Kılavuzu karga olanın

7 Haziran 2015 seçiminden sonra Tayyip Erdoğan’ın yakınlarına şöyle söylediği ifade ediliyor: “İki şeyi asla kabul edemem. Biri Kobanê’deki askeri sonuç, diğeri ise 7 Haziran seçim sonucu!” Nitekim 7 Haziran akşamından itibaren bu iki sonucu reddettiği ve bu temelde yeni siyasetler oluşturmaya çalıştığı bilinmektedir. Bu yeni siyasal tutumun merkezinde ise MHP ile ittifak anlayışı vardır. Yani 7 Haziran 2015’den bu yana Tayyip Erdoğan’ın kılavuzu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’dir. Bu tarihten itibaren Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP tümüyle MHP’nin Kürt düşmanı milliyetçi çizgisine kaymıştır.

Peki buna rağmen, neden resmi olarak bir AKP-MHP koalisyonu kurulmamıştır? Zaten işin püf noktası işte burası olmaktadır. Aslında 8 Haziran 2015 tarihinden bu yana fiili olarak bir AKP-MHP koalisyonu vardır ve işlemektedir. 7 Haziran seçiminin ortaya çıkardığı meclis birlikte işlemez kılınarak fesh edilmiştir. 1 Kasım seçiminden sonraki süreç birlikte yönetilmiştir. Ortada bir AKP-MHP koalisyon yönetiminin varlığı 15 Temmuz askeri darbe girişiminden sonra çok daha açık ve net bir biçimde ortaya çıkmıştır. 

Buna rağmen, hala ortada resmi bir AKP-MHP koalisyonu yoktur. Devlet Bahçeli tarafından birçok kez “Gerekirse hükümete resmen de gireriz” denmiş olmasına rağmen, Erdoğan ve AKP yönetimi bu teklife sıcak bakmamış ve duymazlıktan gelmiştir. Neden? Çünkü, resmi bir AKP-MHP koalisyonunda her iki partinin birbirine vereceği veya katacağı herhangi bir şey yoktur. Tersine birbirinden eriteceği şeyler vardır. Eğer baştan itibaren Erdoğan MHP ile resmi bir koalisyon yönetimi kurmuş olsaydı, o zaman iç ve dıştaki tecridi şimdikinden çok daha fazla olacaktı. Yani o zaman herkes, tereddütsüz ve kolayca AKP’nin MHP çizgisine kaydığını söyleyecekti ki, bu da AKP’nin yüzünü maskelemesine izin vermeyecek ve AKP daha çabuk deşifre olacaktı. 

Bu nedenle, Erdoğan ve AKP yönetimi resmi olarak MHP ile koalisyon kurmak yerine fiili olarak bir koalisyon konumunda olmayı yeğledi. Yani baştan itibaren MHP’lileşti, ancak bunu bir anda ortaya koymak yerine herkese yavaş yavaş ya da alıştıra alıştıra gösterdi. Sonuçta Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin ve AKP ile MHP’nin aynı zihniyet ve siyasete sahip oldukları artık herkes tarafından kolayca görülebilir ve anlaşılabilir hale geldi. 

Şimdi artık her şeyi AKP ile MHP birlikte yürütüyorlar. Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin aynı kumaştan dokunmuş oldukları herkes tarafından görülüyor. 7 Haziran seçim sonuçlarını birlikte yok ettiler. 24 Temmuz 2015 topyekun özel savaş saldırısını birlikte başlatıp yürüttüler. Ordu ve polis başta olmak üzere tüm devleti Kürt halkının ve özgürlük güçlerinin üzerine birlikte sürdüler. Başta Cizre ve Sur olmak üzere çok sayıda Kürt kentini birlikte yakıp yıktılar. HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını birlikte kaldırıp cezaevlerine birlikte attırdılar. OHAL darbesini birlikte yapıp, Kürt halkına ve Türkiye demokratik güçlerine topyekun saldırıyı birlikte geliştirdiler. Basını birlikte yasaklattılar, dernekleri birlikte kapattırdılar ve DBP’li belediyeleri birlikte işgal ettiler. 

Dahası PYD-YPG’yi birlikte terör örgütü ilan ettiler. Cerablus’u birlikte işgal edip, Suriye topraklarına askeri güçleri birlikte soktular. Kürdistan dağlarını birlikte bombalatıp, Musul’da Kürt etkinliğinin gelişmesini engellemek için birlikte çaba harcadılar. Kısaca Tayyip Erdoğan ve AKP yönetimi tarafından yürütülen dış politikayı birlikte oluşturup uygulamaya koydular. 

Kuşkusuz AKP ile MHP’nin birlikte yaptıkları çok daha fazla da uzatılabilir. Ancak bunlar yeterlidir. Arif olanlar bu sıralananlardan da ortada bir AKP-MHP koalisyonundan da öteye AKP’nin MHP’lileşmiş olduğu gerçeğini görebilir. Kuşkusuz tüm bunlarda kılavuzluk yapan kişi, gizli veya açık olarak Devlet Bahçeli’dir. Onun arkasında da kimlerin olduğu tam bilinir değildir. Yine AKP-MHP ortaklığı ile yapılan tüm bu faşist işlerin koltuk değnekliğini de Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP’nin yaptığını herkes bilmektedir. Söz konusu faşist ortaklık ne zamanki zorlanmış ve tökezleme tehlikesi yaşamışsa, o zaman hemen imdada Kemal Kılıçdaroğlu yetişmiş ve çeşitli bahanelerle faşist bloğu içine düşmüş olduğu tıkanıklıktan kurtarmıştır.

Bu durum o kadar belirgin ve gözle görülür hale gelmiş ki, CHP de AKP-MHP faşist koalisyonunun suç ortağı konumuna düşmüş ve mevcut faşist koalisyonun alternatifi olarak ortada HDP’nin öncülük ettiği demokrasi bloğu kalmıştır. Söz konusu bu durum devletin bekası açısından tehlikeli bulunduğu için değiştirilmeye çalışılmıştır. Çünkü mevcut iktidarın alternatifi HDP olmuştur. Faşist diktatörlüğün alternatifi haline halklar demokrasisi gelmiştir. Kendileri açısından bu tehlikeli durumu aşabilmek için iki yola başvurmaya çalışmaktadırlar. Birincisi HDP’yi tutuklayarak eritmeye çalışmak, ikincisi ise Kemal Kılıçdaroğlu eliyle sahte bir muhalefet tutumu ortaya çıkarmaktır. 

Şimdi söz konusu bu iki yöntemin tutması ve Kürt düşmanı faşist diktatörlüğü kurtarması pek mümkün gözükmemektedir. Çünkü tutuklanan HDP teslim olmayıp direndiği için, iktidar alternatifi olma konumu daha da güçlenmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözde AKP-MHP ortaklığına muhalefet etme durumu ise aslında CHP’liler de dahil hiç kimse açısından inandırıcı olmamaktadır. Dolayısıyla AKP-MHP faşizminin söz konusu çabaları boştur ve başarısız kalmaya mahkumdur. 

Bu gerçeği AKP-MHP şefleri de iyi bildikleri için, son dönemlerde yeni psikolojik savaş oyunlarına başvurmaya ve kendilerini güvenceye alacak anayasal ve yasal düzenlemeler yapmaya çalışmaktadırlar. AKP ile MHP’nin anlaşarak yapmaya çalıştıkları anayasa değişikliğinin tamamen Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’yi kurtarmaya dönük olduğu açıktır. Devlet Bahçeli söz konusu değişikliklere dayanarak partinin başında kalıp fiili de olsa iktidar ortağı olma konumunu sürdürmek isterken, Erdoğan her gün rüyasını gördüğü düşme ve yargılanma durumuna karşı kendini savunabileceği bir yasal düzen yaratmak istemektedir. Elbette bu çabaların her iki kişiyi de kurtarması imkansız gibidir. 

Diğer yandan, söz konusu faşist blok psikolojik savaşa ağırlık vermekte, çöktürme eylem planıyla diz çöktüremediği Kürt Özgürlük Hareketine yönelik yeni dedikodu planları yayınlamaya çalışmaktadır. Boyun eğmeyerek özgürlük direnişini daha da geliştiren Kürt Özgürlük Hareketini psikolojik savaş yöntemleriyle yenilgiye uğratmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda, son günlerde “PKK’nin bitirileceği, İmralı’nın halledileceği ve yeni Kürt partileri oluşturularak Kürt özgürlüğünü tasfiyenin sonuca götürüleceği” biçiminde yalan ve dedikodu haberler yayılmaktadır. Tamamen MİT kaynaklı olan bu ve benzer psikolojik saldırıların esas amacı, Kürt halkının moralini bozarak direnişi zayıflatmak olmaktadır. 

Halbuki Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi bu tür planları çoktan boşa çıkarıp, faşist diktatörlüğün yıkımı temelinde Kürdistan’ın özgürlüğüne dayalı bir yeni Türkiye demokrasisi yaratma aşamasına gelmiştir ve bu aşamayı da zafere ulaştırmak üzeredir. Herkesin beklentisi önümüzdeki Newroz’da bu zaferin yaratılacağı yönündedir. Çünkü AKP-MHP faşizminin mevcut devrimci-demokratik direniş karşısında daha fazla ayakta kalma imkanı yoktur. Yine bağlı olduğu küresel sistemin AKP-MHP mezhepçi-milliyetçi diktatörlüğünü kabul etmesi artık mümkün değildir.

Aslında geçen hafta bu konuda gereken uyarıları yapmıştık. AKP-MHP faşizmi ömrünü uzatabilmek için her türlü yalanı ve dedikoduyu üretmekte ve psikolojik savaşı her düzeyde uygulamaktadır. Herkes buna karşı uyanık olmak ve psikolojik savaş oyununa gelmemek, AKP-MHP faşizmini tarihe gömecek direniş eylemlerini daha da geliştirmek durumundadır. Psikolojik savaş merkezi bunu önlemeye ve eylemleri zayıflatmaya çalışmaktadır. Devrimci-demokratik güçler bu gerçeği bilerek, AKP-MHP faşizmini tarihin çöp sepetine atacak eylemleri daha da hızlandırmalıdır. Öyle ki, Karadenizli Temel gibi, son anda da olsa Tayyip Erdoğan kişiliği Devlet Bahçeli’den kılavuz olmayacağını öğrenmelidir.   

Yazarın diğer yazıları