Lady Winsley ve Kürtler

Hiner Saleem’i tanıyorsunuz, Vodka Lemon’un ve Sıfır Kilometre’nin yönetmeni. 12’ye yakın filmi var ancak bu ikisi Venedik ve Cannes’a taşınmış filmler.

Son filmi “Lady Winsley’i Kim Öldürdü”yü anlatayım size. Başrollerinde Ezgi Mola ve Mehmet Kurtuluş’un yer aldığı film, daha birçok usta oyuncuyu bir araya getirmiş. Polisiye bir film ama komedinin de yandan yandan çelme taktığı sahneler bol.

Film İstanbul Büyükada’da çekilmiş.

Vaktiyle Büyükada’ya gelen Amerikalı Lady Winsley esrarengiz bir cinayete kurban gider. Yerel polis bir “katil” bulmakta başarılı olamaz ve Amerikalıların da “çözün bu işi” baskısı ağırlaşınca İstanbul’dan bir komiser görevlendirilir.

Film sizin oralara da gelir, izlersiniz mutlaka diye fazla özet geçmeyeyim, yazının konusu Lady Winsley ile Kürtler.

Genç komiser katile o kadar çok yaklaşır ki, birden ada gazetesinde kimliği ile ilgili manşet olur. Şu her daim yapsan tadından yenmez mesele: Kürt ırkçılığı! Komiser aslında bir Kürt’tür ve adada ısrarla bir Türk katil bulmaya çalışması da Türklere duyduğu nefrettendir! Ada sakinleri balıklama atlar bu işe. Nefret herkesi ayrımsız birleştiren yegane tutkal… Gazeteci başarmıştır!

Başardığı bir şey daha var bu haberle: Komiserin Kürtlüğünden haberi yoktur! Ada milleti ile beraber o da gerçeği öğrenir ve en az adalılar kadar sarsılır.

Daha geçen haftalarda Sakarya’da “Kürt müsün, Suriyeli mi?” sorusuna yanıtını canıyla ödemedi mi bir adam? Geçen sene, telefonda Kürtçe konuştu diye katledilmedi mi bir genç, otobüs durağında? Dayak yemedi mi inşaat işçileri? Kürtçe güldü diye hedef gösterilmedi mi birileri? Binlerce örnek…

Lady Winsley’i biri öldürdüyse o da kesin Kürttür! Ada psikolojisi gizem kaldırmaz ne de olsa:

Karakol amiri gazetedeki habere, ahşap parkenin üzerinde sekerek cevap verir: Kar var, karın üzerinde bu adamlar, ayaklarıyla bastıkça yere, kart, kurt… Annadın bi şe??

Hiner Saleem tarzının dışına çıkıp bir polisiye film çekmiş ve meseleye mahalleyi dolaşarak gelmiş. Türkiye’de Kürtler’in durumu (ayrımsız) karda yürürken çıkarılan sese itiraz şeklinde büyürken, ne güzel ki Başur Kürdistan’dan bir yönetmen (üstelik popüler) bu sesi kayda geçiyor. Bu film Başur’a giderse, izlenirse vaziyeti daha iyi kavramalarına da yardımcı olacaktır, kuşkusuz…

Hoş bir şey demiş vaktiyle Saleem:

“Diktatörler film çekmenin bu kadar güzel olduğunu bilseler, diktatör olmak yerine yönetmen olurlardı” demiş.

İnsan olmayı becerebilseler bizim ırkçılık/nefret diye bir sorunumuz olmazdı aslında. Yine de şiir yazan, şarkı söyleyen, çok iyi dans eden diktatörler de görmüştür ülkeler. Bizim bahtımıza çok rakı içenle, ayran budalası düşmüş, şans!

Her şartta ölüyoruz. Basit gerekçeler yaratılarak. Ve katili temize çekecek nefs-i müdafaa hakkı saklı tutularak…

Filmin finali da tam bu şekilde bitiyor. Lady Winsley’in ölümü, yaklaşık 20 yıl önce işlenmiş bir başka cinayetin cinayeti…

İlk katledilen kimmiş, bilin bakalım?

Şehrinize gelirse bu film, keyifleneceksiniz, kesin bilgi.

Yazarın diğer yazıları