Libya’daki katiller eksikti

Kadim çağ imparatorluklarının tümü çok ırklı (halk), çok dilli ve çok dinliydi. Her biri ayrı birer haydut yatağıydı. Savaş ganimeti, hırsızlık ve talan da imparatorlukların geçim kaynağıydı.

Talan ve hırsızlıktan pay alıp geçinmek isteyen herkes, asker olarak orduya yazılıyordu. O yüzden imparatorluk orduları, dil, din, ırk farklılıklarıyla rengarenkti.

Roma merkezli Roma imparatorluğu gibi İskender’in devleti ve Moğollar da böyleydi. Cengiz Han, Asya steplerinin aç kalabalıklarını peşine takmış, “Moğol“ adıyla dört bir yana at koşturup can alıyor, talan yapıyor, askerleri götüremediklerini, oracıkta yakıp yıkıyordu.

Eskilerin deyişiyle 70 milletten oluşan Osmanlı imparatorluğu bir hırsızlar, talancılar çetesinden ibaretti. O nedenle savaş, aynı zamanda geçim kaynağıydı Osmanlı’nın.

Üretim yoktu. Sanayileşmeyi ıskaladılar.

Kadınlar maldı. Ordusu ise tümüyle çocuk hırsızlığına dayalıydı.

Her baharda yeniden tazelenen hırsızlık, talan ve savaş seferinde, bastıkları Hristiyan, köy ve kasabalarında çalıp kaçırdıkları çocukları büyütüyor, savaşçı (Yeniçeri) yetiştiriyorlardı. O çocuk, yıllar sonra bir soyguncu ve katil olarak yurduna dönüyor, belki değil muhakkak ki ailesinden kalanı yok ediyordu.

Eski bir işportacı olan Recep Tayyip, bir Osmanlı hayranı. Irkçı Ergenekon çetesinin yol göstericiliğinde, Osmanlı ruhunu diriltme taklaları atıyor.

Bunun için şantajın, tehdit, tuzakçılığın haddi var ama hesabı yok.

Osmanlı, Kanuni’den itibaren Fransa’nın gölgesinde ganimet avına çıkıyordu. Fransa güçsüz kalınca Britanya‘nın, ardından Almanya’nın gölgesine sığındı.

Şimdi ise eşine az rastlanmış bir kurnazlık taklası ile dansöz maharetiyle Rusya ve Amerika’yı bir arada idare ediyor.

Rusya’ya, “aç koynunu ben geldim“ diyerek Efrin’i işgal edip malı mülkünğ çalıyor, sonra Amerika’ya “ben sadık bir yaratık gibi emrindeyim“ diye diye karşılığında Rojava’yı işgal iznini alıyor.

İki işgal hareketini katil, hırsız, tecavüzcü İslamcılar; IŞİD’lilerle ortaklaşa yürüyordu. Amerikan aldığı silahları, Amerikan düşmanı IŞİD’çilere vererek…

Onun için Ortadoğu’da herkes bir şeyler yiyor, ama Türk-İslam kurnazlığındaki sularda kimin eli kimin cebinde belli değildi. Görünüşte herkes dost ama kuytulukta biri, ötekinin  gırtlağına sarılan düşman.

Böyle bir garipliğin tek kazançlısı, yine Türk devleti.

Dolandırmak için Rusya‘dan Amerika kapısına seğirtiyorlar.

Öte yandan “IŞİD’lileri üstünüze salarım“ şantajıyla Avrupa’dan haraç aşıyor, fidye topluyorlar.

Recebiye denilen dünya halleri bu. Eskiden böylesine soysuz ve utançla sıvalı diplomasi yoktu. Recep Tayyip şantaj, yalan, yol kesme, bac almanın adı diplomasi oldu…

Öte yandan IŞİD denilen İslamcı çetelerden çıkardığı ordu ile Osmanlı’nın talan, gasp ruhunu eda ediyor Türk devleti. IŞİD aracılığıyla çalıp talan ettikleri zenginliklerle, 8 yıldır Türk ekonomisinin dengelerini çeviriyor, pazarları idare ediyorlar. Suriye bankaları talpan edildi. Altın ve dövizler Türk tarafına aktarıldı. Tarihi zenginlikler bu yakada paraya çevrildi.

Suriye petrolleri ayrı bir gelir kalemi oldu.

Derken patatesi, zeytini, soğan, sarımsağı, buğday, mercimeğine kadar tarımsal ürünlerle şenlendi Türk pazarları.

Bu yüzden ekonomik kriz iz bırakmadan sönüyor, yenisi baş gösterdikçe Recep Tayyip göbeğini kaşıyıp keh keh gülerek, “bu da teğet geçer“ diyordu.

Çünkü Suriye’nin verimli toprakların arka bahçesiydi. Bahçe geniş ve sonsuz verimliydi.

Öte yandan Recep’in kafası Kürtlere ve “zır değil zır zır bozuk“ idi. Ruh hali ise yerinden oynaktı.

Kafası atık olmasın da ne olsun ki!. Bütün vuruşlar, kan nehirlerini akıtma, katliam ve diri diri yakmalarına rağmen Kürtlerin sonunu getiremiyor, kökleri, soylarını kurutuyordu.

Ve hırsını, öfkesini dindiremeyen Recep, Kürtlerin üstüne salmak üzere ordu üstüne ordu kuruyordu katil, hırsız ve tecavüzcü dincilerden. Onlar Kürt katliamı yaptıkça Recep, öldürmeye teşvik tertibinden “koltuk veriyor“ diyordu:

“Mübarek adamlar, bir nevi Kuvva-i Milliye!. Bunlar mücahit,  hem de özgürlük ordusu!“

Hırsızlık, kadın-çocuk talanı ve katillik, özgürlük olmalıydı.

Recep Tayyip, bunlardan kurulu 60 bin kişilik ordunun da baş komutanı. Ama az geliyor olmalı ki, IŞİD’in Libya koluna da el attı.

“Bir onlar eksikti“ demeyin, Libya’da talan edilecek zenginlikler var. Türk devleti heronları, tank ve toplarıyla orada. IŞİD’in çaldıkları da gemilere yüklü olarak burada.

IŞİD’in Libya kolundan da, Kürtlere karşı bir ordu kurulur mu? Neden olmasın ki?

Savaş, kan ve ölüm bunların geçim yoludur. Kürt düşmanlığı, kötücüllüğün kemirdiği beyinlerinde bir ur.

Yazarın diğer yazıları