Leylalar zor günler yaşıyor ama rejimin işi daha zor!..

Biz AKP’nin Ergenekon’la, dolayısı ile CHP’nin “derin çekirdeği”yle ittifak halinde olduğunu yazdığımız zaman ortaya bazı sorunlar çıkıyor. Okur “ama bu CHP AKP’ye zaman zaman fena saydırıyor” diyerek, kuşkusunu dile getiriyor. Hele Aydınlıkçıların arada sırada Erdoğan’a karşı sivri çıkışları kafaları karıştırıyor. Okur Sözcü’ye bakıyor “bu ne biçim ittifak” diye mırıldanıyor. Cumhuriyet yazarlarının durup dururken AKP’yi “yandan çarklı” eleştirmeleri de kafalarda “Ergenekon-AKP ittifakı” hakkında tereddütlere neden oluyor.

Oysa “ittifak” sözcüğü olan biteni izah edebilir.

“İttifak” demek “birleşmek”, “aynileşmek”, “özdeşleşmek”, “tıpatıp” olmak anlamına gelmiyor. “İki ayrı” güç belli bir “düşmana” karşı aralarında bir “anlaşma” yapıyor ve birlikte hareket ediyor. Ama birlikte hareket ederken bu “ittifakın” Erdoğan’ın tabiriyle “pazara kadar değil, mezara kadar” olmadığını da biliyor. Bilince ne oluyor? “Ortak düşmana karşı” birlikte hareket ederken, her bir güç aynı zamanda diğerine karşı güçlenmeye de çalışıyor. Çünkü “Pazar” günü “öküz ölebilir, ortaklık ayrılabilir”.

Şimdiden söyleyebilirim ki, AKP-Ergenekon ittifakının da bir “pazarı” var. Bugün mü, yarın mı, daha sonra mı bilmem ama, bu mutlak bir gerçektir. Öyle olduğu için de, bu ittifak bir yandan Kürt halkına karşı savaşta ve ABD’ye karşı savunmada bugün için ortak olsa bile, yarın bu ortaklığın sona ereceğini bilen taraflar bugünden ittifak içindeki konumlarını, birbirlerine karşı güçlendirmek için elden geleni yapmakta.

İşte bu nedenle CHP’nin, Sözcü’nün ve Cumhuriyet’in AKP’ye, AKP’nin bunlara karşı “ağız dalaşı” ve kimi taktik hamleleri, bu “ittifakın” ittifak olmadığını göstermez. Sadece “müttefiklerin” gelecekteki bir kapışmaya “hazırlık” yaptıklarını gösterir.

Bu kapışma er geç gerçekleşecektir. Bu bir.

İkincisini kısaca tekrar yazayım. Türk siyasi tarihi egemen sınıfın partisine “dışarıdan” bir “sistem içi alternatif” çıktığına tanıklık etmiyor. İttihat Terakki’nin içinden CHP, CHP’nin içinden DP, DP’nin içinden MSP, MSP’nin için Milli Görüş, Milli Görüşün içinden AKP çıktı.

Şimdi er ya da geç yaşanacak Ergenekon-AKP kavgasının dışında, AKP’nin içinden bir “sistem içi alternatif partinin” çıkıp çıkmayacağı konuşuluyor.

Çıkacaktır. Ve bu ihtimal giderek güçleniyor. Arkasında Gül ve Davutoğlu’nun bulunduğu Babacan liderliğinde bir parti girişiminden konuşulması ne kadar gerçeği yansıtmakta, bilinemese de, benzer bir girişimin ayak sesleri artık işitiliyor.

Gül’ün ender olarak yaptığı konuşma “popülizm” başlığı ve Venezuela örneği temelinde yapılmış olsa da bu konuşmanın içeriği Erdoğan rejimini tıpa tıp tasvir ediyor.

Şu son “patlıcan, biber, soğan savaşı”nda Erdoğan market zincirlerini hedef aldı. Bu zincirlerden birisi de malum Sabancı Holding’e ait market zinciridir. Bilelim ki, bu marketlerin sayısı tahminlerin ötesindedir.

Erdoğan şimdi ekonomik kriz koşullarında tabanındaki erimeyi durdurmak için, aslında o tabanı örgütleyen asıl “sınıfsal dayanaklarından” birine, marketlere karşı savaş açarak, kendi içinden bir “sistem içi alternatif” çıkmasını ister istemez kışkırtmaktadır.

Savaş açılan marketler zinciri büyük holdinglerle ve yabancı şirketlerle içiçedir. 2016 yılında en büyük 141 süpermarket zinciri 24 bin 671 satış yerine sahipti. Yalnızca BİM A.Ş.’nin aynı yıl satış gelirleri 5.5 milyar dolardı. Migros’un ise geliri 3 milyar doları aşmıştı. Rakamlar şimdi daha büyük.

Erdoğan “cami duvarına” değilse de, kapitalist modernitenin “ibadet hane kapılarına” siymek üzere.

İşte bu olgular, rejimin içine girdiği derin krizi çok güzel resmediyor. Bu işler kriz yüzünden oluyor. Eğer değilse bilin ki, Erdoğan ultra kapitalist şirketlere savaş açan bir “Marksist-Leninist, hatta Maoist” olmalıdır. Kapitalist toplumda kriz, rejimleri yalnız halklara karşı değil, egemen sınıf içindeki farklı çevrelere karşı da savaşa mecbur eder. Bu da çöküşün nedenlerinden biri olur.

Erdoğan “sürdürülmesi” mümkün olmayan savaşların adamı. Kah Rusya’nın uçağını düşürüyor, kah NATO’ya S.400’lerle kafa tutuyor, kah Cemaat sermayesine çöküyor, şu sıralarda da İş Bankası’na çökmenin ve yukarıda rastgele gelirlerini verdiğimiz marketlerle savaşmanın eşiğinde bocalıyor.

Demek oluyor ki, rejimin sınıfsal temelinde büyük bir çatlak kendini gösteriyor.

Bütün bunları neden yazdım?

Şundan: Açlık grevcileri öyle bir zamanda harekete geçtiler ki, aynı anda hem “sistem içi krizi” derinleştiriyorlar, hem de “sistem dışı alternatif” için koşulları olgunlaştırıyorlar.

Kazanılabilir bir savaş içindedirler.

Yeter ki Newroz’a ve seçimlere kadar dirensinler.

Başaracaklardır.

Yazarın diğer yazıları