Kürtten ‘şüphelenmeyi’ bırak, kendi hallerine iyice bak!..

Yine başladılar. Aklı başında muhalifler başlamadı elbette. Oda TV ve benzerleri.

Her seçim öncesinde olduğu gibi yine başladılar.

Neye başladılar?

“Kürtler pazarlık yapmakta, ihanet edecekler.”

Bunlar “hükmü” vermişler.

“Bunlar” dediklerimizin arasında Kürtleri zaten “vatan haini” ilan eden ve “Belediye’yi” de “vatan” sanan ultra-ulusalcıların yanında aklı başında sandığımız bazı kişilikler de, hatta kimi sosyalistler de var.

Sanırsınız devrimci sürecin merkezi İstanbul, devrim karargahı Belediye, devrimin öncüsü CHP ve devrimin önderi Kılıçdaroğlu.

Kürde düşen bütün bunlara ya “katılmak” ya da “ihanet” etmek.

Akıllarına “acaba faşist rejime karşı mücadelenin gerçek gücüne, Kürt halkına, onun örgütüne ve önderine ihanet ediyor olamaz mıyız?“ sorusu gelmiyor.

Devrimci sürecin merkezi 12 Eylül darbesinden sonra Kürdistan’a kaydı. Bugün Kürdistan yalnız Türkiye’nin geleceğinde değil, tüm Ortadoğu’nun, Kafkaslar’ın ve Balkanlar’ın kaderinde devrimci/dönüştürücü, belirleyici rol oynuyor.

İstanbul Belediyesini AKP’nin elinden almak elbette önemlidir. Ama böyle bir “elinden almak“ sonucu tayin etmiyor. Etmediği YSK’da 7 “çetecinin“ Belediyeyi CHP’nin elinden çekip almasından belli değil mi? Sen ne yapıyorsun ki, Kürt senin neyine ihanet etsin.

HDP TBMM’nin “üçüncü“ partisi. İyi de bu HDP CHP’ye İstanbul Belediyesini kazandıran, AKP’ye ise kaybettiren asıl güç değil mi? HDP kazandırdı, CHP koruyamadı, koruyamayınca AKP kazandı.

Bu 7 Haziran’da da böyle olmadı mı? HDP AKP’yi azınlığa düşürdü. CHP ne yaptı? Kazanılan seçimi koruyamadı.

Bu “iktidarsız“ muhalefet partisini savunanların “Kürtler bize ihanet edecek“ spekülasyonları bende hazin bir tebessüme yol açıyor. “Sen kendine ihanet ediyorsun CHP, ayağa kalk artık“ diyeceğim de, umut yok.

Buraya kadar tamam. Ama “spekülasyonun“ bir başka cinsi daha var:

“Ne ihaneti, Kürtler asla ihanet etmez.“ Böyle diyorlar. Hoşumuza gitmiyor değil. Ezilen bir halkı “övmüş“ gibiler.

Nevar ki burada çok ince bir çizgi, “ihanet eder“ diyenle “ihanet etmez“ diyeni birleştiriyor.

Kürt “ya ihanet edecek“ ya “ihanet etmeyecek“?

Hayret değil mi?

Yani Kürdün bağımsız iradesi yok, “kendisi için bir talebi, hedefi yok“.

Oysa Kürdün örgütü “Kürt kendisini kurtarırken Türkleri de kurtarma misyonuna sahip“ demekte.

İhanet ne kelime? Örgütlü Kürt herkesin kurtuluşu için savaşmakta.

“İhanete uğrama“ korkusuyla “ihanet edecekler“ diye bağırıp duranlar bir baksın: CHP herkesle görüşüyor. Yalnızca HDP’yle görüşmüyor. Kim kime ihanet ediyor?

HDP’yle konuşmayanlar, PKK’nin “AKP’yle konuşmasından“ huylanıyor. “Pazarlık“ yapılıyormuş.

A divane kardeşim, madem “AKP’yle konuşmasın“ diyorsun, sen PKK’yle konuşsana…Madem “pazarlıktan“ hoşlanmıyorsan, onunla bir cephe kursana… Vazgeçtim PKK’yle kurulması gereken cepheden, HDP’yle açıkça, ilkeli, iki halkın çıkarları temelinde bir cephe kurmaktan seni alıkoyan nedir? Anlatsana… “Tecridi kaldırmak için ihanet edecek“ mi diyorsun, sen Öcalan üstündeki tecride açıkça, resmen, ismen karşı çıksana, Açlık Grevcilerini ziyaret etsene.

PKK dünyada herkesle konuşuyor. Gizlisi, saklısı yok. “Gizli olan varsa“, bilin ki PKK’yle kamuoyunun önünde “konuşmaktan“ korkanların talebi yüzündendir.

Bir parti “dökme demirden“ imal edilmişse, görünüşü kavidir, hiç kimse karşısında “esnemez“, sloganı “uzlaşmalara hayır“dır. Ama taşıyamayacağı yükün altına girdiğinde kırılır, darma dağın olur.

Ama bir parti “çelikten“ imal edilmişse, o, zorunlu durumda ağırlığın altında esner, ama kırılmaz ve sonunda o ağırlıktan kurtulduğu anda “daha da çelikleşmiş“ olarak, eskisinden daha güçü hale gelir.

Şimdi soralım: İstanbul Belediyesi mi önemli, Rojava mı? Yalnız İstanbul belediyesi değil, Kürdistan’daki tüm belediyeler mi asıl mevzi, yoksa Rojava ve Kandil mi?

Bütün ipleri Erdoğan’ın elinde olan Belediyeleri “savunmak“ mı önemli, yoksa devrimci sürecin merkezini, Rojava’yı, Kürt halkının örgütünü, kazanımlarını savunmak mı?

“Belediye’yi çalıştırmak“ için düşmanla uzlaşmak mı “ihanet“, yoksa devrimci süreci korumak için düşmanla “diyalog, müzakere ve çözüm“ aramak mi?

Düşünelim bakalım.

Kürtlerin sizin karşınızda ne yapacağını uyduruk ihtimaller üzerinden tartışıp duracağınıza artık, Kürdün karşısında ne yapacağınızı düşünmeye başlayın.

“İhanet edecek misiniz, etmeyecek misiniz?“ Bu soru “şüphecilerin” kendilerine sorması gereken bir sorudur.

Yazarın diğer yazıları