Kışanak-Anlı yatar çıkar siz düştünüz mü bitersiniz

Diyarbakır Belediye Eşbaşkanları Kışanak ve Anlı göz altında.

Belediye’nin altı üstüne getirildi.

Eğer ortamı uygun bulursa, Saray ve hükümet iki eşbaşkanı tutuklayabilir, Büyükşehir’e kayyımla el koyabilir.

Biraz daha ortamı uygun bulursa, tek bir belediye bile bırakmaz. Hepsini tasfiye eder.

Başka?

HDP Eşbaşkanlarını, TBMM Grubunu olduğu gibi hapse atabilir.

Daha?

Şu anda onbini bulan tutuklulara, bir yüzbin ekler…

Başka ne yapabilir?

Hiç bir şey yapamaz. Bundan ötesi yoktur.

Kandil ne olacak? Gabar, Cudi… Bu dağları buharlaştırmadıkça, nihayi “tasfiye“ gerçekleşmiş olmaz.

Şehirlerin tümünü yıksa bile, Kürt nüfusu yok etmek de imkansızdır. 1915 yılında değiliz.

Artık anlaşıldı ki, Erdoğan rejimi Rojava’yı da yok edemez. Yok edemediği için rejim, yaklaşık bin kilometreye yakın Suriye sınırında, Kobanê ile Afrin arasında sadece 90 kilometrelik bir bölümü elde tutmak için, gırtlağına kadar maceraya girdi.

Şu anda hem Suriye devletinin topraklarında, hem de Irak devletinin topraklarında, bu devletlerin BM’de temsil edilen meşru yönetimleri tarafından “işgalci” olarak suçlanıyor.

Amerikalılar ve Ruslar Türkiye’ye Cerablus’u “sus payı” olarak verdikten sonra, Erdoğan’ın Bab’ı almasına, Musul’a girmeye kalkmasına itiraz etti.

Uluslararası koşullar Türk devletinin aleyhine.

Hatta geçenlerde İsveç’te, hükümet ortağı “yeşillerin” üç vekili, Erdoğan’a “seyahat yasağı” koyulması amacıyla İsveç parlamentosuna bir önerge verdi. Erdoğan ve ortaklarının uluslararası savaş suçu işlediği için yargılanması talep edildi.

Türk devleti adına, Yeni Şafak gazetesinde Irak ve Suriye’den “toprak talep eden” manşetler, dünya merkezlerinde vaktiyle Saddam’la ilgili değerlendirmelere benzer değerlendirmelere yol açıyor.

Rejimin krizi aşılamıyor. Ekonomik kriz bütün dehşetiyle kapıda.

İstikrar sağlanamıyor.

15 Temmuz gününden beri, Türk devletinin asker, polis silahlı bürokrasisi on binlerce tutukluya, yüzbinlerce tasfiyeye rağmen “huzura kavuşamıyor.” Daha dün hemen hemen bütün illerin polis şefleri yeni bir tasfiyeye uğradı. Yargının da durumu öyle.

Durum o hale geldi ki, AKP içinde bir “operasyon“ ihtimali, ilçe başkanlarından, belediye meclis üyelerine, vekillerden bakanlara kadar herkesi korkuyla titretiyor. Başbakan “AKP’de FETÖ yok” diye boşuna bağırmıyor.

“İkinci bir darbe” ya da “suikast” lafları havada uçuşuyor. 

Bu durumda, bilinmeli ki, devlet aygıtının sorumlu ve kilit yerlerindeki görevliler, her gece kafalarını yastığa koyduklarında, kendilerine zorla işletilen suçlardan paçayı nasıl sıyırabileceklerini düşünmekteler. Onlar Türk ekonomisinin hiç bir stratejik güvenceye sahip olmadığını, Türk ordusunun ABD ve NATO “dur” dediğinde tek bir kamyonunu bile harekete geçiremeyeceğini, ciddi bir krizde polis teşkilatının paramparça olacağını, bürokrasinin dağılacağını çok iyi biliyorlar. Rejimin içi kof bir ağaca benzediği çok açık. Bataklığa gömülen manda gibi umutsuzca çırpınıyor. Daha çok batıyor ve var gücüyle herkesi kendisiyle birlikte batırmaya çalışıyor.

Rejim güçsüzdür. Korku içindedir. O nedenle yarattığı tehlikeler ve riskler sanılandan çok büyüktür. 

İktidar kendi ordusuna karşı darbe yapmıştır.

Kendi ortağı cemaate karşı darbe yapmıştır.

Kendi müttefiği ABD’ye karşı darbe yapmıştır.

Dünkü muhatabı Kürt Özgürlük Hareketine karşı darbe yapmıştır.

Irak’la, Suriye’yle, İran’la kavgalıdır.

Rusya’nın kucağına ha düştü ha düşecektir.

Ve şimdi anlıyoruz ki, bir ara ittifak kurduğu Ergenekoncu, Balyozcu çevrelerle yeniden çatışmaya başlamıştır; Başbakan Ergenekon ve Balyoz’un gerçek olduğunu durup dururken ilan etmiyor.

Yani çember daralıyor. Kışanak ve Anlı tecrübeli hapisanecilerdir. Onlar yatar ve çıkarlar.

Siz ise “kolunuza” girdikleri anda bitersiniz.

Yazarın diğer yazıları