Maceracı emperyalist hayal

Erdoğan faşizmi Rojava’da işgali genişletme narası atar ve diğer alanlara savaş ajitasyonu çekerken, bütçeden yüzmilyonlarca lirayla beslediği SETA’cı kalemleri, diktatöre sözüm ona stratejiler oluşturuyorlar.

SETA’cı Yusuf Özkır, “güvenlik” editörü Murat Yeşiltaş’a röportajında, Türkiye’nin askeri güce dayanarak bölgenin büyük gücü olması gerektiğini söylettiriyor:

“Ortadoğu ölçeğinde …Türkiye büyük güç. …bölgesel bir güç. Ama bir üst lige atlayabilir…. Türkiye güce yatırım yaptığı zaman belki bu normu (bölge devletlerinde sistem oluşturma ve hegemonya normunu kastediyor-bn) inşa edebilir ama bu inşada tabii sadece salt askeri güçten bahsetmiyorum. Türkiye’nin bir trilyon dolar ekonomik güce ulaşması lazım… “(Kriter dergisi Eylül ‘19).

Rojava ve Kuzey Suriye’yi tümden işgalini dillendiriyor:

“Eğer PKK/YPG Türkiye’ye tehdit olmaya devam ederse o güvenli bölge sınırları içerisinde –ister 32 kilometre isterse 35 kilometre olsun– oralarda Türkiye sahada bir durum oluşturacak. Tıpkı Fırat Kalkanı’nda, Afrin’de yaptığı gibi.”

Rojava’ya koloni nüfus yerleştirme niyetini açıklattırmayı da ihmal etmiyor.

Bu sözümona strateji, diktatörün maceracı emperyalist hayallerinin kaba bir tekrarından ibaret. Ama eğer ABD-Rusya çelişkisi izin verirse, askeri emperyalist işgalciliği yayacağını itiraf etmiş oluyor.

Eskiden generaller için emekli askerlerin yaptığını şimdi diktatörün besleme memurları yapıyor.

Enver ve İttihatçı paşalar da, Turan hayaliyle Alman emperyalizmi yanında paylaşım savaşına girdiler. İçerde Hıristiyan halklara soykırım, müslüman halklara da savaş sıkıyönetimini uyguladılar. Dışarıda savaş macerasında yüzbinlerce halk çocuğunu ölüme sürdüler. Turan hayali yerine  Osmanlı’nın geniş topraklarını kaybetmeyi buldular.

Suriye’yi fethetme ”stratejik derinliği” iflas etmiş diktatörün Kürt ulusunun yurdunu ve Misak-ı Milli’deki alanı işgal hevesi ve saldırganlığı yenilecek. Ama emperyalist işgalci hevesleriyle diktatör, başta Kürt halkımız olmak üzere Kuzey Suriye halklarının kanını dökecek, barışçı toplumsal yaşamını altüst edecek, Efrîn’de, Cerablus’ta, Şehba’da yaptığı gibi…

Erdoğan, bu Kürt düşmanı sömürgeci yayılmacılığı, herşeyden önce faşizmini yerleştirmek için yapıyor. Faşist rejiminin bekasını tehdit eden Rojava devrimini hava bombardımanları ve tank paletleriyle ezmeye, Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne ağır darbeler vurmaya çalışıyor. Bu yolla zafer kazanacak faşizmin desteğini artırmayı, burjuva muhalefeti Kürt düşmanlığıyla etrafında toplamayı hesaplıyor. İdlib’den Güney Kürdistan’a, Katar ve Sudan’a uzanan askeri üsleriyle, büyük devlet şovenizmini yükseltmeyi, faşizmine şovenist kitle desteği sağlamayı umuyor.

Besleme kalemleri SETA’cılar eliyle propagandasını yaparak da, hem kadrolarını, hem de kitle desteğine köprü olacak taraftar halkalarını etrafında tutmayı amaçlıyor. Nitekim, SETA güvenlik editörü, askeri işgallerle sahada (Rojava ve İdlib’de) olmanın “müthiş” stratejik önemini vurgularken, askeri üsler politikasının da “büyük güç” olmayı inşa edeceğini belirtiyor.

Tabii, SETA’nın güvenlik editörü, büyük güç olmanın ekonomik olarak da sermaye büyüklüğü gerektirdiğini eklemeden edemiyor. Cezbedici “norm” için de şart olduğunu geçerken vurguluyor.

Erdoğan faşizmi, Kürt’ün yurdunu işgalle, dört bir yana savaş gerginlikleri ve askeri üslerle, Türk burjuvazisine kılıçla pazarlar açma işini de üstlenmiş oluyor.

Fakat ne Türk burjuvazisinin sermaye gücü bu yayılmacılığı taşıyabilecek gelişkinlikte, ne de Erdoğan faşizmi halkları cezbedecek “norm”a sahip’’! Sünni islamcılık ve İhvancılarla yükselme planı, yarattığı kanlı gerici savaşın kan banyosu içinde boğulup gitti. Suriyeli göçmeni açlık ücretinin altında parya işçi olarak çalıştıran Türk kapitalizminin bölge halkları için ne çekiciliği olabilir?

Geçmişte Bayar-Menderes “küçük ABD” hevesini ekonomik alandaki bir özentiyle pompalayıp dururdu. Erdoğan diktatörü (ve kalemleri), askeri-siyasi alanı da içerecek biçimde yapıyor. Ama kapitalist Türkiye’nin bütünlüklü “küçük ABD” olmaya sermaye büyüklüğü yetmediği gibi, kapitalizminin çekiciliği de yok. Olsa olsa siyonist İsrail gibi, bölgenin büyük saldırgan askeri güçlerinden biri olabilir.

O da iddia ettikleri gibi büyük emperyalist güçlerden özerk  değil, İsrail gibi bağımlı olarak. Dahası “norm” olmak bir yana İsrail gibi zalim işgalci olarak halkların nefretini üzerine çeker.  Emperyalist yayılmacı hayal kurarken, halkların nefreti ve ekonomik krizle, sömürgeci faşizminin yıkılacağı  gerçeğiyle yüzyüze kalır.

Yazarın diğer yazıları