LGBTİ+ sorunu tekçi zihniyet sorunu

Cihan DENİZ

Son haftalarda LGBTİ+ Onur Haftası bağlamında Türkiye’de yaşananlar, aslında nasıl bir zihniyet sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyması açısında ibret vericidir.

LGBTİ+’lar karşısındaki homofobik, transfobik tutum iktidara ama aynı zamanda toplumun önemli kesimine sirayet etmiş tekçi zihniyetin en tipik dışa vurumlarından biridir. LGBTİ+’lar, kendi kimliğinden olmayana, kendi gibi davranmayana, kendi belirlediği normlara göre yaşamayana, âşık olmayana karşı duyulan dışlama ve nefretin en tipik mağdurlarından biridir.

Son dönemde “olağan” hale gelmiş yasaklamaların, müdahalelerin, gözaltıların yanı sıra bu yıl dikkat çekici bir başka yön öne çıkmaktadır. İsminin başında prof. gibi unvanlar kimileri, LGBTİ+’lara yönelik yasaklamaları kendilerince meşrulaştıracak kimi savlar öne sürmektedir.

En başta şu belirtilmelidir ki, anayasal bir hak olan toplanma özgürlüğünün, bu hakkı kullanacaklarının kimlikleri gerekçe gösterilerek yasaklanmasının ve bu yasağın “ortak ahlak” gibi kavramlar kullanılarak savunulmasının tek bir adı vardır faşizm. Bu kimliklerden biri bugün LGBTİ+’lar. Eğer bu zihniyetle mücadele etmezsek yarın kim olacağını yaşayarak göreceğiz.

LGBTİ+’lar karşındaki bu tutum, sadece onlar için değil toplumdaki tüm farklılıklar açısından büyük bir tehlike arz ettiği için ciddiye alınarak mahkum edilmeli ve karşısında mücadele edilmelidir.

Prof. unvanlı AKP’ye yakın bir akademisyen, “Eşcinsellerin yürüyüşü bir özgürlük olarak kabul edilemez. Bir toplumu bir arada tutan “ortak ahlak” vardır. Bu “ortak ahlak” ortadan kalkarsa o toplum çözülür, çürür, parçalanır” diyerek yasakları meşrulaştırmaktadır. Diyanet İşleri Başkanı olan ve yine adının önünde prof. unvanı taşıyan bir kişi ise LGBTİ+’ları “fıtrata, yaratılışa aykırı bir sapkınlık” olarak tanımlamayarak adeta LGBTİ+’ların katledilmesine fetva vermektedir.

Kuşkusuz en genel anlamıyla toplumu ve onu oluşturan farklı kimliklere sahip toplulukları bir arada tutan bir “ortak ahlak” olmalıdır. Fakat bu “ortak ahlakın” içinin asıl doldurulacağı da çok önemli bir konudur. “Ortak ahlaktan” beklenen toplumu bir arada tutma sonucuna ancak bu ortak ahlak demokratik ilkelere, inkara değil ama karşılıklı tanımaya dayanıyorsa ulaşılabilir. Tersi bir durumda yani sözde “ortak ahlak” olarak topluma dayatılanlar tekçi bir zihniyetin ürünü ise, bu “ortak ahlakı” savunmak inkarı, baskıyı, ötekileştirmeyi savunmak anlamına gelir. Ve toplumun parçalanmasının nedeni bu sözde “ortak ahlakın” ortadan kalkması değil bizzat bu sözde “ortak ahlakın” kendisidir. Bu durumda zaten toplum parçalanmıştır. Bugün bu coğrafyada yaşadığımız tam da bu değil mi?

Daha da önemlisi, toplumun ezenler ve ezilenler olarak keskin bir şekilde bölündüğü bir yerde hem ezenleri hem de ezilenleri kesen ortak bir ahlakın imkanı olmadığı çok açıktır. Bugün “ortak ahlak” olarak bize dayatılan şey, son kertede, toplum içindeki eşitsizliklerin, adaletsizliklerin meşrulaştırılması ve bunlara karşı çıkanların cezalandırılmasıdır. Dolayısıyla da, bu pof.’ların vaaz ettikleri “ortak ahlak,” “yaratılış,” “fıtrat” ezilenlerin değil ezenlerin yegane varlık nedeni sömürünün sürmesi olan “ortak ahlakıdır.”

Bundan dolayı da, bu anlamıyla bir mefhum olarak “ortak ahlak” her türlü inkarın, her türlü baskının, her türlü zorbalığın da en büyük kaynaklarından biridir. Sokrates, Buruna, Hallacı Mansur ve daha ismini sayamayacağımız niceleri bu sözde “ortak ahlaka” zarar verdikleri gerekçesiyle katledilmedi mi?. Daha dün yine büyük bir acıyla andığımız Sivas Katliamı’nda kaybettiklerimizi de bu sözde “ortak ahlaka” sığınarak katletmediler mi?

Bu zihniyetin LGBTİ+’lar karşısındaki inkarcı ve ayrımcı tutumu sadece bu kesimle ilgili bir tutum değildir. Bu, kafalarındaki tekçi şablona uymayan herkese karşı takındıkları genel bir tutumdur. İktidarda olan kesin ne olursa olsun tekçilik baki kaldığından, Türkiye tarihi tekçi zihniyetin ayrımcılığına uğramış, kimliği yüzünden baskıya maruz kalmış kesimlerle doludur.

Buna karşı yapılması gereken ise, güçten düştükçe ve toplumsal tabanını kaybettikçe daha da ayrıştırıcı ve dışlayıcı bir hat benimseyen mevcut iktidarın topluma dayattığı  tekçi sözde “ortak ahlaka” karşı hiçbir kimliği dışlamadan ve ezilenlerin demokratik ilkelere ve karşılıklı tanımaya dayanan gerçek “ortak ahlakı” temelinde direnmektir. İktidardan kendimizi ayrıştırarak iktidarın böldüklerini direniş cephesi içinde birleştirmektir.

Yazarın diğer yazıları