‘Kurtuluş hareketinin model lideri’ Barzani!

Mesud Barzani ile Recep Erdoğan, karşılıklı ev ziyareti yapan iki “sıkı dost“tu.

Parantez içi söylemle, “sıkı dost“ Mafya dünyasında bir “racon“ deyimidir. Racon ise altında tehdit, şantaj çeşitleri, meydan okuma, haraç isteme, zoraki gülüşlü “al ve ver“ ilişkisini barındıran, Mafyatik örtü sözdür…

 Recep Erdoğan, bu sözü pek sever. Onun, dış siyasete ilişkin ilk raconu, Bağdat’la federasyon görüşmeleri yürüten Güney Kürdistan hakkındadır. Erdoğan, Kürtlere o kadar öfkeliydi ki, öfkeden tepinircesine bas bas barbarlanıyor, “ey Barzani denilen Peşmerge başı aşiret reisi, haddini bil, federasyon bizim kırmızı çizgimizdir“ diyor, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt da, sınıra askeri taburlar yığıyor, yalnızlığında viski şişesine mırıldandığı gibi “harekat an meselesidir“ cümlesini kuruyor, o cümle gazetelerin manşetlerine sıçrıyordu. Emekli generaller de, televizyon ekranlarında, “birliklerimiz şuradan sarkıp ilerleyecek“ diyerek, harita üzerinde işgalin başlangıç ile gelişimini izah ediyorlardı.

Erdoğan ise “ey Barzani“ diye diye, Türk halkını savaş havasına sokmaya çalışıyordu.

Sonra, bir gün sesi aniden kısılıverdi. Ardından sessizlik başladı. Derken, damat Beraat rumuzlu tankerlerin, petrol sevkiyatına başladığı haberleri yayıldı. Sessizliğin derin anlamı anlaşılmıştı. Yeni hallerde Barzani “sıkı dost“tu ve dostluğun delili olarak, Güneyin iç ve dış siyaseti, diğer Kürtlerle ilişkileri, ekonomik olarak esareti, Recep Erdoğan’ın kafası mihverine oturturuluyor, bu arada, Kürtlerin “kurtuldu“ sanılan ülkesi pıtırak gibi yerden biten Türk askerleriyle doluyor, nokta nokta işgal edilerek, üsler kuruluyordu.

Öte yandan beliriveren Türk askerleri konusunda, söylenti çok, hakikat gizliydi. Üslerin neden ve niçinini kimse bilmiyordu. Anlaşmaların içeriği halktan gizliydi. Ama bir yandan da, avuç içi kadar ülkede inşa edilip içi doldurulan üs sayısı hızla artıyordu.

Ancak bunlara karşılık, Kürtlerin Türk sınırları içinde bir Peşmerge eri bile yoktu.

Bugün Güneyde, Türklerin 23 askeri üssü var. Bu üslerde kaç bin askerin konuşlandığı, uzaktan görünen tank ve topların dışında, ne gibi silahın depolandığı ise meçhuldur. Ancak, Erdoğan Amerika yolundayken, racon sınırda tozu, dumana katan tanklı, toplu, füzeli tehdit gösterisi sırasında, içerdeki üsler de, vuruş için teyakkuz halindeydi.

Manzara, “emre amade“ olmanın devamı, zaten ezik olan kişilik erimesi sonucuydu. Başlangıcı ise Özal dönemine dayanıyordu.

Özal’ın Cumhurbaşkanlığında, özel kalem müdürlüğü ve basın sözcülüğünü yapan Kaya Toperi, dün Sözcü gazetesinde yayımlanan sözleriyle, bir “lider“in hüzün verici portresini çiziyordu. Barzani, “sıkı dostluk“ adı altında, ülkesinin kader ve kişiliğini ta o zaman teslim etmişti. 

Barzani, Özal karşısında, kökleri tarihin derinliklerine inen, kendi kültürünü de yaratarak gelegelmiş mücadeleci bir halkın temsilcisi olarak, öz güvenle duracağına, Saddam’ı öpmeye koşan “boynu bükük adam“ portresini çiziyor, celladından merhamet dileyen perişan, “şelpeze“ mahkum gibi eğiliyor, halkının baştan başa bütün geleceğini, rehin bırakabilecek bir portre çiziyordu…

Kaya Toperi’nin çizdiği lider portresi budur. Ve işte söyledikleri:

“(….) Özal’a, her emriniz için hazırım diyordu. Özal, PKK ile mücadelede yardımcı olma sözü üzerine, Barzani’ye destek verdi. (…) PKK’nin kuzey Irak’daki kamplarının haritasını bize getirdi. (….) Hatta, Kuzey Irak’ı bize ilhak etmek istediklerini bize söyledi. Türk pasaportu alınca, Özal’ın elini öptü.“ 

Vay be!…

“Kurtuluş hareketinin model liderine“ bakın siz! Bırakın aynı kavimden olmayı, hangi kurtuluş savaşı lideri, benzer savaşı verinin kellesini sunardı, düşmanına?

Kendi halkının geleceğini rehin bırakma, el öpme…

Bugün, Kürtlerin petrolünün efendisi damat Beraat’tır. Bir nefes özgürlük için, ayaklanmış Rojava’nın sınırlarına hendek kazan kim? Kapıları kilitleyen, Türklerin piyadesi olarak Şengal’e yürüyen?..

Verilen koordinatlarla Kandil Dağı bombalanıyor. Orada, Barzani’nin yurttaşları ölüyor. O yurttaşlar ki, bir zamanlar elde silah, Araplara savaşıyorlardı.

“Kürdistan“ demekle Kürt olunmuyor. İnsanın ameline, eylem ve işlemlerine bakarlar önce. Ağır kelime kullanmak istemiyorum, ama “herkes kendince“ ve kendi meşrebince sever ülkesini. Kimileri için ülke sevgisi, Türk bankalarında istiflenen dolardır. Alış-veriş için mağaza kapatmak, pasaporta karşılık ata yurdunu başkasının üstüne geçirmektir…

Ha, referandum mu? Bağımsızlık Kürtlerin büyülü hayalidir. O da yarına…

Yazarın diğer yazıları