Kürt’ün onuru ve Suruç olayı

Ahmet KAHRAMAN

AKP, Kürdistan’ın bütün parçalarında Mafya çetesi ve reisinin kanunlarıyla faaliyet gösteriyor. Başka bir ifadeyle, çete, Kuran’da sözü edilen “Hecüc-Mecüc“ terörünü temsil ediyor.

Tankı, topu, hava gücü olmayan yer yüzündeki bütün Kürtlerin tepesinde, haysiyet cellatlığı yapıyor, doğrudan bu halkın onur damarı, şerefine saldırıyorlar, artık.

Kürdistan’ın güney parçasına, “dost ve kardeş” diye yalanarak yanaştılar. Kimilerini gülücükler, küçük küçük “ikramlar”la “hempa” (ayakçı) yaparak, ekonomisini ele geçirdiler.

Ama Hecüc-Mecüc aç gözlüydü. Azla yetinmiyordu. Haysiyet celladı olarak ülkeyi kuşatıp teslim aldılar. Orası artık işgal altındaki topraklardır. Halk ise olmayan insana esir…

Efrîn’i işgala rağmen oradaki Kürtleri teslim alamayınca tarihini, hayatın alt yapısını tahrip etmeye başladılar. Şimdi Kürdün en hassas olduğu değer yargılarına saldırıyor, en iyi bildikleri tecavüzcülükle, can alma ve işkencecilikle insan onurunu kırıyorlar.

Kandil, Mahmur köyü ve Şengal celladın nişangahında…

Kuzeye gelince: Ülke, üstü açık bir esir kampıdır. Orada, 1920’lere dönüşle artık, çete hukuku geçerlidir. Polis neferi veya askerin sözü kanundur. Halk, bütün olarak fişlenmiş, herkesin peşine birer kulak takılmış, elektronik aygıt bağlanmış hal ve hareketler denetim altına alınmıştır.

Tek parti dönemi, askeri darbe dönemeçlerinde bile, seçim zamanı Türkler için geçerli olan hak ile hukuktan Kürtler de yararlanıyordu. Kürtler için ayrı bir çete kanunu yoktu. Ama ilk defa Recep türü İslami devlette “esir kampında seçim havaları” oynanıyordu.

AKP’nin reisi Recep’in teşkilatına olan talimatları, Kürtlerin seçme ve seçilme özgürlüğünü daire içine alıyordu. Recep adamlarına, “Kürtleri özel çalışma ile markaja alın, oyları kendi adamlarına gitmesin” diyordu.

Bu talimatın, yerine ulaşmasından bir gün sonra “özel çalışma” dört bir yana yayılıyor, Türk şehirlerindeki Kürtler, “galeyana gelmiş Türklerin” linç saldırılarına uğruyor, gören polisler de yön ve yüz çeviriyorlardı.

Miting hakkı, devletin “özel çalışması“na bağlı olarak, Kürtler için izne ve insafa tabiydı. “Sakıncalı” haller nedeniyle, çok yerde yasaktı. Varto örneğinde görüldüğü üzere, izin dahilinde olan çalışmalar da, anında ve yerinde fişleniyordu.

Bir tanık, Kürt adayların Varto çalışmasını şöyle anlatıyordu:

“Adaylar, destek için esnafı geziyordu. Polis panzerleri, onları önden ve arkadan takip edip kameraya alıyor, bir başka ekip ağızları önünden, enseden çekim yapıyordu. Polisi gören, uzak duruyordu. Yaşlı bir adam gördüm. ‘Evin yıkıla zulüm” derken ağlıyordu:

Suruç’ta ise bir önceki seçimde, orada bulunmayan 200 kişi adına sahte oy kullandırdığı gerekçesiyle hakkında belgeler düzenlenen AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız ve adamlarının baskın düzenlediği çarşıda silah tetikleyerek ilk anda dört kişinin ölümüne yol açıyordu.

Olayın başlangıç ile sonrasını, bir Türk internet gazetesi olan şöyle aktarıyordu:

 “Suruç ilçe merkezindeki Kuyumcular Çarşısında, Perşembe günkü olay, bir önceki gün yaşanan tartışmanın devamıydı. AKP’liler Çarşamba günü, esnafı ziyaret etti. Esnafın ağırlıklı olarak HDP’li olduğu biliniyordu. AKP’liler, istedikleri desteği göremediler. Bu ziyaret, AKP’li vekil Yıldız ile 30’a yakında adamıyla birlikte yapılmıştı. Çarşı esnafı, AKP’lilere ‘bizden size oy yok‚ dediği için kısa bir tartışma yaşandı. AKP’li Yıldız ve beraberindekiler Perşembe günü tekrar Kuyumcular Çarşısına gitti. Esnaftan, satmak için bulundurdukları sarı, kırmızı ve yeşil renkli şal ve tokaların kaldırılmasını istediler. Esnaf buna karşı çıktı. Yıldız ve beraberindekiler, bu sefer, ‘bu renkleri kaldıracaksınız yoksa, dükkanınızı kapatırız‘ dediler.”

BBC de, AKP’li Yıldız’ın üç gün önce esnaftan oy istediğini ve “bizden size oy çıkmaz” cevabını aldığını bildiriyordu. BBC, adını açıklayamadığı bir tanığın anlatımlarını dayanarak, Yıldız’ın Celal Şenyaşar’ın dükkanına girdiğini ve “siz oy yok” demesi üzerine tartışma çıktığını bildiriyor, tanığın anlatımlarını aktarmaya devam ediyordu:

“Milletvekilin koruması da olan kardeşi Mehmet’in, Celal ağabeyi vurduğunu gördüm. Esnaf da bıçakla kendilerini savunmaya çalıştı. Sonra silah sesleri arttı. Celal ağabey ve üç kardeşi yerdeydi.”

BBC’nin haberine göre, Evset Şenyaşar yaralı oğlunu görmek için hastaneye gidiyor ve orada AKP’li vekilin adamlarınca linç edilerek katlediliyor, yaralı oğlu da, gaz tübüye başı ezilerek öldürülüyordu.

Ama Cumhurbaşkanı da olan AKP lideri Recep, sabah bayram namazından çıkarken, cami kapısında kamuoyunu yalan ve yanlışla yönlendiriyor, PKK’nin saldırıya geçtiğini söylüyordu.

Bu olaylar rezaletlerin tanığıdır ki, yaşanan seçim değildir. Kürdistan’da ırkçılığın gösterisidir.

Şöyle ki: Dünyanın her yerinde, bir insan mahkemece hakkında verdiği karar kesinleşmediği sürece masumdur. Hak ile özgürlüklerini kullanmada da özgür…

Ama Recep Reis, emirlerini Anayasa’nın maddeleri yerine koyarak, tutuklu olan Demirtaş‘ın Cumhurbaşkanı adayı olmaması gerektiğini söylüyordu. Yine ağzından çıkanıyla kendini anayasa yerine koyarak, Demirtaş’ın televizyonda konuşma hakkını kullanmasına izin verdiğini beyan ediyor, bununla Yüksek Seçim Kurulu’nu emir eri haline getiriyordu.

Kısacası, Kürdistan’da seçim yasaları da geçerli değildi. Kürtler esirdi. Recep’in kölesi.

Köleci düzende, efendi köleyi itip kakma, emirle yatırıp kaldırma, kamçılama, öldürme hakkına sahipti. Maganda kurduğu mafya düzeni, köle rejimini uyguluyordu, Kürtlere…

Kürt sana diyeceğim kısa ve basittir: Bu seçimde, kimse için değil. Hakı yenmişlerinin hatırı, yanmış, yıkılmış yurdun, yok edilmeye çalışılan soyun için de değil, kendi onurun için kullan oyunu. Kavminin düşmanına karşı, kağıda mühür bas ki, günü geldiğinde, “büyük savaşta, halkın direnirken, ben de bir şeyler yaptım“ diyebilesin…

Ve de gelecekte torunlarına söyleyecek bir menkibenin bulunması adına, göreyim seni! Oy kağıdını, kendi onurunun savunması olarak mühürle, Kürt!.. Kişisel mücadele tarihine, bir vesika ekle sen de!…

Yazarın diğer yazıları