziye Yaşar ve İrfan Sarı’yı, Erciş Belediyesi Eşbaşkanları Yıldız Çetin ve Bayram Çiçek’i ve Nusaybin Belediyesi Eşbaşkanları Semire Nergiz ve Ferhat Kut’u gözaltına aldı. 17 Ekim günü, Cihan Karaman, İrfan Sarı, Remziye Yaşar, Semire Nergiz ve Ferhat Kut artık klasikleşmiş “terör örgütü propagandası yapma” ve “terör örgütüne üyelik” suçlamalarıyla tutuklandı. 18 Ekim günü, İçişleri Bakanlığı Hakkari, Nusaybin ve Yüksekova belediye başkanlıklarına kayyım atadı ve böylece gasp edilerek kayyıma devredilen HDP’li belediye sayısı sekize yükseldi. 21 Ekim 2019 günü, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin görevden alınmış Eşbaşkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Kayapınar Belediyesi’nden Keziban Yılmaz ve Bismil Belediyesi Eşbaşkanı Orhan Ayaz ile birlikte haklarında “sürmekte olan bir soruşturma” kapsamında tutuklandı vb. Bu insanlar hayatta ama bir saniye bile unutmamalıyız ki varlığı meçhul “ateşkes”e ve Erdoğan’ın diğer hilelerine rağmen mücadele her cephede sürüyor.

Kürt halkı güçlü, ama uluslararası olarak tanınmış ortak bir devletleri olmaksızın, dünya üzerindeki en güçlü orduların bazıları karşısında kendilerini sonsuza dek savunamazlar. Kendi bağımsız devletlerine sahip olmadıkları için, uluslararası hukukta saldırganlığı yasaklayan kurallar bu vakaya uygulanamıyor. Bu engel, kıtaya bir mülteci akınının önünü açacağı tehdidinde (ırkçı hükümetlere ve ırkçılık mikrobunun bulaştığı uluslara dayanılmaz gelen bir tehdit bu) bulunan Erdoğan’ın şantajına boyun eğmemiş olsa idi Avrupa tarafından aşılabilirdi. Rezil Avrupa Parlamentosu, Akdeniz’deki mülteci kurtarma çabalarını destekleme amaçlı bir önergeyi henüz reddetmiş durumda; görünen o ki, çoğunluk, şiddetli bir ölümden kaçmaya çalışanların denizde boğulmasından yana.

Durum daha kötü olamazdı ve dünya sahnesindeki esas ‘demokratik’ oyuncular, benzer durumlarda hep yaptıkları gibi, çok adice tutum alıyorlar. Üzüntüyle eklemek zorundayım ki ‘kendi’ Macar hükümetim de Erdoğan’ın girişimini, diğerleri gibi ikiyüzlüce bile değil, açıktan ve yüksek sesle desteklemekte. Budapeşte’de bu durumu protesto ettik ve Türk Cumhurbaşkanı’nın bu koşullar altında Macaristan’ı ziyaret etme yüzsüzlüğünü göstereceği ve Macar Başbakan Orbán’ın da saygısızca onu misafir edeceği 7 Kasım’da, bir daha protesto etmeliyiz. Ama bu sadece bir ayrıntı.

Esas mesele, iyi niyetli her erkek ve kadının, tüm dünyada Kürt savaşını desteklemek zorunda oluşu. Daha da önemlisi, Türkler Kürt kardeşlerini desteklemek zorunda, çünkü ne zulmün ne de özgürlüğün ırkı ya da etnisitesi vardır. Hiçbir ulusal dayanışma – ya da daha açık söylersek suç ortaklığı – zulmü, haksızlığı ve cinayeti desteklemek için yeter sebep olamaz. Bunlar elbette klişe sözler ama doğrular.

Sizi aklımızda tutuyor ve unutmuyor oluşumuz hiçbir şey değil, çünkü hiçbir gücümüz olmadığı için bunun bir yardımı olmuyor. Ama bana inanın, sizi bu güç zamanınızda ortada bırakan hükümetler, bunun bedelini ödeyecekler: hesaplaşma vakti yakın.

* Macar Filozof

Çeviri: Serap Güneş

Yazarın diğer yazıları

    None Found