Lozan ve Erdoğan diktası

Artık AKP çetesi-hükümet gibi sözlerin bir anlamı kalmadı.

Söz konusu olan Faşist Erdoğan darbesi ve diktasıdır.

Erdoğan, 15 Temmuz’un "Şehitleri ve Gazileri Anma Günü" olarak tatil ilan edileceğini söylemiş. Daha önce de 15 Temmuz’u demokrasi bayramı ilan etmişlerdi. Okulların açıldığı ilk hafta dersler yerine, bu konulara ayrılmıştı.

15 Temmuz’un çok önemli bir gün olduğu doğrudur. Ama bu lanetli gün, demokrasi bayramı falan değil, Erdoğan diktasının resmiyete kavuştuğu kara ve kanlı bir gündür. 15 Temmuz üzerindeki sis perdesi kalktıkça, gerçekler daha iyi anlaşılacaktır. Bu karanlık darbe teşebbüsünden sonra, Erdoğan darbe bahanesiyle devlete tümüyle el koymuştur. Sadece devleti değil, toplumun tüm hayat damarlarını zaptetmeye yönelmiştir. OHAL ilanıyla Erdoğan’a destek veren CHP ve MHP de onun işini kolaylaştırmıştır. CHP iki ay sonra uyanmaya başlasa da, artık iş işten geçmiş gibidir. MHP zaten 14 senedir Erdoğan’ın koltuk değneğidir ve Erdoğan darbesini bütün gücüyle desteklemektedir.

Aslında Erdoğan darbesi Dolmabahçe Mutabakatı’nın çöpe atılması ve Öcalan’ın tecride alınmasıyla başlamıştır. Halklarımızın, 7 Haziran seçimlerinde bu gidişata dur demesi, darbeyi biraz geciktirse de durduramamıştır. Çünkü Erdoğan diktası teröre karşı mücadele diyerek, hem HDP dışındaki siyasi partileri, hem de Ergenekoncuları, ulusalcıları kendi etrafında birleştirmeyi başarmıştır. Sol ve demokratik güçlerin tepkisi zayıf ve yetersiz kalmıştır.

Kürt korkusu bütün gericiliği birleştirerek bütün kötülüklerin anası ve ebesi olmuştur.

Yeni Osmanlı diyerek yola çıkan Erdoğan çetesi, tökezlese de bu rüyasından vaz geçmiş değildir.

Baştan Şam, Kahire ve ümmetin halifesi rüyaları görse de, şimdilik Kerkük ve Musul’a razı olmuş gibi görünmektedir ve oraya odaklanmıştır. Rojava direnişi ve devrimi bu heveslerini kursağında bırakmıştı. Ancak Erdoğan ve Türk ırkçılığının bu heveslerinden vaz geçmediği tam tersine iyice azdığı görülüyor.

HDP’ye yönelik azgın saldırılar, belediyelere kayyım atamalar, milletvekillerinin başı üzerinde sallanan kılıçlar ve nihayet çocuk kanallarına kadar tüm medyayı susturma çabaları bunu gösteriyor.

Erdoğan, "1920’de Sevr’i gösterdiler, 1923’te bizi Lozan’a razı ettiler. Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Birileri de Lozan’ı ‘zafer’ diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada" diyerek Lozan’ı tartışma gündemine sokmuş bulunuyor. Erdoğan bu tartışmayı açtığına göre Lozan’dan hiç memnun olmayan başkaları da vardır, hatta çoktur. Bu tartışmaya herhalde onlar da katılacaktır.

Tabii ki, Erdoğan ilk adımda Yunan adalarını geri isteyecek değildir. Kerkük-Musul diyerek Rojava ve Başur’u yeniden fethetmek için her yolla saldıracaktır.

Böylece Erdoğan ve etrafındaki çetenin bir başka duvara çarpana kadar dört nala gideceği görülüyor.

Kürtlerle eşitlik ve özgürlük temelinde anlaşarak yurtta ve bölgede barış yerine, Kürtleri ezmek için her türlü güçle anlaşıp kanlı bir savaşı tercih eden Erdoğan diktasının gidişatı karanlıktır.

OHAL için "Belki 12 ay bile yetmez" diyen Erdoğan’ın yol haritası bellidir. Bu kafayla, Erdoğan’a 12 yıl da yetmez. Çünkü o Lozan’a da karşı çıkarak, bakiye topraklarımız dediği her yeri yeniden fethetme hülyasına kapılmıştır. Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesi gibi, konjonktür elverirse gözünün kestiği her yeri işgal etmesi gündemdedir. Bu nedenle ona 12 yıl da yetmez.

Halkların direnişiyle yıkılana kadar savaş ve zulüm devam edecektir.

Önümüzde uzun, ince ve katliamlarla dolu bir yol görünüyor.

Halklarımızın direnişinden başka da bir çözüm yolu yok.

Erdoğan’ın faşist diktasına karşı olan tüm toplumsal güçler, tüm ezilenler güçlü bir direniş cephesi oluşturmak ve kazanmak zorundadır.

Yazarın diğer yazıları