Kışanak/Anlı-Diyarbekir

Hannover’de Yeni Özgür Politika’nın okurlarla buluşmasının konuğuydum.

Gültan Kışanak ve Fırat Anlı o saatlerde Adliye’ye “sevkedilmiş”lerdi.

Diyarbekir neden sokaklara dökülmedi?

Cevap verdiğimde, ben de oyunun kurallılığına uydum:

“Eğer yüzbin insan sokaklarda olsaydı, Kışanak ve Anlı tutuklanmazlardı.”

Hannover’den ayrıldığımda, oyunun kurallarına endeksli cevap verdiğim için, kendimle hesaplaştım.

Paylaşıyorum:

Erdoğan, oyunun kurallarını belirlememeli.

Diyarbekir, oyunun kurallarını tayin edecek başka bir ülke.

Derken: eğer bir halkın kendisini ezenlerin tayin ettikleri “ölüm” opsiyonlarını seçme dışında bir seçeneği kalmamışsa, “kaybedeceği ne olabilir ki?”

Erdoğan rejimi, daha önce Kürtler’i “insan olarak” görmediğini, Cizre’de, Sur’da, Yüksekova, Silopi vd. Kürdistan kentlerinde gösterdi.

Şimdiki Erdoğan, insan olarak görmedikleri Kürdistanlıları, tabiri caizse Sartre’ye göre, “köpek yerine koymak” istiyor.

Kürdistanlılar, Erdoğan’ın “köpeği Kürtler”in olduğunu gördüler.

Özellikle de, üç gün önce: “Sen ne diyorsan o… Biatsa biat, itaatsa itiaat, ölümüne arkandayız” diyerek, Erdoğan’ın “köpeği” olduğunu ilan eden Metiner sadece görünürde olanı.

Buna, Kayıplarda, Berlin’den transfer edilen, kod adı Profesör ve Kızılkaya ile birlikte karanlık tünellerde Erdoğan sisteminin masabaşı “katilleri” ve kolonyal faşizmin “gönüllü cellatları”nı da ekleyin…

Konuya dönüyorum:

Tüm bir ülkenin internet bağlarını kesen;

O, kolonileştirilen ülkenin Belediye Başkanlarını tutuklayan;

HDP’li vekillerin ve "bir saniye bile onursuz yaşamayı“ reddeden Selahattin Demirtaş’ı da tutuklayacak bir sistemin başına gelecek daha kötü ne olabilir ki?

Musul’da, Rojava’da başına neler geleceği bilinmeyen ordulara komuta eden Erdoğan’ın başına gelecekler biliniyor mu?

ABD’nin İstabul’daki dış temsilciliklerinin ailelerinin, o kenti terketmeleri gerektiği talimatı, Erdoğan sisteminin destabizasyonunu çağrıştıran bir manzaraya işaret etmiyor mu?

Kürdistan’daki kıpırdamanın ne zaman olabileceğine karar veren gücü harekete geçiren şartelin Erdoğan’ın isteğine göre hareket etmemesi, birinci olumlu emare.

Diyarbekir’in sakin ve kararlı duruş sergileyerek, Kürdistan halklarının stratejisine göre, gerektiği zaman ve Erdoğan’ı hayretler içinde bırakacak bir hamle yapması, ikinci önemli emare olacak.

Kürdistan, vaadlere ayak uyduracak bir ülke değil artık…

Erdoğan, özellikle de Cizre ile birlikte, "tümünü yok edin“ düğmesine bastı.

Kürdistan, "mutlak ayrılığa“ çok yakın.

Ve Türkiye Kürdistan’ın bir cephesinde Kürdistanlılara karşı katl politikasına iki yeni cephe (Güney ve Rojava) ekledi.

Abarmadan söylüyorum: Bundan iyi bir batak da olmaz!

Yazarın diğer yazıları