Kutsal insanı kurtarma zamanıdır – Fırat DİCLE

İnsan; dünyanın, kainatın en önemli varlığı. Dünya, kainat tüm dini literatürlerde, tüm mukaddes kitaplarda insanın suyu hürmeti adına yaratıldığından bahsedilir. Evet, insan için bir dünya yaratan o gizemli aşk, bu kadar insana değer verirken, bu günümüzün akıl almaz savaşları, insanlığı eli kanlı katillerin pazarlarında dirhem dirhem parçalamaktadır.

Tüm evren, kainat insanlık için yaratıldı. Tüm kutsal kitaplar bunu müjdeledi. Ve insanın kutsal, secde edilecek bir varlık olduğundan bahsetti tüm tarihler boyunca ard arda gelen tüm dinler. Günahsız, suç işlememiş ve bunu bile düşünmemiş olan melekler ve tüm nurani varlıkların bile bu kutsal mabet olan insanlık önünde diz çöküp secde edilmesi beklenmiştir. Hepsi ama hepsi, yüreğinde aşkı besleyen bu nurani varlıklar; hesapsız, kitapsız, sorgulamadan bu kutsal varlık önünde secdeye durmuşlar. Ancak aşkın ruh verdiği ve iyiyi-kötüyü seçmesi için kendisine zeka bahşettiği bu insan, ruhani dünyadan, duygusal zekadan uzaklaştıkça kutsallığın da git gide zayıfladığı dönemler ardı ardına gelmeye başladı. Toplumlar tarihinde, tüm antropolojik araştırma ve bulgularda insanlığın kutsallıktan adım adım uzaklaştığını ortaya koydu.

Neolitik toplum döneminde insanlığın müthiş derecede kutsallığı yaşanırken, gelişen sahip olma duygusu, iktidar zihniyeti ile birlikte kutsallık, toplum içerisinde erimeye başladı. Neydi insanı bu kutsallıktan uzaklaştıran?

İlk olarak insanoğlunu bu kutsallıktan uzaklaştıran; toplumsal değerlerinden uzaklaşması ile başladı. Toplumsal değerlerde tüm toplum yapısının işlevselliği vardı. Yani kadının, erkeğin, çocuğun toplum içerisindeki konumları vardı. Ancak, insanlığa aykırı olan sahip olma duygusu ve bunu gerçekleştirme arzusu ve hırsı, toplumu parçaladı. Bu sahip olma duygusu ile birlikte ilk önce toplumun yapıları düşürülmeye başlandı. Bunun en önemlisi ise toplum içerisinde önemli bir yere sahip olan kadının düşürülmesi vardı. Bununla yetinmeyen bu zihniyet, bu sefer toplumları düşürmeye başladı. Toplumları sömürmek, ele geçirmek için insanlığa doğru milyonlarca sefer düzenlemeye başladı. Ve ardından gelişen katliamlar, gözyaşı, kutsallıktan uzaklaşma… Kutsal olan insanoğlu, bu katliamcılığı ile adeta bir canavara dönüşerek, lanetlenmeye başladı.

İnsanoğlunun bu sahip olma duygusu sadece toplumlarla sınırlı kalmadı ve toplumun dışına taşarak, doğaya da hükmetmek ve sahip olmak istedi. Ancak bilmiyordu doğanın fıtratında da bu kutsal insanoğluna hizmet etmenin olduğunu. Ancak bir kez bu sahip olma duygusu ile hareket etmesi, bir uyuşturucu gibi bir daha kendisinden kopmasına izin vermedi. Ancak doğa da bu saldırgan, sahip olma duygusuna kapılan insanlığı affetmeyerek, öz savunma çerçevesinde insanlığa karşı bir başkaldırı içerisine girdi. Ve doğal afetler işte burada başladı.

Sonra savaşlar, yıkımlar, katliamlar, soykırımlar… İnsanın ele geçirme hırsı ne kadar artıysa o kadar da acı, gözyaşı ve kan aktı. Ve insanlık(toplumlar) tarih sahnesinden bir bir silinmeye başladı. Artık insanlık kendisine verilen kutsallığın yerine kendisini aşkın yerine koyarak kutsallığı kendisi vermeye başladı. İşte o an insanlık için yaratılan kainat, artık hizmet etmek, secde etmekten vazgeçti. Ve adeta canavarlaşan bu insanoğlundan intikam almaya başladı.

Yaşadığımız dönem de böylesi bir dönemdir. İçinden geçtiğimiz bu kapitalist modernite döneminde öze(Amargi) dönmek önemlidir. Kutsal insana dönmek önemlidir. Yeni bir dünya değil dönülmesi gereken, sadece içerimizde ve fıtratımızda var olan o insanlığı yeniden uyandırmak gerek. Bunun için geç kalınmış değildir.

Bektaşi felsefesinde olduğu gibi İNSAN çok önemli bir varlıktır. Ancak insanı insan yapan ise canı, gücü, ikrarı, kemali ve kamil İnsan özellikleridir. Yani bu özellikleri ile insanı bir uçurtmaya benzetmek önemlidir. Bunlardan birinin eksilmesi ile uçurtma nasıl dengede kalamıyorsa insanoğlu da dengede kalamaz. Bunun için insan kavramı çok değerli ve önemlidir. İnsan doğar can kazanır, büyür güç kazanır sonra ikrar sahibi olur, ikrarında kemale ererse işte o zaman insan, kamil insan olur ve kutsallığından taviz vermez. Ancak kamil insana eremezse o zaman insan değil beşer olur. Beşer de sadece deri demektir. Cansız kuru, bir deriden ibarettir.

İşte yaşadığımız bu dönemde kemale eren kamil insanlara ihtiyaç vardır. Kapitalist modernitenin kızgın bir canavar gibi günün 24 saatinin her saniyesi, her anında saldırmasına karşın kamil insanlara ihtiyaç vardır. Dünyamızı, insanlığımızı, kutsallığımızı kurtarmak için kemale erişmemiz gerekiyor. Bunun içinde bu canavara ve bunun küçük yansımalarına dur demek gerekiyor. Bir nevi Ebuzer Gıfar-i olup Muaviye gibi insanlıktan demini almayanlara karşı dur demek gerekiyor. Nasıl ki bir Ebuzer vardı tarihte keskin dili ve adaleti ile tanınıyorsa, bu süreçte de Ebuzerlere ihtiyaç vardır. Artık başta Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler, Putperestler, Mecusiler ve hangi dine tapanlar olursa olsun bu gidişata dur demek gerekiyor. Sadece insan kavramı altında, insan paydası altında birleşmek yeterlidir. Yoksa bu canavar insanlığı yok edecektir.

İşte böylesi bir canavar olan Erdoğan-Bahçeli faşizmi de insanlıktan dem almayarak, bu kutsallığa karşı ihanet içerisinde hareket etmektedir. İçinden geçtiğimiz bu kutsal ramazan bayramında bile ailelerin mezarlık ziyaretlerinde görüldüğü gibi bu canavar şebekesi, bu insanlık düşmanı ceberut, bu şarlatan, insanlıktan dem almayarak insanlar için kutsal bir mabet olan mezarlıklara saldırmaktadır. Bu kadar bu faşizmi korkutan nedendir. Yazımın ilk başlarında da söylediğim gibi insanı hırslandıran sahip olma duygusu, hükmet duygusu bu insanlar da çok ileri düzeye ulaşmaktadır. Oradaki cenazeler işte bu gidişata dur diyerek boyun eğmemişlerdi. Ölümleri ile toprakla bütünleşmelerine rağmen bu insanlara ‘bana boyun eğmediniz, sizi mezarlarınızda bile rahat bırakmayacağım’ diyerek Seyit Rıza’nın ‘size boyun eğmedik bu size dert olsun’ sözünü kulaklarına küpe yaparak kendilerine dert olandan intikam almanın peşine düşmüştürler.

Ancak zaman faşizmin değil, insanlığın doğa gibi bu faşizmden intikam alması gereken dönemdir. Bunun için bu kadar ekonomik krizlerin, açlıkların, savaşların, katliamların, yok oluşların yaşandığı bir dönemde Ebuzer gibi ‘yatağına aç giren, eğer kalkıp kılıcına davranmıyorsa aklından şüphe ederim’ sözü ile harekete geçme zamanıdır. Artık kutsal insanlığı bu faşizmin pençesinden kurtarmanın zamanıdır. Bunun için hareket etmek gerekiyor. Yeni toplumsal eylemselliklerle, eyleme ve direnişe geçmek gerekiyor. Yoksa bu faşizm, bırak insanlıkta var olan kutsallığı yok etmeyi tüm insanlığı yok edecektir. Bunun için biran önce harekete geçmek gerekiyor. Eğer bugün harekete geçmezsek yarın geç olabilir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found