Leyla Güven’in direnişi ve komplo

Öcalan şahsında tüm halklara yönelik olarak başlatılan komplo 21. yılında yeni biçimlerle sürüyor. Komplodan öncesi, sonrası ve halen süren gelişmelere bakarsak komplonun amacını ve kapsamını anlamak da kolaylaşır.

Bölgede çöken 100 yıllık statükonun yerine yeniden paylaşımı gündeme getiren gelişmelerin önünde engel olarak görülen halkların önderi Öcalan bu nedenle tasfiye edilmek istendi.

Öcalan 1. Körfez savaşı günlerinde(1990 sonu), “Irak’tan başlayıp bütün Ortadoğu’yu Lübnanlaştırmak isteyenler var. Bizi de bu oyunların içine çekmek istiyorlar. Biz bunun farkındayız, bu oyunlara düşmeyiz ama kimse de düşmemeli” diyordu. O günlerden beri Öcalan’ı bu oyunlara düşürmek için her şey yapıldı. Hiç biri kar etmeyince uluslararası komplo süreci gündeme getirildi.

Halkların eşitliğine-özgürlüğüne dayalı demokratik, barışçı çözüm önerileriyle, Öcalan hem NATO planlarının hem de Kürdistan’ı işgal etmiş olan bölge sömürgeci devletlerinin önünde engeldi. Bu nedenle elbirliğiyle onu tasfiye etmeye, etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Öcalan açık olarak komplonun NATO gladyosunun eseri olduğunu belirtmişti.

Ancak Öcalan 20 yıldır süren esaretine rağmen halklara bir umut olmayı sürdürüyor ve onların halkları çatıştırıp kırdırma oyunlarını bozuyordu. İşte bu nedenle zindan içinde zindan ve ağır tecrit uygulamaları başladı.

Lozan ve sonrasında Kürdistan’ın statüsünü belirlemek için birçok konferans, anlaşma yapıldı. Ama bunların hiç birinde Kürtler yoktu. Lozan’da “Kürtler niye yok” diyenlere İsmet İnönü, “Ben de Kürdüm, heyetimiz Türk ve Kürt halklarının ortak heyetidir ve iki halkı da temsil ediyor” diyordu. Ama bu temsiliyet fazla sürmedi. Lozan’dan hemen sonra başlayan Kürtlerin inkar ve imhasına dayalı zulüm 100 yıldır sürdürülüyor.

Kürdistan Özgürlük Hareketi bu zinciri kırk yıllık mücadelesiyle kırdı. 100 yıllık işgale-sömürgeciliğe dayalı statüko çöktü. Rojava devrimiyle iyice görüldü ki eskiyi sürdürmek olanaksızdır.

Ortadoğu yeniden düzenlenmek isteniyor. Cenevre, Astana, Soçi, Adana, İstanbul diye sayısız zirveler yapılıyor. Kamuoyu sadece basında yazılan-yazdırılanları biliyor. En az o kadar da gizli planlar-gizli görüşmeler yapılıyor. Suriye- Irak da deseler hepsinde ana konu Kürtler ve Kürdistan’dır. Aslında bunlar zirve değil, zırvalardır. Çünkü bu konferanslarda herkes var ama hala Kürtler yoktur.

Kürtleri temsil edebilecek konumda olan, sadece Kürtlerin değil tüm ezilen halkların eşitliğini ve özgürlüğünü savunan Öcalan bu nedenle tecrit edilerek etkisiz hale getirilmek isteniyor. Onun yerine yeni İsmet paşalar devreye girmeye çalışıyor.

İttihatçıların İsmet paşası yerine yeni İttihatçı Erdoğan yeni İsmet paşa olmaya çalışıyor. Çünkü Erdoğan siyaset sahnesine çıktığından beri din kardeşliği sahtekarlığıyla Kürtleri de, tüm Müslümanları da temsil ettiğini iddia ediyor. Çakma hilafet-yeni Osmanlı hayalleri boşuna gündeme getirilmedi. Bahçeli MHP’si ile birleşmiş Erdoğan diktası İttihatçı Türk-İslam sentezinin diktası ve dik alasıdır. Yeni ittihatçılık budur. Bunların temel hedefi Öcalan’ı her yolla etkisiz hale getirmek ve susturmaktır.

Çünkü hepsi de çok iyi biliyor ki ve yakın geçmişimiz tanık ki, Öcalan konuşursa silahlar susar, siyaset konuşur.

Öcalan konuşursa kan durur, gözyaşları diner, diyalog-müzakere-çözüm konuşulur.

Öcalan konuşursa tüm ezilenler konuşur, barış ve kardeşlik konuşulur.

Halklarımızın birçok sorunu var. Hiç birisini görmezden gelemeyiz, ihmal edemeyiz.

Ama şunu da görmek zorundayız ki bütün sorunlar gelip Kürdistan’daki işgal ve paylaşım savaşına, savaşın çözümü de Sayın Öcalan üzerindeki hukuk ve insanlık dışı tecride dayanıyor.

Sayın Leyla Güven bu nedenle kendisi de haksız ve hukuksuz olarak tutuklu iken hiçbir şahsi ve özel talep öne sürmeden ana sorunu gündemleştirmiştir. Leyla Güven’in “Tecride son, Öcalan’a özgürlük” şiarıyla başlattığı direniş bu nedenle büyük ilgi ve destek görmüştür. Bu onurlu direniş zindanlarda, dışarıda ve Hewlêr’den, Strasbourg’a, Lahey’den Kanada’ya, İngiltere’ye kadar birçok yerdeki katılımlarla yaygınlaşarak sürüyor.

Komployu kesin olarak bozguna ve yenilgiye uğratmanın yolu tecridin kırılması ve Öcalan’ın özgürlüğünden geçiyor. Şunu herkes bilmelidir ki Kürtlerin kendi özgür iradeleri ve katılımı, onayı olmadıkça yapılacak hiçbir zirve, hiçbir anlaşma çözüm değildir ve geçerli olmayacaktır.

Yazarın diğer yazıları