‘Kurunun yanında yaş mı yanıyor, yoksa başka şeyler mı oluyor?

‘Bize baskı yapılıyor, belediyelere kayyım atanıyor, vekiller tutuklanmak isteniyor, yurtseverler tutuklanıyor, siviller öldürülüyor, hukuk yok darbe var…” 

Bu başlıkların altında binlerce somut olay, olgu, veri… 

Bunları sergilemek neye yarıyor? Hükümetin meşruiyeti bunların anlatılmasıyla sarsılıyor mu? 

Hayır. 

Bunları sergilemekteki amacımız, rejimin meşruiyetini asıl sarsacak olan halk protestosunu örgütlemektir. “Hükümet hukuksuzluk yapıyor” demekle hükümet sarsılmıyor. O zaten sarsılacağını bilse bunları yapmaz. Hükümet mücadeleyle sarsılır. Başka yol yoktur. 

Ama saray rejiminin meşruiyetini sarsacak “gerçekler” de var. Eğer siz bu gerçekleri etkili şekilde propaganda edebilirseniz, Saray’ın imamesi şaşar. 

Mevcut rejimin meşru olmadığını en geniş kitlelerin gözünde kanıtlamak büyük önem taşır. Bu bir “ideolojik hegemonya” mücadelesidir. 

Şu anda Saray rejimi, tüm dünyanın önünde yalan söylüyor, “bana karşı bir darbe yapıldı, ben de bu darbeyi yapanlarla mücadele ediyorum, yanlışlar da yapıyorum, ama bunları da düzeltiyorum” diye konuşuyor. Tüm Saray propagandasının özeti budur. Yalan açığa çıkarsa Saray sarsılır. 

O halde “kurunun yanında yaş yanmasın” maskaralığına son verilmelidir. Çünkü bu maskaralık, Erdoğan rejimini “meşru” saymaya varır. “Biz de darbeye karşıyız, ama…” demek, Erdoğan rejimiyle uzlaşmaya yol açar. “Ölmüş darbeye“ ve “darbecilere karşı mücadeledeki ‘kuru-yaş ‘ hatalarına karşıtlıkla” sınırlı bir siyasi çizgi, “yaşayan darbeyle, dayanışmaya , ya da “Yenikapı nane ruhuna” varır. Öyle de oluyor. 

Saray propagandasını çürütmek ve rejimin meşru olmadığını halka göstermek için, “darbenin” aslında darbe olmadığını, generallerin bizzat Erdoğan ve adamları tarafından itile kakıla darbeye zorlandığını ve mecbur bırakıldığını, darbe potansiyelinden haberdar olan AKP derin devletinin bunu “önlem alarak”, başlamadan bastırmak yerine “beklediğini”, bizzat darbenin başlangıç düğmesine, orduya sızan “çift taraflı ajanlarıyla” kendisinin bastığını, bunu da şimdiki tiranlığı halka ve kamuoyuna kabul ettirmek için yaptığını anlatmak gerekir. Gerçek budur çünkü. 

Siz bunu anlatırsanız, o zaman rejimin meşruiyetini temelden sarsan şu sonuç ortaya çıkar: 

Eğer darbe, fiilen başlamadan, saptanan “cunta” tutuklanıp, tasfiye edilseydi, yüzlerce insan ölmez, binlercesi yaralanmaz, ülke alt üst olmaz ve daha da önemlisi, sayıları en fazla “yirmi otuz kişi” olan cunta dışında yüzlerce general, binlerce subay ve asker darbe “suçuna” bulaşmamış olurdu.

Rejim bunu neden yaptı? 

Çünkü darbeden önceki dönemde, rejimin temelleri sarsılıyordu; ayakta kalabilmek için sınırsız bir diktatörlüğe ihtiyaç vardı. Parlamenter rejimle de, “anayasal partili başkanlık” rejimiyle de, “anayasal tek kişilik başkanlık” rejimiyle de Saray’ın ayakta kalması mümkün değildi. Üstelik kamuoyu araştırmaları “başkanlık rejimi” isteyenlerin azınlıkta olduğunu gösteriyordu. Sarayın ayakta kalması için şimdi olduğu gibi, “hiçbir denetime” tabi olmayan, sınırsız bir eşkıyalık rejimine ihtiyaç vardı. Ülke OHAL ile, KHK’lerle, keyfi bir şekilde yönetilmedikçe Erdoğan rejimi ayakta kalamazdı. Rojava devrimine saldıramazdı, Kuzey’deki savaştan yakasını kurtaramazdı, “kayyım darbesi” yapamazdı, Aslı Erdoğan’ı, Necmiye Alpay’ı, Ahmet ve Mehmet Altan’ı, Nazlı Ilıcak’ı tutuklayamazdı, Alevilerin arasına konumlandırdığı IŞİD’çıları koruyamazdı. Ve kendisine karşı büyüyen “sistem içi” muhalefeti, Gül, Arınç, Babacan, Çelik, Çiçek, hatta Davutoğlu hareketini durduramaz, sistemin asıl patronu ABD’nin, AB’nin baskılarına direnemezdi. 

O nedenle “darbeyi” kendi elleriyle olgunlaştırdılar, darbenin düğmesine, darbeyi “daha en başta başarısız” kılacak şekilde kendileri bastılar. Darbe güpegündüz başladı, darbeciler devirecekleri Erdoğan’ın yerini bilmedikleri bir zamanda darbeye iteklendi, 16 Temmuz saat 03.00 okunacak olan “Genel Kurmay Başkanlığı” imzalı bildiri yerine, uyduruk bir “yurtta sulh konseyi” imzasıyla darbenin daha en baştan “emir komuta zinciri” içinde olmadığı bilinçli bir şekilde deşifre edildi. Darbeyi deşifre eden bildiri okunduktan sonra, şimdiki “kahraman İçişleri Bakanı” Soylu, elinde tabancayla TRT’yi“ kurtardı.

Yarın: Çölaşan ve Kılıçdaroğlu “uyanıyor”… Ve “işkenceler açığa çıksın, duruşmalar aleni yapılsın.”

Yazarın diğer yazıları