Libya’daki çakma Enveristler ve KDP’ye kardeşçe uyarı!..

‘Balyoz” davası gibi “Ergenekon” davası da “beraatle” sonuçlandı.

“Beraat” edenler şimdi nerede?

Emekli olanları geçelim. Muvazzaf olanlar şu anda TSK’nin başında.

Başka neredeler?

Yeni Özgür Politika açıkladı: Libya’dalar. İçlerinde generaller, hatta Milli Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı da var. Bu arada tanıdık isimlere de rastladık: Efrîn “fatihi” general orada.

Belli ki bir kısmı MİT’çi. Liste gazetemizde isim isim ve belgeleriyle yayınlandı.

Bir çoğu şu anda Türkiye’de görevli gibi görünmekte. Ama Libya’dalar.

İtalyanlarla “koordine” halindeler.

İnsan şaşırıyor değil mi?

Şaşırmayın.

Bunlar, Osmanlı’nın son zamanlarını yeniden oynuyorlar. Tıpkı İtalyanlar gibi. Roller biraz farklı. Ama “şahısların kimliği” ve devletlerin ismi aşağı yukarı aynı.

Resmi de olsa, tarihe bir bakalım:

“İtalya, İngiltere ve Fransa’yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp’ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911’de Trablus’a asker çıkardı. 20 Ekim’e kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti. Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp’ı savunmak için gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey, Trablus’ta yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç komutanlığı ayırdı.

Trablus Komutanlığı: Kurmay Albay Neşet Bey, Bingazi Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Enver Bey, Derne Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal”…

Tarih her zaman şaşırtıcıdır. Çünkü “hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” Yani insan belleği unutma özürlüdür. Tarih unutulmuştur. O nedenle şu sıralar sıkça duyduğumuz “Osmanlıcılık” laflarının altında nelerin yattığı da hatırlanamaz. Biz hatırlatmış olalım.

Enveristlerin Libya “macerası” malum Balkan Savaşı’yla kesintiye uğradı. Adı geçenler Libya’dan döndüler. Sonrası malum. Balkan Harbi’ni 1.Dünya Savaşı izledi. Sonrasında Osmanlı sizlere ömür.

Bilin ki yine öyle olacak. Madem Libya “harekatı” bilmem kaç yıl sonra tekrarlandı, “Üçüncü Dünya Savaşı”nın sonunda da Birincisinde ne olduysa o olacak. Eğer maceraperestler durdurulamazsa…

Şu anda Libya’da icra-i sanat edenler, şu “Balyoz ve Ergenekon” davasından beraat edenler. Kendilerini Enver Paşa, Kemal Paşa, Nuri Conker, Fethi Okyar v.s. sanmakta. Görünüşe bakılırsa bunlar Trablus’taki dincilere, Libya’da yeniden hükümran olmak için arka çıkan İtalya ile, “tarihten ders almış” gibi yaparak aynı cephede yer almaktalar. Lakin o zamanın İtalyası Libya işgalini ve ilhakını Britanya İmparatorluğu ve Fransa Cumhuriyeti ile anlaşarak gerçekleştirmişti. Şimdi ise İtalya Libya’da Fransa’yla çekişmekte, İngiltere ve ABD, bu arada Mısır Trablus hükümetine savaş açan General Hafter’i desteklemekte.

Hülasa, modern Enveristler yine “yanlış ata” oynamakta. Kıbrıs, Girit ve Libya açıklarındaki zengin hidro karbon yataklarından pay koparacağız diye Libya’daki iç savaşa bulaşanlar, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olacaklar. Tam da öyle olmuştu. Enver ve adamlarının Libya seferinden az sonra sadece Osmanlı yıkılmamış, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Lozan’da zengin petrol bölgelerini, Kerkük ve Musul’u kaybetmişti.

Petrolle oyun olmaz.

İşin bu yanını bırakalım. Libya’daki Nostaljik figürlerin kimliklerine bakalım. Başlarındaki Enver bozuntusu İrfan Özsert, ‘FETÖ’ duruşmalarının önemli bir ismi ve Türk Genelkurmayı Genel Sekreteri ve Genelkurmay İstihbarat Başkanı bir tümgeneraldir. Bunların arasında Balyoz davalarından 13 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan sonra ikinci yargılamada beraat ederek tümgeneralliğe terfi eden ve Nusaybin’i yıkan Levent Ergün de var. Efrîn işgalinin “muzaffer paşası” Selçuk Yavuz da var. Hepsi Balyoz ve Ergenekon davalarında yakayı ele veren “mapushane kaçkınları”.

Ellerinde Kürdün kanı var. Türk devleti Libya iç savaşında resmen taraf konumundadır.

Ülke bunların elinde. Suriye topraklarında, Güney Kürdistan, dolayısı ile Irak topraklarında, Libya topraklarında gözleri var. Efrîn, Cerablus, Azez, El Bab, İdlib Türk işgali altında. Cumhuriyet’in ilanından sonra Suriye’ye ait İskenderun (Hatay) Sancağı’na el koydular. Ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’nin topraklarını, tıpkı “Hatay Cumhuriyeti” kurdukları gibi, KKTC’yi kurarak fiilen ilhak ettiler. Kontrgerillacı maceraperestler yalnız Türkiye’nin değil, tüm Kürdistan’ın ve Kuzey Afrika’dan, Ermenistan’a kadar bir bölgenin kaderiyle kumar oynuyor. Gelecekte İran Azerbaycanı’nda, bir ara tıpkı Nahçivan’da oynadığı uğursuz role soyunacağından şüphe bile edilemez.

Şimdi Güney Kürdistan Federe Bölgesinin yönetimi, Neçirvan Barzani ve KDP sözünü ettiğimiz bu tarihi okumalı ve Türk Devleti’nin PKK bahanesiyle kendi topraklarını adım adım işgal ettiğini anlamalı.

TC ipini bırakmalı, Kürdün ulusal birlik ipine sarılmalı.

Ve şunu da anlamalı: Türk devleti krizdedir. Türk yayılmacılığının geleceği yok. ABD Başkanı Trump tüm Türk devlet ricalini “Hollyvood” artistlerine benzetmiştir.

Osmanlı çökerken bile Saray ricaline en fazla “Avrupa’nın hasta adamı” denmişti, “artist” denmemişti.

Erdoğan’ın Yıldız Sarayı’nda korkuyla titreyen zavallı Padişahtan farkı yok.

Yazarın diğer yazıları