Kuzey’in kurtuluşu

Aydınlar, stratejisyenler, köşe yazarları, bilenler, bilmeyenler, siyasi yorumcular, Kuzey Kürdistan’a devlet kurmadan yana mı; federasyon veya Otonomi mi istiyor iddialarına cevap aradı.
Kendilerine "Kürdistan Tarihinin sorumluluğunu" taşıma görevini edenler, Kandil karşıtı bir strateji keşfetmiş(!) gibi davranıp, acil bir "aydınlanma operasonu"yla "Bağımsız Kürdistan, hemen!" dediler.
"Ulus devlet"in iflas ettiği tezi, Kandil devlet/iktidardan vezgeçti gibi talihsiz bir tercümeye uğradı.
Kandil, 6-8 Ekim eylemleriyle birlikte, Kürdistan politikasının Türkiye için orta vadede acımasız kapıyı çalacağına vurgu yaptı.
Kuzey Kürdistan’da gelecekte "alarm çanları" çaldığında, tetikte bekleyen tüm güçler namluları hareketlendirecek ve Türkiye "karanlık tünelinden" kurtulması zor bir döneme girecek.
Son dönemdeki politik gelişmeler, Kuzey Kürdistan Kurtuluş Hareketi’nin, Kürtler’i, gelecekte yapılması mümkün olan bir referandumda, Kürdistan’ın Türkiye’den mutlak ayrılmasına "Evet!" demeye hazırladığını gösteriyor.
Böylece, eğer Kandil tahmini zor olmayan nedelerden dolayı,  devlet olmaya "Hayır!" derse, bunu ‘devlet’e tırmanışın güçlü bir emaresi olarak tercüme ediyorum. 
Kandil ve ona bağlı sistemler, "Ulusal Devlet" kavramı yerine neyi oturtturduklarını "Rojava Sistemi"yle duyurdular.
Kantonlar sistemi, BM’ye üye olan devletlere ters bir istikamete kapı açmış bulunuyor.
Cinsler’in; dinlerin; dillerin; etnik kimliklerin herbirinin kendi dünyalarında egemen olduğu bir sistem…
Her birinin mutlak ayrılarak, yeniden birleşebileceği ufku aralayan, başka bir başlangıç.
Kürtler’in diline "seçmeli ders" yolu açarak, "çağ atladığı" salaklığına kapılan Türkiye’deki egemenler’e ders olsun, bırakın Rojava’yı, Güney Kürdistan’daki Türkmenler’in dili resmi dil olarak kabul edildi.
Rojava’daki toplumsal umut, başta Güney Kürdistan olmak üzere, bölgede kaybolmamış "kurtuluş ve özgürlük" hayallerin tetikleyen, "postmodern bolşevik devrimi".
Ya da, toplulukların, sosyas sitemlerin gereksinimlerine göre forme edebileceği yaşam biçimi.
Türkiye ise, Kuzey Kütrdistan’ın orta vadede kopup gitmemesi için, soyut stratejiler geliştiriyor.
Türkiye, sıkıştığı kavşaklarda, her defasında "çözüm süreci" maddeleri yayınlayarak, yakasını Kuzey Kürdistan’daki kurtuluş mücadelesinin pençesinden kurtaracağına inanıyor.
Nafile!
Türkiye (şimdilerde AKP), kendisine mecbur ettiği Kürtler’i, diğer Kurtuluş yanlı Kürtler’e karşı oldukları oranda yaşayabileceklerini dikte etti.
Ancak, "korunaktaki Kürtler"in yazılarından aldıkları "telif"ler, TRT’nin, AKP güdümündeki Üniversite Memurları’na verilen "maaşlar", AKP serumuna işaret ediyor.
Bu gerçeği, bu seruma takılı yaşayanların, kişisel dünyalarında, "Kürdistan’dan taraf" oldukları itirazı da, değiştirmiyor.
Türkiye, Ermeni Jenosidi’nin yüzüncü yıl kutlamalarının arifesinde, 1915 Newroz’unda, Kürtler’in kendisini affetmesi hayalini kuruyor.
Bunu nasıl sağlayacak?
Tekerrür: birkaç kanun değiştirerek(!?)
Kürdistan’daki ufak bir aksesuar, buna inanacak; onlar da:
Tekerrür: Tatmin edici olmazsa da, bu değişikliklerin pozitif olduğunu açıklayacaklar.
Bunların tümü yetmeyecek: Giderek küçük bir köy haline gelen bu dünyada, günün birinde Kürdistan’daki kurtuluşun üçüncü halkası ve sıradaki Kuzey Kürdistan’da "alarm" Türkiye için çalacak.
Ve bu, bir türlü aklını başına almayan ve Kürdistan’da feragat etmek yerine "dünyayı ateşe vermeyi" tercih eden Türkiye’deki kolonyal dünyayı hedefleyen, Kürtler için "pozitif" bir felaketin başlangıcı olacak.

Yazarın diğer yazıları