Kürtsüz politikadan kimseye ‘HAYIR’ gelmez

Eskiden insanlar birçok meselenin aslında Kürt Sorunundan kaynaklandığını söylediğinde, bazıları bunu çok abartılı bulur; “hadi canım sende, siz de her şeyi getirip Kürt Sorunu’na bağlıyorsunuz!” derdi.

Kimileri Kürt Hareketini kendine politik rakip olarak gördüğünden; kimileri ise iyi niyetinden kuşku duymadığımız, ama yaşanan gerçeklikle alakası kalmamış ideolojik yaklaşımlarından dolayı; “ne yani Türkiye’de yalnızca Kürt Sorunu mu var; işsizlik, yoksulluk, ne olacak; Türkler de işsiz, yoksul değil mi?” derdi.

Halbuki; sadece AKP’nin değil; Avrupa’daki birçok sağcı/ırkçı partinin seçmeni toplumun lümpen proletarya dediğimiz en yoksul kesimlerinden oluşuyor.

Yani siz insanlarla onları tanımlayan; ulusallıkları, inançları, sınıfsal konumları, cinsel yönelimleri vb bütün yönleri ile toplamda bir ilişki kuramaz, sadece bunlardan birini öne çıkarırsanız; asla tutarlı bir demokrat olamadığınız gibi; tutarlı bir sosyalist hiç olamazsınız!

17 Kasım 2016’da Yurt Gazetesinden Ülkü Çoban’a konuşan Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun söylediklerini okuduğumda yüreğimde bir dalın daha kırıldığını hissetim.

Açıkçası kırıldım, üzüldüm; sadece kendim için de değil; bizzat Maçoğlu’nun kendisi için de üzüldüm.

Yurt Gazetesi muhabiri Ülkü Çoban soruyor; “Son dönemlerde sık sık Kürt Siyasi Hareketi tanımı ile karşılaşıyoruz. Siz bu hareketin neresindesiniz?”

Maçoğlu’nun cevabı; “Ben o hareketin hiç bir yerinde değilim; Siyasetin Kürt’ü Türk’ü olmaz ki, biz sosyalist siyaset yapıyoruz, ezilenin yanındayız, haklının yanındayız, emeğin yanındayız.”

Bütün Ortadoğu coğrafyası ve Türkiye çok önemli bir dönemden geçiyor; sadece bundan sonra Türkiye’de ne olacağını konuşmuyoruz aslında; AKP ve MHP’yi bir araya getiren şeyin sadece Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın başkanlığı olmadığını politikayı birazcık okuyabilen herkes biliyor.

“Bu kirli ittifakta bir halka düşmanlık var; derin bir Kürt düşmanlığı var!”

40 milyonu aşkın nüfusuyla, Ortadoğu’da neredeyse 600 kilometre alana yayılmış bir halk; yaşadığı bütün ülkelerde ikinci sınıf insan muamelesi görüyor, dili, kültürü yasaklanıyor, sözde islamcısından, sözde laiklerine kadar bütün bölgesel güçlerin hedefi haline geliyorsa ve siz de buna seyirci kalıyorsanız burada bir problem yok mu?

Yani sayın Maçoğlu kendi ifadenizle “siz bu hareketin hiç bir yerinde değilseniz“; nasıl ezilenden yana, halktan yana, emekten yana siyaset yapacaksınız?

Türkiye’de kimi çevreler Kürtlerle aralarına mesafe koyarak sözüm ona kendilerini güvenceye almaya çalışıyor; Maçoğlu, CHP ve Haziran Hareketi bunun en somut örnekleridir.

Halbuki son otuz yılda yaşadıklarımız bunun tam tersini ortaya koyuyor; Türkiye’nin en önemli demokrasi ve özgürlük sorunu olan Kürt Sorunu’na cesur ve doğru yaklaşamayan “Sol” her geçen gün hem sağcılaşıyor hem de marjinalleşiyor.

Bütün dünya Kürtleri bir demokrasi dinamiği olarak keşfederken; bölge ülkelerinin rezerv koyma çabalarına rağmen Kürtlerle ilişkinin yollarını ararken siz burun kıvırıyorsunuz!

Türkiye’de tam da; “demokrasi mi; diktatörlük mü” tartışması kendini referandumla artık kaçınılmaz bir gündem olarak dayatırken, CHP solundan; Maçoğlu’na kadar birçok çevrenin Kürt halkına ve Kürt Hareketine mesafe koyma tavrı abesle iştigal etmektir.

Bu referandum aslında sonuç ne olursa olsun; Türkiye’de demokrasi ve barıştan yana olan bütün çevrelere altın tepside bir fırsat sunuyor. Ya Kürtlerle doğrudan eşitliği ve saygıyı esas alan bir ilişki; ya da geri dönüşsüz uzun yıllara yaygın bir diktatörlük dönemi!

Umarım bu fırsat doğru değerlendirilir; yoksa hepimizi ama özellikle de sözde solcuları ve laikleri bir tutam ışığa hasret uzun karanlık yıllar bekliyor.

Yazarın diğer yazıları