Kürtlerin devletsizliği

İlkel milliyetçi Kürt çevrelerinin belli bir merkezden yönetiliyorcasına bir süredir Kürt Özgürlük Hareketine saldırmakta kullandıkları argüman, bu hareketin devlete dair çözümlemeleri ve anti devletçi paradigması oluyor. İşin ilginç yanı Türk devletinin, Kürtler için bir ulus devlet hedeflemenin Kürtlerin derdine çare olmayacağını dile getiren, birlikte yaşamı, konfederal bir sistemi savunan görüşü değil de bir Kürt devleti talep edenlerin yanında saf tutmasıdır. Üstelik kurulacak Kürt ulus devletini oluşturacak en büyük parça Türk ulus devletinden koparılacaktır devletçi çözümü savunanlarca.

Birlikte, eşit, özgür bir yaşamı, konfederal bir birlikteliği savunanlar için yaşamı cehenneme çeviren Türk devletinin ayrı bir devlet kurmayı savunanlara bu engin müsamahası, hatta desteği nedendir acaba? Hadi diyelim bu insanlar Kürt Özgürlük Hareketini Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması önünde engel olarak görüyorlar, bu yüzden de bu kadar öfke duyuyorlar bu harekete. Peki bu öfkelerinin pek azını, ülkelerini sömürgeleştiren güçlere neden yöneltmiyorlar? Kürtlerin asıl tutsaklığının sebebinin sömürgecilik olduğunu bilmiyorlar mı? Kurmayı düşündükleri bağımsız Kürt devletini kime karşı savaşarak kuracaklar? Sömürgeciliğe mi yoksa Kürt Özgürlük Hareketine karşı mı?

Kendisinden toprak koparıp devlet kuracakları sömürgecilerin, kendilerine bu kadar müsamaha göstermesinden, destek olmasından, alan açmasından hiç mi rahatsız olmuyorlar, hiç mi işkillenmiyorlar? Hoş bu bağımsız Kürt devletini nasıl kuracaklarını da anlayan beri gelsin. Birilerinin onlara bir devlet hediye edeceğini mi düşünüyorlar, tek aktiviteleri Kürt özgürlük Hareketine saldırmak iken.

Dönelim devlet meselesine. Anti devletçi konfederal bir toplumsal düzen savunucusu olarak Kürt Özgürlük Hareketi bu paradigmasını bir çözüm önerisi olarak ortaya koyarken bunun hem entelektüel, hem siyasi, hem toplumsal mücadelesini en yoğun şekilde vermektedir. Bu anlamda harcanan büyük bir emek ve ödenen büyük bir bedel söz konusudur, devletçiliği savunanların aksine. Kürt Özgürlük Hareketi başta Latin Amerika devrimleri olmak üzere üçüncü dünyadaki sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş mücadelesi vermiş tüm devrimlerden etkilenmiş, bu devrimlerden yoğun bir moral güç almıştır. Fakat ulus devletçilikle bir ideolojik kurumsal hesaplaşma yaşayan Özgürlük Hareketinin Ortadoğu’da öncülük ettiği devrim hareketi bir ulusal kurtuluş hareketini çoktan aşmış ve Fransız devriminde, büyük Sovyet devriminde olduğu gibi bütün insanlık için bir yeniden kuruluş, bir yeniden toplumsal sözleşme ve inşa önermesinde bulunan bir harekete dönüşmüştür. Bütün dünyadaki devrimcilerin, enternasyonalistlerin dikkatini bu devrime çeken ve bu devrime çok sayıda Kürt olmayan halklardan insanın katılmasını sağlayan, devrimin bu yönüdür.

Murray Bookchin’in de “Devrimci Halk Hareketleri Tarihi” kitabında da belirttiği gibi Fransız devrimi ve Sovyet devrimi dışında tüm insanlığın kurtuluşu için bir önermeye sahip ve ideolojik kapasiteye sahip modern dönem devrimi yoktur. Üçüncü dünya devrimlerinin tümü de içe yöneliktir ve ideolojik etkileri oldukça sınırlıdır. Bu devrimlerin her birisi emperyalizme karşı kazanılmış zaferler olarak çok önemli de ulus devletçiliği aşamayan ideolojik darlıkları sonrasında bu devrimlerin sönümlenmesine kaçınılmaz olmuştur.

Fakat ilk defa bir üçüncü dünya ülkesinde bir ulusal kurtuluş hareketi olarak boy veren, fakat kapitalist uygarlığın bir modeli olan ulus devlet paradigması ile hesaplaşarak değişen ve dönüşen bir hareket olarak boy veren bir paradigmadan söz etmek mümkün. Murray Bookchin, Kürdistan Özgürlük Hareketini inceleme şansına sahip olabilseydi, bu hareketi ideolojik kapsayıcılığı ve teorik derinliği ve Ortadoğu’daki pratik ve paradigmal değiştirme ve dönüştürme gücüyle Fransız devrimi ve Sovyet devrimi ile benzer devrim zincirlerinin bir parçası olarak görürdü. Üstelik bu devrimlerin devlet aygıtına yükledikleri işlevin eleştirisini de gerçekleştirmiş bir hareket olarak bu devrimin ayrıca önemine işaret ederdi. Devletçi Kürt milliyetçiliğinin belki de hafsalasının almadığı nokta da tam burasıdır.

Yazarın diğer yazıları