Kutsal katiller!..

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu, linç edip öldürmek için, saldıran kalabalığın tek sanığı Osman Sarıgün, yumruk darbesi kameralara yansıyınca, mecburiyetten sorguya alınmıştı. Ama Recep Erdoğan, Osman’ın “galeyan gazı”na sıkıştığını söyleyince, serbest bırakıldı.

Çünkü, Türkün irade ruhu, aklı, mantığı hafif, Kürtçesiyle “sıvık”tır. “Gaiplerden” gelen ve muhatabından başka kimsenin duymadığı “apart” (yakala) emri alan kalabalıklar, derhal “galeyana” (her neyse galeyan) gelip kendinden geçerek, olan bilincini de yitiriyor ve katil kesilebiliyordu.

Ve “ben devletim” diyenlerin hoşlanmadığı bütün durumlarda, Türk halkının alt tarafları galeyana gelip vaziyete el koyuyor ve istenilen durumu “hasıl” ediyordu.

Mesela Trakya’da koloniler kuran Yahudilerin, oradan sökülüp dağıtılması gerekiyordu. Türk halkı, bir gün aniden galeyana gelip deli-divane pozunda saldırıya geçince, ortalıkta Yahudi kalmıyor ve Türk devleti derdinden kurtuluyordu.

 1944 yılında, Tan gazetesinin susturulması, Hitler karşıtı seslerin boğulması gerekiyordu. Bir gün, emir üzere üniversite öğrencileri “galeyana” geliverdiler. Gün batımında, ne Faşizm karşıtı gazete, matbaa, ne de ortalıkta solcu kalmıştı.

Bir galeyan da, son Ermeni ve Rumların ortalıktan silinmesi için gerekliydi. General Sabri Yirmibeşoğlu’nun anlatısına göre, “derin devletin mükemmel bir organizasyonu” ile Türk halkı 6-7 Eylül 1955 tarihlerinde galeyana gelince, ortalık ter temiz oldu.

Çorum, Sivas, Malatya, Maraş katliamlarını bizlere, “Türk’ün galeyan”ı olarak yutturup tarihe not ettiler. 33 muhalifin, 1992’de Sivas’ta diri diri yakılmasını öyle sundular.

Günün de büyük Türk büyüğü olan Mehmet Şevki Eygi’nin, camilerde toplayıp sonra taarruz birliği olarak kullandığı kalabalıkların yarattığı “Kanlı Pazar” da halkın kendiliğinden galeyanıydı.

En son, 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında Kürtleri sindirmek için, galeyancılar salındı sokaklara; İki günde 52 kişi katledildi. Yağma, talan yapıldı. Recep Erdoğan, katilleri, hırsız ve talancıları görmezlikten gelip, saldırıya uğramış mazlum ve mağdur Kürtleri suçlu diye kanlı, kirli tarihe not etti.

2015’deki Kürtleri sindirme bombalar da, IŞİD’in galeyanı olarak tarihe not düşüldü.

Özetlersek, Türk tarihi içeride, “galeyan” kanı ile sıvalıdır. Türk askeri galeyana gelince, 17 bin 500 faili meçhul cinayet işleniyor, 4000 Kürt köyü yangına veriliyordu. Recep Erdoğan’ın galeyanı ile de 10 Kürt şehri tanka, topa tutularak yere seriliyordu.

Bu örneklerden sonra tekrar başa, Çubuk olayına dönersek, AKP’nin başı Recep Erdoğan, Kürtlerle savaşta hayatını kaybeden asker ölülerini “rant” yerine koyuyor ve onları sevme ile yas tutma gösterilerine, CHP’yi ortak etmek istemiyorlardı. Cenaze ayinine katılan CHP’lileri taciz ediyor, çiçeklerini yere atıp çiğniyor, ama engelleyemiyorlardı. Bunun üzerine, İçişleri Bakanı Soylu, polise onları önleme talimatı veriyordu.

CHP lideri bundan sonra, Çubuk’un Akkuzulu köyünde düzenlenen şehit ayinine katılıyor ve arkadaşlarıyla birlikte, önceden hazırlanmış “galeyan” havasına sokulmuş, en az 10 bin kişilik kalabalığın saldırısına uğruyor. Saldırganlar, Hintlilerin kutsal sığırı gibi dokunulmazca “galeyan” halde, kurbanlarını linç etmeye çalışıyorlardı. Savunma Bakanı, Genelkurmay başkanı, ordu komutanları, hatta Emniyet Genel müdürü orda, ama müdahale yoktu. Kılıçdaroğlu’nun arkadaşları tarafından oluşturulan çemberi yaranlar yanaşıp tekme, tokat atıyor, yerde ezip linç için, onu yere düşürmeye çalışıyorlardı.

Kılıçdaroğlu, arkadaşları tarafından kurtarılıyordu.

Bundan sonra, “Devlet”in katliama koşan “galeyancıları” savunma refleksi devreye giriyordu. Ancak, bu refleks de yeni değildi. “Türk devletinin devamlılığı” geleneğinin başladığı günlere kadar uzanıyordu. Onun için Ermeni, Rum, Kürt soykırımı yoktu, tarihlerinde. Türkeş ülkücüleri, 1970’lerin başında, cinayetlere başlarken, Cumhurbaşkanı General Sunay, bu refleksle onları “milliyetçi gençler” diye aklalıp savunuyordu. Aynı ülkücüler, 1978 yılında, Maraş’ta kadın, ihtiyar, bebek katlederek Süleyman Demirel, görüşünü soran gazetecileri, “beyler, milliyetçilerin cinayet işlediklerini, bana söyletemezsiniz” diye azarlıyordu.

Başbakan Tansu Çiller, 1992 yılında Sivas’ta bir otelde muhasara altına alınan 33 muhalif diri diri yakılırken Türk halkına, “dışarıdaki halkımız zarar görmemiştir” mesajı veriyordu.

Recep Erdoğan da, Çubuk’ta olanları “şehit yakınlarının kayıplardan dolayı gaz sıkışması” olarak gösteriyor, Kılıçdaroğlu’nu, tepki göreceğini hesaplayıp önlem almadan, cenazeye gitmekle suçluyordu. Katliam atakçılarını da, “kimse, şehit yakınlarına terörist diyemez” diye savunuyordu.

Ve Erdoğan çıkışı, Türk adliyesi tarafından emir kabul ediliyor, katliam akıncıları serbest bırakılıyordu. Ne de olsa “milli katiller” kutsaldı. “Galeyana” gelip Pontus Rumları, Koçgirili Kürtleri kırımından sonra, Atatürk’ü eleştiren milletvekili Ali Şükrü’yü katleden Topal Osman, eli kanlı bir şanlı adam olarak, “vatana hizmetleri tertibinden” Giresun’da denize karşı taş heykeldir.

Ermeni, Rum ve ilk dönem Kürt katilleri, birer “Türk kutsal”ı olarak anıt mezarlarda yatıyorlar. 1960’larda, sol Kemalistleri bastırma ihalesi alan Albay Alpaslan Türkeş, bugün Ankara’nın orta yerinde dikelen mezar anıtta yatıyor. Geri planda ise 6 bin ölü kanıyor, hala. Ellerinden kan akan Kürt katilleri, “vatan kurtaran şaban” dokunulmazlığındadır. Dönemin fermandarları Tansu Çiller ve Mehmet Ağar ise Recep Erdoğan’ın mitinglerinde, Türk halkına birer “nadide göstermelik”tir.

“Vatana hizmet tertibinden” görevlendirilmiş “galeyancılar”la, onların emiranları hep dokunulmazdı. Kılıçdaroğlu’nun canına kasdedenlerin serbest bırakılması normaldır. Ama Kılıçdaroğlu, “vatansever katilleri galeyana” getirme suçlaması ile tutuklanırsa, buna da şaşmayın…

Yazarın diğer yazıları