M.Hayri Durmuş, 11 Eylül, Yılmaz Güney, Hasan Hişyar

Türkiye sinemasının unutulmaz ismi, yazarı, yönetmeni, senaristi, politikacısı Yılmaz Güney(Pütün) 9 Eylül 1984 tarihinde yakalandığı mide kanseri hastalığına yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Babası Siverek’in Bucak nahiyesinin Desman köyünden, annesi ise Vartolu bir Kürt kadını idi. Babası bir kan davası nedeni ile Adana’nın Yüreğir ilçesinin Yenice köyüne göç etmişti. Yılmaz Güney 1937’de bu köyde doğdu. İlk ve Orta öğretimini Adana’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine kayıt yaptırdı. Daha lise öğrencisi iken Yeni Ufuklar dergisinde yayınlanan bir hikayesinde Komünizm propagandası yaptığı iddiası ile yargılanır. Sekiz yıl hapis cezası Yargıtay tarafından bozulunca bu defa yerel mahkeme tarafından 1.5 yıl hapis cezasına çarptırılır. Atıf Yılmaz ile tanışınca sinema dünyasına adımını atar. 1959 yılında “Ala Geyik” filminin senaryosunu yazar ve aynı filmde rol alır. Kamuoyu tarafından “Çirkin Kral” lakabı ile anılan Güney cezasını ve Konya’da sürgün cezasını tamamladıktan sonra İstanbul’a döner.

İsmini saymaya köşemin yetmediği kadar filmde oynadıktan sonra senaryosunu kendisinin yazdığı yönetmenliğini Lütfü Akad’ın yaptığı “Hudutların Kanunu” filmini çevirmek üzere Urfa’ya gider ve baba toprağını ilk defa ziyaret eder. Bu filmin çekimi sırasında kaldığı İpek Palas Ötelinde geceleyin odasındaki gardropun aynasına ateş etmesi üzerine gözaltına alınır. Akrabası Faik Bucak tarafından savunması üstlenilir ve mahkemece serbest bırakılır. 1968 yılında benimde yönetiminde yer aldığım Siverek Kültür Derneğinin bir yıl başkanlığını yapar. 1971 muhtırası sırasında THKP-C örgütüne yardım ve yataklık yaptığı iddiası ile İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesinde yargılanır. ‘1974 afı’ ile tahliye edilir. 1974 yılında Adana Yumurtalık’ta “Endişe” isimli filmini çekerken ilçede hakimlik yapan MHP’li hakim Sefa Mutlu ile yaptığı tartışmada yargıcı öldürmekten dolayı tutuklanıp 19 yıl hapis cezasına çarptırılır. Isparta cezaevinden izinli olarak çıkınca yurt dışına çıkar.

Kürdistanlı üç mahkumun hayatını anlatan „YOL“ filmi ile Cannes’da Altın Palmiye Ödülünü alan Yılmaz Güney, 9 Eylül 1984 tarihinde Paris’te vefat etti. Mezarı Paris’te Pére Lachaise’dadır. 200’den fazla filme imza atan Güney’in Boynu Bükük Öldüler, Sanık, Salpa, Hücrem, Selimiye Mektupları gibi onlarca kitabı da vardır. Güney aynı zamanda Paris Kürt Enstitüsünün kurucuları arasındadır.

***

11 Eylül 961 tarihinde Irak ordusunun iki koldan hava destekli saldırısı üzerine Kürt Peşmergeler Irak karakollarına baskın düzenleyerek KDP öncülüğünde Irak yönetimine başkaldırdılar. Onbeş yıl devam eden başkaldırı 1970 yılında M.Mıstefa Barzani ve Saddam Hüseyin arasında imzalanan “Muhtariyet (Özerklik)“ anlaşması ile dört yıl savaşa ara verilmesine rağmen antlaşma şartları yerine getirilmediğinden 1974 yılında yeniden çatışmalar başladı. 5 Mart 1975 tarihinde iki sömürgeci İran ve Irak rejiminin Şattülarap üzerinde anlaşması üzerine ABD’nin İran üzerinden yapılan yardımı kesmesi, İran’ın ağır silahlarını geri çekmesi üzerine Barzani ve peşmergelerinin Kürdistan’ın doğusuna çekilmeleri üzerine geçici olarak son buldu. Kürtler bir yıl sonra Baas rejimine yeniden Mayıs Devrimi ile başkaldırdı.

***

14 Temmuz 1982 tarihinde ölüm orucuna başlayan PKK kurucularından MK üyesi, Diyarbekir Cezaevi direnişinin öncülerinden M.Hayri Durmuş 12 Eylül 1982 tarihinde Diyarbekir zindanında şehit düştü. Çewlik’te doğan Hayri Durmuş burada ilk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesine kaydını yaptırır. Üniversite yıllarında ADYÖD e giden Hayri burada Öcalan ve grubu ile tanışır. Üniversite 3.sınıfta iken öğrenimini yarıda bırakarak ilk öncü grup içerisinde yer alır.

1977 yılında sayın Öcalan ile birlikte parti proğramının oluşturulmasında katkı sunar. Ülkeye dönüş yapar, 1978 27-28 Kasım’da Fis’te yapılan kuruluş toplantısına katılır. Burada MK üyeliğine seçilir. 1979 yılında şansız bir biçimde tutuklanır. Cezaevi süreci başlar. Bu arada kardeşi Hüseyin Durmuş 27 Aralık 1980 tarihinde şehit düşer. Kardeşinin şahadetini cezaevinde öğrenir. 14 Temmuz 1982 tarihli PKK Ana davası duruşmasında söz alarak cezaevindeki işkenceleri ve PKK’li tutuklulara yönelimleri duyurmak için ölüm orucuna başladığını söyler. Onun ardından Kemal Pir, Ali Çiçek ve M.Akif Yılmaz’da söz alarak ölüm orucuna başladıklarını açıklarlar. Mahkeme başkanının “neden böyle bir eylemi başlatıyorsunuz” deyince ”Sizin amacınız bizi ve fikrimizi ortadan kaldırmaktı, bizim amacımız bu anlayışı ve mücadeleyi halklaştırmaktır” demiştir.

Sayın Öcalan ile 1993’te yaptığımız söyleşide Haki, Mazlum, Hayri ve Kemal için „beni en iyi anlayanlar beni çok çabuk terk ettiler“ demişti. Hayri, „Mezar taşıma halkına borçlu gitti“ diye yazın demişti. Başta ailesi, kardeşleri Hüseyin ve Yıldız Durmuş yoldaşları onun borcunu misli ile ödediler.

***

Kürt direnişçi, 1925 ve Ağrı direnişlerinin militanı, tanığı, sürgünü Lice’nin Serd’i köyünden Hasan Hişyar, 14 Eylül 1985’te Suriye’de vefat etti. Hasan Hişyar’ın “DİTİN Û BİRANİNA MIN“ isimli bir anı kitabı bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları