Lazlar: Türkiye meclisi oluşturabilir

Çatı Partisi’nin Türkiye’nin bütünün Meclis’te temsilini bulabilmesini zorlayacak bir güç olabileceğini belirten Laz Kültür Derneği Başkanı Memedali Barış Beşli, "Demokrasi, çoğulculuk ve çok seslilik gibi temel kriterlerle bir araya gelinirse farklı bir Türkiye meclisi oluşturulabilir" dedi.
Asimilasyona en fazla maruz kalan halklardan Lazlar da dil, kültür ve kimliklerinin yok olmasını engellemek için siyasi temsiliyetin şart olduğunu belirtiyor. Kürt siyaseti eksenli bir birliğin diğer toplumsal kesimlerde yaratılan algıdan kaynaklı geri duruşa neden olacağını belirten Laz Kültür Derneği Başkanı Memedali Barış Beşli’ye göre, Çatı Partisi fikrinin hayata geçmesi için yürütülen tartışmalar ve verilen mücadele de en az gerçekleşmesi kadar önemli. "Türkiye’de sadece Lazca değil, birçok dil yok olma tehdidi altında. Bizim çıkış noktamız büyük ölçüde bu" diyerek önceliklerini dile getiren Beşli, kültür ve dillerin yaşaması için ortak bir program ve mücadelede yer alabileceklerini söyledi.

Lazlar Türk siyasetinde hangi noktada, nerede duruyor?

Lazlar, toplumsal siyasetin henüz daha emekleme döneminde, 90’lardan beri mücadele geleneği olsa da 2008’in Ocak ayında ilk derneğini kurabilmiş bir toplumsal muhalefet parçası. Dolayısıyla aslında şu anda Lazlar, Laz kimliği ile Türkiye siyasal hareketin ucunda bir yerlerde duruyor. Türkiye’de demokratik bir mücadele var, bu mücadele belki de hiç bitmeyecek bir mücadele. Lazlar olarak bu demokratik mücadelenin çok farkında olmasak da, elbette ki bir noktasında duruyoruz. Ama Türkiye’nin can alıcı sorunları karşısında çok fazla söz söyleme hakkına ve yeteneğine sahip değiliz diye düşünüyorum. Çünkü kendi örgütsel dinamiğimizi, tam anlamıyla oturtabilmiş bir kurum değiliz.

Peki Lazlarda, asimilasyon politikalarına dönük bir bilincin oluştuğunu söyleyebilir miyiz?
Bu sorunun tek bir cevabı olmayabilir ama en azından bilinçaltında herkesin bunu yaşadığını düşünüyorum. Lazlar enteresan insanlardır. Siz bir Laza ‘asimile olduk’ deseniz, ‘yok canım’ der. Ama ilkokul yıllarını hatırlatırsanız ‘evet okulda Lazca konuşmak yasaktı’ cümlesini duyabilirsiniz. Bunu söyleyen aynı Laz, asimilasyonu kabul etmeyebilir. Yani siyasi-politik terimler kullanarak konuşulduğu zaman reaksiyonları da farklılaşıyor. Bunda Türkiye’nin çalkantılı son 30 yılının da etkisi var. Siyasi terimlerle konuştuğunuz zaman tepkiyle karşılaşabiliyorsunuz ama siyasi terimler kullanmaksızın meseleyi ortaya koyduğunuzda, o zaman tepkiler size katılım yönünde oluyor.

Bu bakış açısının değişmemesinin nedeni nedir?
Şüphesiz ki Kürt meselesi, Kürt meselesinin geldiği nokta. Geçmişte yaşanılan durum düşünüldüğünde herkesin aklını kurcalayan, önüne setler çeken bir durum ortaya çıkıyor. Biz kendi haklarımızı talep ettiğimizde akıllarda acaba bizim durumumuz da Kürtler gibi mi olacak sorusu geliyor. Ne yazık ki Lazlar açısından, Kürt meselesi olmasaydı bu ülkede Lazlara daha farklı bakılacaktı algısı var. Kürt meselesi, Lazların kendi kültürel kimliklerine sahip çıkmasına bu anlamda biraz da ket vurmuş vaziyette.

Lazların şuan geri planda tuttukları taleplerini ileride daha görünür kılmaları söz konusu mu?

Demokratik açılım meselesini tartıştığımız dönemde biz de üç ana başlıktaki taleplerimizi içeren bir deklarasyon yayınladık. Dedik ki yer isimlerimizin iadesini istiyoruz, anadilimiz tehdit altında. Bu tehdidin önüne geçmek için okullarda en azından Lazca öğretilmesini istiyoruz. Anadilimizde yayın yapan bir televizyon istiyoruz. Dolayısıyla bu taleplerimiz bizim için çok önemli, bu taleplerin takipçisiyiz ve bu taleplerin zamanı geldiğinde örgütümüz, derneğimiz daha güçlü bir yapıya dönüştüğünde yeniden dile getireceğiz. Türkiye’de anadiller problemi var. Bir tek Lazca için geçerli değil bu. Birçok dil yok olma tehdidi altında. Bizim çıkış noktamız büyük ölçüde bu. Anadilimizin ve kültürel kimliğimizin yok olmasını istemiyoruz ve mücadelemizin temel eksenini de bu yok oluşa karşı direniş oluşturuyor. Bunu da bir tek kendimiz için istemiyoruz. Tehdit altında olan tüm halklar için de istiyoruz.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Lazlar tarafından nasıl görüldü?

Genel anlamda Lazlardan bahsedersek o cephenin tam olarak ne olduğundan çok haberdar olduklarını sanmıyorum. Hatta biraz bilgisi olan bile sadece Kürtlerin organizasyonu olarak görür. Şimdi Bloğun da şöyle bir problemi var. Bir Blok olarak oluşsa da, çok güçlü bir yapı olarak BDP var. EMEP Genel Başkan Levent Tüzel, Ertuğrul Kürkçü gibi isimler oradan milletvekili seçildi ama bunlar yeterli değil. Dışarıdan görüldüğü kadarıyla orada BDP’li Kürt milletvekilleri var. Dolayısıyla bu gerçekten bir Blok mudur aslında bu önemli bir mesele. Yani Blok olması için biraz eşitlik olması gerekiyor. Türkiye’de sosyalistlerin ne kadar oyu var ki neyi değiştirebilirsiniz. Adında sol, sosyalist olan partilere oy verirseniz neyi değiştireceksiniz. Ne yazık ki hiçbir şeyi değiştiremeyeceksiniz. Çünkü oy oranımız yüzde 0’larda. Türkiye’de bir şeyleri değiştirebilecek yapı, sosyalistler değil, Kürt hareketi. Böyle bir gerçeklik var ortada. Dolayısıyla bu gerçeklikler altında işin içinde yani işte BDP’nin Türkiye partisi haline gelebilme projesi öngörüsü isteği nasıl gerçekleşir hiç bilmiyorum. Bana çok zor geliyor çünkü sizi belirleyen şartlar var, dolayısıyla gerek bir Çatı Partisi, gerekse de bu Blok nereye varır, istenilen sonuçlar ortaya çıkar mı bilmiyorum.

Geniş bir cephenin oluşması ayrımcılığa  karşı bir önemli güç oluşturabilir mi?
İyi niyetli bir durum var ortada ama geldiğimiz noktada öyle değil diye düşünüyorum ve genel olarak Türkiye kamuoyunun nasıl baktığı önemli yani sen, ben ve biz bu olaya farklı bakabiliriz ama önemli olan kitlelerin nasıl baktığı. Yani bugün geldiğimiz noktada BDP’li milletvekilleri Diyarbakır’da toplanıyor, meclise gitmiyor. Kürkçü ve Tüzel’in orada olması bir şeyi değiştirmiyor. Kürkçü, Türkiye’nin sol kitlesiyle bağlantıyı kuracak ama çok kolay şeyler değil. Canlar toprağa düştükçe bu işin çözümü daha da zorlanıyor. Hangi kesimden olursa olsun hiç bir can toprağa düşmemeli. Toprağa düşen her can çözümü daha da geciktiriyor. Ölümlerin önüne geçilmediği müddetçe Türkiye’de siyaset ne yazık ki ilerlemeyecek, normalleşme sağlanamayacak.

Çatı Partisi girişiminin sizin açınızdan bir inandırıcılığı ya da siyasi açıdan geçerliliği var mı?

Gerçekleşmesi dileğimdir ancak çok zor gözüküyor. Türkiye solunun işte 1960’lardan bu yana gelişimine baktığımızda böyle bir şey çok inandırıcı gelmiyor bana. Bir de eksende kaymış vaziyette 90’lardan daha sağlam bir eksen üzerinde ayakta duruyorduk. 2000’lerde kimin ne olduğu, kimin ne söylediği, kimin nerden siyasete baktığı çok tartışılır hale geldi. Dolayısıyla bence desteklenmesi gereken bir girişim, ancak ne kadar başarıya ulaşacağı tartışmalı bir durum. Mesele her zaman yaptığımız mücadelenin sonuç getirmesi, başarılara ulaşması değildir. O isteğin hayata geçirme mücadelesi kendi başına bir başarıdır. Laz Kültür Derneği olarak TRT’den Lazca yayın istedik, başaramadık. Dava açtık reddedildi. Ama bunu istemiş olmamız bence önemliydi, dolayısıyla buradan hareket edersek bir Çatı Partisi’nde ısrarcı olunmalı ve çalışmalı.

Tüm kesimleri bünyesinde barındırabilen bir Çatı Partisi Türkiye siyasetinde neyi değiştirir, Türkiye’deki halklar için ne değişir?

Evet asıl mesele galiba bu. Bir Çatı Partisi Türkiye’nin hangi derdine derman olur. Şimdi son seçimlere bakıyoruz yüzde 50 oy almış bir AKP var karşımızda. Karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor aslında. AKP’siz bir çözüm çok mümkün değil. Ama yüzde 10’u temsil edecek Çatı Partisi neyi değiştirebilir? Türkiye’de rakamlar ne yazık ki bizi zorluyor, belki rakamlara sıkışık kalmamak lazım ama demek ki bu Çatı Partisi en azından meclisteki diğer partiler mesele CHP ile çözümü tartışmak durumunda. O zaman Türkiye’deki siyasette bir şeyler değişebilir, belki burada asıl mesele Çatı Partisi ile birlikte seçim barajı meselesi, yani seçim barajı olmazsa Türkiye’de o zaman daha renkli bir meclis söz konusu olurdu. O renkli meclis lehine mi olur, aleyhine mi olur o da tartışmalı ancak en azından Türkiye’deki genel siyaseti temsil eden çeşitli partiler o mecliste yer alabilir. O zaman gerçekten Türkiye’nin bütünü mecliste temsilliği söz konusu olabilir ve bu Çatı Partisi en azından bunu zorlayabilir. Seçim barajını düşürülmesi zorlayabilir yani yeni anayasa meselelerinin tartışıldığı bu dönemde Çatı Partisi, Türkiye siyasetin belki de bakış açısı değişebilir. Türkiye’nin doğusu ve batısıyla, güney ve kuzeyiyle bir parti altında çok ortak noktaları olmaksızın demokrasi, çoğulculuk ve çok seslilik gibi temel kriterlerle bir araya gelinirse farklı bir Türkiye meclisi oluşturulabilir.


ÖMER ÇELİK – DİHA/İSTANBUL

Yazarın diğer yazıları

    None Found