Kürtlerin enerji ile imtihanı

Gün geçmiyor ki Ortadoğu merkezli bir sürprizle karşılaşmayalım; yakın zamana kadar adı bütün tartışmalarda Suudi Arabistan’la anılan Katar bir anda Suudi Arabistan’ın baş düşmanı oldu. İki ülke bir anda savaşın eşiğine geldiler. Hakeza Erdoğan Türkiye’si kimseyi beklemeden olası siyasi ve ekonomik maliyetlerini de göze alarak hızla Katar’ın yanında yer aldı.

Yakın zamana kadar Kürtlere mesafeli duran kimi devletler bir biri ardına Kürtlerin ülkelerinde temsilcilik açmalarına müsaade etmeye başladılar. Sadece bununla da yetinmeyip her fırsatta Kürtlerle ilişkilerin geliştirilmesinden bahs eder oldular. Tabi ki bunda Kürtlerin yakın dönemin en büyük barbarlar ordusu DAİŞ çetelerine karşı ortaya koyduğu kahramanlığın da payı büyük. Fakat lafı hiç dolandırmadan en son söyleyeceğimiz şeyi en baştan söyleyelim. Ortadoğu’da küresel düzeyde bir enerji savaşı yaşanıyor ve Kürtler bunun tam ortasında duruyorlar. Her kim ki enerji denkleminin bir yerinde pozisyon almak istiyorsa; öyle veya böyle Kürtlerle ve Kürt sorunu ile muhattap olmak zorunda kalacaktır!

Enerji ülkelerin toplumsal refahlarını artırmaları, hayat standartlarını yükseltebilmeleri için gereksinim duydukları en önemli girdidir. Özellikle Sanayi Devrimi sonrası toplumların ekonomik ve teknolojik gelişimlerini sürdürebilmeleri, refahlarını kesintiye uğramadan arttırabilmeleri ancak enerji kaynaklarına erişimin sağlanabilmesi ile mümkündür. Tam da bundan dolayı enerji sorunu artık birinci dereceden ulusal güvenlik sorununa dönüşmüştür. Enerji artık sadece basit bir endüstriyel girdi değil varlık ve yokluğu belirleyen temel bir stratejik bir ögeye dönüşmüştür.

Ancak tam da burada işleri oldukça güçleştiren bir durumla karşı karşıyayız, söyle ki: “Petrol ve Doğal gazı ikame edecek yeni enerji kaynakları yetirince hızlı geliştirilemediği için; enerji talebi açısından Petrol ve Doğal Gaz merkezi önemini korumaya devam etmektedir. Fakat buradaki sorun; petrol ve Doğal Gaz rezervleri her geçen gün azalırken; Petrol ve Doğal Gaz talebi her geçen gün artmaktadır. Bu durum ise her geçen gün enerji tabanlı çatışmaların önünü açmaktadır ve muhtemelen bir süre daha bu durum böyle devam edecektir.

Kürdistan coğrafyası bir kısmı bizzat kendi bölgesinde olmak üzere dünyanın ispatlanmış petrol kaynaklarının yüzde 73’nün, doğal gaz kaynaklarının ise yüzde 72’sini barındıran ve sadece bununla da kalmayıp bir çok boru hattı projesinin de kesişme noktasındadır.

İşte Kürtlerin 21. Yüzyıldaki serüveni tam da buradan başlayacak; 20. Yüzyıl Kürdistan’ın yeraltı ve yerüstü kaynakların Kürtlerin şansızlığı olmuşken, 21.Yüzyılda Kürdistan’ın jeopolitiği Kürtlerin şansı olacaktır.

Uluslarası Enerji Ajansı (IEA) küresel enerji talebinde 2013-2040 yıları arasında üçte bir artış bekliyor. IEA tarafından yayınlanan 2015 Dünya Enerji Görünümü Raporuna göre; bu artış gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacak, 2040’da Hindistan’ın petrol ithalatı Avrupa Birliği ülkelerini geçecek, Çin’in ithalatı ise ABD’nin 5 katına çıkacak. 2040’ta Hindistan, Çin’i geçerek en büyük enerji ithal eden ülke konumuna gelecek.

Enerji arzında yenilenebilir enerji; bu 2040’a kadar öne çıkacak. Yenilenebilir enerji, 2030’un başlarında kömürü geçerek elektrik enerjisi üretiminde en büyük kaynak olacak. 2040’a kadar yenilenebilir enerji kanyaklı elektrik üretimi, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 50, Çin ve Japonya’da yüzde 30, ABD ve Hindistan’da ise yüzde 25’e yükselecek.

Çin ve Hindistan kaynaklı enerji talep artışları, Ortadoğu gibi enerji zengini ülkelerdeki jeopolitik istikrarsızlıklar, yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanımının çevreye verdiği zararların her geçen gün daha görünür hale gelmesi dünya ölçeğinde yeni bir enerji düzeninin ortaya çıkmasına neden oldu. 

Eskiden ülkeler küresel hiyerarşide; nükleer savaş başlığı sayısı, deniz gücü ve asker sayısı ile tanımlanırlardı. Şimdi ise ülkeler sahip oldukları petrol, doğal rezervi veya bunları satın alabilme kabiliyeti ile uluslararası hiyerarşide kendilerine yer buluyorlar.

Bu durumu şöyle de ifade edebiliriz; bir biçimde enerji denkleminin dışına düşmüş ülkeler; yani ne enerji kaynaklarına sahip olan, ne enerjinin geçiş hatlarında söz sahibi olabilen, ne de teknoloji üretip satabilen ve bu yolla enerji ihtiyacını finanse edebilecek durumda olan ülkeler verili dünya sisteminin dışına düşmüş oluyorlar. Türkiye’nin elinde patlayan Suriye siyasetini, Katar/Suudi Arabistan arasındaki arasındaki gerilimde hızla Katar’dan yana tavır almasını ısrarla enerji denkleminin bir yerinde kalabilme çabası olarak olarak okumak gerekir. 

Kürtler doğal gaz ve petrolün tam ortasında otururken; siyasetlerini bu durum yokmuşcasına sürdürmemeliler!

Yazarın diğer yazıları