‘Leyla Güven Mazlum’un mirasını devraldı­‘

Leyla Güven’in açlık grevine karar vermesi, Mazlum Doğan’ın direnişe geçmesi gibiydi. Bütün cezaevlerinin açlık grevine katılarak açlık grevinin kitleselleşmesi Dörtler’in direnişi gibiydi. Şimdi 15 devrimci tutsağın ölüm orucu başlatması, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişi gibidir. Birisi başlattı, diğeri geliştirdi, olgunlaştırdı, sonuncusu zafere taşıdı.

ANF/BEHDİNAN

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in zindanda açlık grevine karar vermesinin, Mazlum Doğan’ın direnişe geçmesi gibi olduğunu belirterek, “Bütün cezaevlerinin açlık grevine katılarak açlık grevinin kitleselleşmesi, Dörtler’in direnişi gibiydi. Şimdi 15 devrimci tutsağın ölüm orucu başlatması, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişi gibidir” dedi. ANF’nin sorularına Kalkan şu yanıtı verdi:

‘’PKK’de Önderliğe katılım, bağlılık, yürüyüşünü büyük bir cesaret ve kararlılıkla yürütmede ilk öncü örnek oluşturan büyük şehit Haki Karer yoldaş oldu. Partileşmenin, devrimci çizgide, Apocu çizgide parti olmanın şehidiydi. PKK’nin fedai militan çizgisini ise 1982 Zindan Direnişi yarattı. Bunun başlatıcısı, ruhu, bilinci, kararı Mazlum Doğan kişiliğidir. 1982 Newroz’unda geliştirdiği direnişle Mazlum Doğan böyle bir büyük zindan direnişinin Apocu çizgide özgür yaşamı yaratmak için kendini feda etmenin ilk örneğini verdi. Bunun bilinci, ruhu, kararlılığı oldu. Onu devam ettiren PKK militan kadrolarına yayan 17 Mayıs akşamı Dörtler’in kendilerini yakma eylemi oldu. O kadroya yaydı ve doğru partili yaşamın, özgür yaşamın nasıl olması gerektiğini kanıtladı, ortaya çıkardı. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi bütün bunları kitleselleştirdi, bütün devrimcileri eyleme çekti ve zafere taşıdı. Düşmanı yenilgiye uğratarak 12 Eylül faşist askeri rejimi şahsında faşist-soykırımcı zihniyet ve siyaseti ideolojik yenilgiye uğrattı. Büyük bir zafer kazanarak Kürdistan devrimciliğinin fedai militan çizgisini, tarzını ortaya çıkardı. Zafer yolunu gösterdi, zaferi nasıl kazanacağını kanıtladı. Hepsini belirginleştirdi. Biz bunların toplamına “Zindan Direnişi” diyoruz.

Aslında bundan önce 81’de zindanda bir açlık grevi, ölüm orucu direniş tecrübesi yine var. Başlatılıyor. Onun da şehitleri var. Ali Erek yoldaş şehit düşüyor. Önemli bir tecrübe de oluyor fakat bilinç eksikliği, örgütlenme zayıflığı nedeniyle sonuca gidilemiyor. Geri çekiliniyor, örgütlenelim toparlanalım bütünlüklü bir biçimde zaferi getirecek şekilde doğru bir çizgide buradan çıkan tecrübelerle yeni bir direniş başlatalım ve zafere gidelim denilerek geri çekiliniyor. Şimdi bir defa geri çekilme olduktan sonra düşman saldırıyor, bastırıyor, işkenceyle eziyor, dağıtıyor. Bir daha eyleme geçecek örgütsel bağları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Aslında 82’de zafer kazanan direnişçiliğin öngördüğü eylem biçimi, çizgisi ölüm orucu ve açlık grevidir. Baştan itibaren öngörülüyor. 81’de ilk denemesi yapılıyor.

Mazlum Doğan yoldaş örgütlü öyle bir eylem olamayacağını görünce, yani ölüm orucuna girecekler o halde çizgiyi temsil eden şey nedir diyerek, Önder Apo “partimizin bilinç hamuruydu, ideolojik çizgisiydi” dedi. Mazlum Doğan yoldaş bu bilinç yoğunluğuyla bütün örgütlü topluluğun yapması gerekeni kendisi karar veriyor, kendisi yaparak aslında eylemi başlatan oluyor. Başlatılamama durumunda onun yol yöntemini bulamama durumunda nasıl başlatılacak, nasıl kararlı davranılacak onu gösteriyor.

Arkasından Mazlum Doğan yoldaşın direndiğini, şehit düştüğünü diğer yoldaşlar görünce arayışa giriyorlar. 17 Mayıs akşamı Ferhat Kurtay öncülüğündeki Dörtler’in kendini yakma direnişi öyle gelişiyor. Sonuç 14 Temmuz’da Hayri Durmuş yoldaşın Ölüm Orucunu ilan etmesi ve ona ilk olarak Kemal Pir’in katılması ve bu temelde Büyük Ölüm Orucu Direnişinin gelişip zafere gitmesidir.

Şunu anlatmak istiyorum: Aslında baştan itibaren zindanda eylem biçimi olarak öngörülen açlık grevidir, ölüm orucudur. Mazlum Doğan da bunu yapmak istiyor, Dörtler de bunu yapmak istiyor fakat onu yapacak ortam bulamıyorlar. Kendilerini onu yapacak konuma getiremiyorlar. Dolayısıyla yöntem değiştirmek durumunda kalıyorlar. Onların başlattığı süreci, verdiği kararı, yaktığı kıvılcımı, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişçileri devam ettirip zafere taşıyorlar. Aslında böylece zindan direnişinin hepsi bir yerde açlık grevi ve ölüm orucu direnişi olma özelliğini taşıyor. Bunu görmemiz gereklidir.

Bu temelde şu söylenebilir: PKK’nin fedai militan çizgisini ortaya çıkartan 1982 zindan direnişidir. Bu büyük zindan direnişinin temel biçimi de açlık grevi ve ölüm orucudur. Dörtler’in kendini yakışı da aslında bu açlık grevi ve ölüm orucu eylem çizgisinin bir parçasıdır. Mazlum Doğan’ın Newroz eylemi de böyle bir süreci başlatmayı, onun kararını vermeyi ifade etme temelinde aslında böyle bir eylem sürecinin başlatıcısıdır. 14 Temmuz da bunu pratiğe geçirmenin koşullarını da Dörtler’in kendini yakma eylemi oluyor, onu hazırlıyor. Başlatan Mazlum Doğan’dır, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu’nun koşullarını hazırlayan Dörtler’in eylemidir. Pratiğe geçirip zafere taşıyan ise 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişidir. Bunlar bir bütün, birbirinden ayrılamaz, kopartılamaz bir gerçekliktir ve çizgiyi bir oluşturuyor. PKK’nin direnme kararının verildiği süreç oluyor. Mazlum Doğan’ın Newroz direnişi ile Hayri Durmuş yoldaşın başlattığı Büyük 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişinden kopartılamaz. Bu eylem tarzı da onların kopmaz bir parçasıdır. Ortasında gerçekleşen ve 14 Temmuz’un koşullarını oluşturan halkasıdır. Burada da büyük bir bilinç var. Ruh pekliği var. İnanç, cesaret, kararlılık ve direniş var. Zaten bunları söylemeye de gerek yok, eylemin kendisi bunların varlığını ortaya koyuyor. Eylemciler, kendilerine su dökenlere, “su dökmeyin ateşi harlandırın, söndürmek ihanettir, direnişi büyütmek lazım” diyor. İşte 14 Temmuz bu emrin yerine getirilmesidir. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişinde zindandaki devrimci tutsaklar bu sözü bir emir olarak görüyor ve yerine getiriyorlar.

Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Eşref Anyık ve Necmi Öner kişilikleri bunu gerçekleştiren kişiliklerdir. Öncülük eden Ferhat Kurtay kişiliği gerçekten de büyük yurtsever, Kürdistan özgürlüğüne her şeyiyle bağlı bir kişiliktir. Önder Apo’yu bu temelde tanımış, ona katılmış ve bağlanmış bir kişiliktir. Mardin Kızıltepe yurtseverliğini en derinden temsil eden, çok dürüst, sade birisidir. Yani Haki Karer ve Halil Çavgun yoldaşların özelliklerinin Kızıltepe’deki temsilcisi de denebilir. Bunlar birbirlerine çok bağlanan kişiliklerdir. Onu da Halil Çavgun’un ikizi olarak tanımlayabiliriz. O düzeyde dürüst ve sadeliği olan bir kişiliktir.

Leyla Güven’in devraldığı miras

Büyük Zindan Direnişi’nin yakıcılığı ve mirası üzerinden günümüzde gelişen direnişçilik var. Aslında 7 Kasım 2018’de Leyla Güven açlık grevi başlatırken Diyarbakır Zindanı’ndaydı. Aynı cezaevinde böyle bir kararı aldı ve direnişe başladı. Kuşkusuz kendisine bu kararı aldırtan, bu bilinci veren, yönlendiren 1982 zindan direnişçiliği oldu. Mazlum direnişçiliği oldu, Dörtler direnişçiliği oldu. Yöntem olarak bile 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişini esas aldı. Süresiz-dönüşümsüz açlık grevi temelinde eylemine başladı. İlhamı oradan aldı, kararı oradan aldı. Onun günümüzdeki gerçekleştirilmesi oldu.

1982 zindan direnişi ve onu zafere taşıyan halkası olan 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişçiliği kendisini nasıl ortaya koydu? “Biz ideolojimize bağlıyız. Parti çizgimizi esas alıyoruz, onu savunmak istiyoruz. Bu verilmezse bizim yaşamamızın bir anlamı yoktur. Bundan kopuk yaşayamayız” diyerek, parti ideolojisine bağlılığın gereği yerine getirmek üzere eyleme geçtiler. Partinin ideolojisi de Önderlik gerçeğiydi. Önder Apo’nun ruhuydu, duygularıydı, bilinciydi, kararlarıydı. Dolayısıyla Önder Apo’ya bağlılığın gereğini yerine getirdiler.

Şimdi Leyla Güven’in İmralı tecrit ve işkence sistemine karşı çıkarak, Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullarda olmasını istemesi ve bu temelde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine girmiş olması da aynı 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu’nun amacını ve kararlılığını ifade ediyor. Amacı aynıdır, karar düzeyi aynıdır, zaten ilhamı da oradan almıştır. Arkasından bu direniş yayıldı. Nasır Yağız, Başûr’da geliştirdi. Zindanlarda Aralık’tan itibaren grup grup direnişe katıldılar. Strasbourg’da 14 kişilik bir grup buna dahil oldu. Toronto’dan Roma’ya kadar dört parça Kürdistan’da, dünyanın dört bir yanında ve 100 civarında TC zindanında kitlesel olarak giderek genişleyen ve yayılan bir açlık grevi direnişi haline geldi. 1 Mart’tan itibaren binlerce tutsak katıldı. Herhalde tarihte en geniş ve en uzun süreli açlık grevi direnişi olma özelliğini daha şimdiden kazandı. Böyle bir düzeye geldi.

Bu direniş önemli aşamalardan geçti. Düşmanı darbeledi, korkuttu. 12 Ocak’ta kardeşini İmralı’ya götürerek Önder Apo ile görüştürerek direnişi kırmak istedi fakat başaramadı. Ardından Leyla Güven’i bırakarak açlık grevini sabote etmek istedi fakat başaramadı. Leyla Güven ve diğer açlık grevi direnişçileri, tüm bu özel savaş yaklaşımlarını boşa çıkardılar. Bir iki sefer avukat gönderelim razıysanız bıraktıralım diye birçok özel savaş yöntemine başvuruldu ama direnişçiler hepsini boşa çıkardılar. Bu direniş toplumu canlandırdı. Gerillayı yeniden harekete geçirdi. Kadın ve gençlik örgütlerimizi eyleme çekti. Rojava’da DAİŞ’e karşı savaşa büyük bir ruh ve destek verdi. Bakur’da 31 Mart yerel seçimlerinde AKP-MHP faşizmini yenilgiye uğratan sonucun esas yaratıcısı oldu. Bu düzeyde bütünlüklü bir anti faşist duruşu ve mücadeleciliği kesinlikle söz konusu açlık grevi direnişi yarattı.

30 Nisan itibariyle 15 tutsak yoldaş süresiz-dönüşümsüz açlık grevi direnişini Büyük Ölüm Orucu Direnişi’ne dönüştürdü. Bir süredir zindanlarda da dışarda açlık grevi yapan yoldaşlar arasında da zaten ölüm orucuna dönüştürülüp dönüştürülmemesi tartışılıyordu. Nihayetinde karar verdiler ki, 15 yoldaş ölüm orucuna girdi. Başkaları nasıl davranırlar göreceğiz. Bunlar direnişçilerin kendi iradeleri temelinde karar vererek geliştirdikleri süreç oluyor. Şimdi ölüm orucu ile birlikte 31 Mart’ta ortaya çıkarttığı kazanımı daha ileriye taşımak üzere açlık grevi direnişleri yeni bir aşamaya geçiyor. Bu aynı zamanda açlık grevleri etrafında gelişen, ‘Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistan’ı Özgürleştirelim’ direniş hamlesinin de yeni bir aşamaya geçmesi, zafer aşamasını geliştirmesi oluyor.

Zafer aşaması

Leyla Güven’in açlık grevine karar vermesi, Mazlum Doğan’ın direnişe geçmesi gibiydi. Bütün cezaevlerinin açlık grevine katılarak açlık grevinin kitleselleşmesi Dörtler’in direnişi gibiydi. Şimdi 15 devrimci tutsağın ölüm orucu başlatması, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişi gibidir. Birisi başlattı, diğeri geliştirdi, olgunlaştırdı, sonuncusu zafere taşıdı. Şimdi bu 15 tutsağın ölüm orucu direnişi, tıpkı 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu gibi açlık grevi direnişlerini, onların etrafında gelişen ‘Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistan’ı Özgürleştirelim” direniş hamlesini zafere taşıma aşaması oluyor. Bunu böyle görmek ve anlamak lazım. Açıklamaları böyledir. Kararlılıkları böyledir. Siyasi süreç buna uygundur. Nasıl ki 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişi, 12 Eylül faşist askeri rejimi şahsında faşist-soykırımcı zihniyet ve siyaseti ideolojik yenilgiye uğrattı, PKK’yi 15 Ağustos Gerilla Direnişi’ne çektiyse mevcut ölüm orucu direnişi de tüm açlık grevi direnişlerinin sonuçlarını birleştirerek AKP-MHP faşizmini kesin ideolojik siyasi yenilgiye uğratacak ve siyasi ortamı Kürt sorununun çözümlendiği, Kürdistan’ın özgür, Türkiye ve Ortadoğu’nun demokratik olduğu bir siyasi sürece çekecek, oraya evriltecektir. Bunun başka bir sonucu kesinlikle olamaz. Bütün veriler bunun böyle gerçekleşeceğini gösteriyor. Hem mümkün hem de gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Açlık grevi direnişçileri de ölüm orucu direnişçileri de sürecin bu özelliklerini en derinden hissediyorlar, buna katılmışlar, bağlanmışlar ve bunun gereğini başarıyla yerine getirebilmek için yüksek bir cesaret ve kararlılıkla böyle bir sürece girmişlerdir.

Ben bu yeni kararlılıklarını da selamlıyorum. Tıpkı 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişçileri gibi başarılı olacaklarına, tarihi bir zafer kazanacaklarına yürekten inanıyorum. Bu inançla Leyla Güven öncülüğündeki bütün açlık grevi direnişçilerini, onunla birlikte 30 Nisan’da ölüm orucuna başlayan tüm devrimci yoldaşları selamlıyorum. Şehitler ayımızın sıcaklığıyla kucaklıyorum, direnişlerini kutluyorum. Mutlaka başaracaklar.

Buna yürekten inanıyor bu temelde ‘Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistan’ı Özgürleştirelim’ direniş hamlesini zafere taşımak için ne gerekiyorsa onu Hareket ve halk olarak yapacağımızı belirtiyorum. Koşullar uygundur. Hareket ve halk olarak kararlılığımız tamdır. Topyekun direniyoruz, mutlaka kazanacağız ve zafer kesin bizim olacak. Buna yürekten inanıyorum. Yoldaşların kararlılığı, inancımızı çok daha pekiştiriyor. Hareket ve halk olarak Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması için ne gerekiyorsa onu yapacağımızı ve mutlaka kazanacağımızı belirtiyorum.

İlk demokratik özerklik Hilvan’da

Böyle bir gençlik temelinde Hilvan direnişine gidildi. Hilvan direnişinin Haki Karer yoldaşın şehadetiyle kopmaz bağı var. Şehadetinin birinci yıl dönümünde bir hafta boyunca bütün Kürdistan’dan ve Türkiye kentlerinde Haki Karer etkinlikleri geliştirildi. Serhat’tan İstanbul’a kadar böyle bir eylemlilik geliştirecek örgütsel güce PKK ulaşmıştı. Bu planlı bir biçimde yapıldı. Haki Karer’in her yere afişleri asıldı. Pullamalar yapıldı, bildiriler dağıtıldı. Böyle şiddet eylemleri olmadı ama propaganda eylemleri en ileri düzeyde oldu. Hilvan’da da bunu yapıyorlardı. 19 Mayıs akşamı Hilvan gençliği afişleme ve pullama yaparken faşistler, polisler ve Süleymanlar denen çete grubu, aslında devletin kendisi, aynı Haki Karer yoldaşın hedeflenmesi gibi bir kontra grubu Halil Çavgun yoldaşı bilerek hedefledi. Hilvan gençliğinin önderi diye katletti.

Onun üzerine Önder Apo değerlendirdi. Nasıl ki Haki Karer’in anısına “devrimci intikam göreviyle karşılık vermemiz gerekir” dediyse, Halil Çavgun’un anısına da “bu saldırıyı kıracak bir direnişse cevap vermemiz gerekir” dedi. Bu direniş Hilvan direnişi oldu. Birçok arkadaş gitti, Önder Apo da gitti. Halil Çavgun’un katliamına nasıl karşılık verilecek, toplum üzerinden çok büyük bir etki yapmıştı. Ailesi üzerinde etkisi çok fazlaydı. Hilvan gençliği üzerine aşırı derecede etki yapmıştı ki, ancak büyük bir intikam direnişiyle bu insanlar yeniden diriltebilirdi. Bunu öngördü ve bunu geliştirmek için örgüt ve eyleme geçilmeye çalışıldı.

Asında ilk örgütleyen eylem geliştirmeye çalışanlar Kemal Pir ve diğer Hilvanlı arkadaşlardı. Kemal Pir yoldaş tutuklandı. Onun üzerine Mehmet Karasungur arkadaş alana gitti ve sorumluluğu üstlendi. Hilvan direnişini yürüttü. Önceden başlamıştı, kendisi de içindeydi. Daha sonrada da direnişi Hilvan gençliği ile birlikte örgütleyip zafere kadar da götürdü.

Arkasından da Siverek direnişini de geliştirdi. Mehmet Karasungur yoldaş Bingöl’den katılmıştı. Ortaokul ve lise öğretmeniydi. Sol düşüncelere sahipti. Öğretmenler Birliği’nde çalışma yürütüyordu. Önderlikle, grupla tanıştı. O çalışmaları bir süre yürüttü, gruba katıldı. Daha sonra profesyonel çalışmaya girdi, öğretmenliği bıraktı. Kemal Pir’in tutuklanması ardından öncülük etme düzeyinde Hilvan’da direnişi devralarak yürüttü.

Kuruluş kongresinde Yürütme Komitesi üyesi olarak Önder Apo’ya yardımcı düzeyinde Merkez Komite’ye de seçilmişti. Merkez Komite toplandı, Karasungur yoldaşı ilk Merkez Komite’nin Askeri Temsilcisi olarak resmen görevlendirdi. PKK’nin ilk resmi askeri komutanı olarak da PKK’nin kuruluşu ardından sorumluluk üstlendi. Merkezi Komite’de askeri sorumlu ve komutanı oldu. Siverek direnişini de örgütledi.

Karasungur arkadaşın benzer özellikleri de vardı. Karasungur arkadaşın öyle olduğu yerde daha çok göze batan, otoriter olan, etkide bulunan ve doğal önderlik vasıfları çok fazlaydı. Diğer arkadaşlar davranışlarıyla yaşam içerisinde gerçekten de doğruyu temsil eden öncü-önder konumunda olduklarını ortaya çıkarırlardı. Karasungur arkadaş görünüşüyle de öyleydi. İnsanlar üzerinde öyle bir etkide bulunuyordu. Doğru bildiği şeyi yapmada çok ısrarcıydı. Atak ve girişkendi. İnsanları etkileme, eğitme ve mücadeleye sevk etmede etkindi. Yönlendirici özellikleri vardı. İyi bir ajitatördü. Ajitatörlük askeri alana geldiğinde eylem gücü komuta gücüydü. Kemal Pir gibi kendisi de yürürdü, çevresini de yürütürdü. O özelliklerine sahip plan bir arkadaştı.

Hilvan direnişi bu temelde gelişti. Halil Çavgun anısına Kemal Pir öncülüğünde başlayıp Karasungur komutasında zafere giden bir direniş oldu. Zorluklar içerisinden de geçti. Karşı taraf örgütlüydü. MHP’nin gücü arkasındaydı. Urfa’daki MHP örgütlemesini o grup temsil ediyordu. Faşist-polis ittifakı bir kabile çetesiyle birleşmişti ki, kanun tanımaz, ölçü tanımaz bir vahşi saldırganlık uyguluyorlardı. Siverek’te Mehmet Celal Bucak, Hilvan’da da bunlar uyguluyorlardı. PKK ilk bu faşist çete grubunu hedefledi. Belli bir örgütlülükleri ve güçleri vardı. Ciddi bir direnç ve savaş gelişti. Savaş zor koşullardan geçti. PKK’nin geliştirdiği, Kemal Pir ve Karasungur yoldaşlar öncülüğünde geliştirilen tarz ve taktikler onları darbelemeyi başardı. Bunu bazı temel özelliklerle yaptılar;

  •   Zorluklardan yılmayan özelliklerdi.
  •  İmkanlarla değil, en az imkanla ama gözü peklikle hareket etmeydi.
  •   Mümkün olduğu kadar yaratıcı ve direngen davranan özelliklerdi ama daha çok da bunlarla birlikte toplumun eğitilip örgütlenmesine dayandılar.
  •   Urfa, Amed, Antep alanında bir koordineli bir mücadeleyle başarıya gitti. Hilvan’ı aştı, Urfa’yı da aştı. Antep’ten Amed’e kadar bir bölgesel mücadeleyi örgütleyerek başarı kazandı.
  •  Direnişe 7’den 70’e Hilvan’da herkes katıldı. Kadınlar, erkekler katıldı, çocuklar ve yaşlılar katıldı. Çocuklar istihbaratçı ve gözlemci oldular, not getirip götürdüler. Birçok görevi yerine getirdiler. Kadınlar örgütlü olarak hareket ettiler. Daha direniş sürecinde birçok görevi yerine getirdiler. Toplum örgütlendikçe faşist çete geriletildi, kuşatıldı. Faşist çeteye darbe vuruldukça toplumda kendine güven geldi, toplumun örgütlenmesi büyütüldü. Sonunda Süleymanlar çetesi teslim olduğu zaman Hilvan’ın tümünde bir yeni toplumsal örgütlülük çıkmış oldu.

Bütün kolları olan bir Hilvan Komitesi örgütlendirildi. Şimdi nasıl “Yürütme Konseyi” dediğimiz gibi, toplumun bütün yaşam alanlarını kendisi içinde örgütleyen bir komite, onun bütün toplum yaşam boyutlarında temsilcileri vardı. Herkes onu örgütlüyordu. Toplum, toplantılar yaparak isteklerini bu komiteye her zaman iletiyordu. Doğal bir Hilvan Komünü oluşmuştu. Meclis gibi işlev görüyordu. Kararı toplum veriyor, istekte bulunuyor. Komite de bunu örgütlüyor yerine getiriyordu. Herkes de bu komitenin istediği gibi hareket ediyordu. İlk güçlü demokratik özerklik Hilvan’da oluşmuştu. O zaman da “Hilvan Sovyet’i” diyorduk. Bilebildiğimiz kavram böyleydi. Sovyetleri, Hilvan direnişiyle ortaya çıkan halk yönetimi olarak tanımlıyordu. Öyle anlıyorduk. Şimdi Önder Apo’nun savunmalarda ortaya koyduğu “Demokratik Komün Sistemi”, “Demokratik Özerklik” sistemi aslında Hilvan’da ortaya çıkan sonuçtu. Direniş, Hilvan’da böyle bir sonucu ortaya çıkardı. Çok önemli bir modeldir. Bu gün için aydınlatıcı özellikleri çoktur. İncelenirse birçok alanda neler yapmak gerekli, nasıl bir sistem örgütlemek lazım? Bunun ilk böyle modelini Hilvan direnişinin ortaya çıkardığı sonuçlarda görmek mümkündür.

Yazarın diğer yazıları

    None Found