Machiavellici dönemin sonuna mı geldik?

Machiavelli de ne yazık ki pek çok başka büyük düşünür gibi kanaat üretimi şebekesinin eline düşmüş ve tek bir ifadeyle anılarak kötü bir şöhretin sahibi kılınmıştır: “Amaca giden yolda her şey mubahtır.” İlkin Türkçe çevirideki bir sorunun sözünü etmeliyim. İfadeyi Türkçeye bu biçimde kim ne zaman tercüme etmiştir, bilmiyorum, fakat ‘mubah’ sözcüğü meşruiyetin hâlâ teolojik bir söylem alanından türetildiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu da bu teolojik gönderimlerle yüklü kılınmış Machiavellici bir siyaset ve söylem biçiminin karşısına deneysel bir soru çıkarılmasına olanak tanıyor: Örneğin Cennetse amaç, Cennete giden yolda da her şey mubah mıdır? Yasanın nasıl da kendisine tabi olunarak değil, aksine yasanın askıya alınmasının tuhaf bir biçimiyle işlerlik kazandığını ortaya koyuyor bu soru ve elbette bir simgesel evrendeki temel tutarsızlığın üzerindeki perdeyi de kaldırıyor.

İkinci olarak Machiavelli’ye atfedilen bu söz gerçekte Ovidius’un Heroides’inde (‘Kadın Kahramanlar’) geçer; üstelik de bambaşka bir bağlamda ve yine bambaşka, bizim modern öznellik biçimlerimizden bir hayli farklı bir öznellik biçiminin ahlaki ve siyasi dünyasında. Latincesi “Exitus acta probat” biçimindeymiş. “Sonuçlar araçları meşrulaştırır” ya da “Amaçlar araçları meşrulaştırır” diye tercüme etmek mümkün. İlk çeviriyi tercih edersek, tarihin geriye dönük olarak kurgulanmasına işaret eden bir hattı tercih etmiş oluruz. “Mesih sadece kurtarıcı olarak değil, aynı zamanda Deccal’e boyun eğdirmek üzere gelir. Düşman kazanacak olursa, ölülerimiz bile payını alacak bundan” diyen Benjamin’in dehası bu yorumu kucaklıyor. Eğer ikinci çeviriyi tercih edersek, bu bizi araçlar ve amaçlar bağlamından bir pozitif hukuk/doğal hukuk tartışmasına götürür ki Benjamin “Şiddetin Eleştirisi” başlıklı yazısında bu hattı da tartışmaya açıyor; araçlar ve amaçlar ikiliğinin hukuksal bakımdan nasıl da bir kısır döngüye neden olduğunu ortaya koyarak.

Peki Machiavelli’ye dönük olarak neden çalışıyor bu türlü bir tahrifat? Belki birilerinin aklına, Machiavelli’nin siyaset kuramının en doğru ve yoğun özetinin Ovidius’un bu cümlesinde olduğu gelmiştir ve sonradan da yaygınlaşmıştır bu görüş. Fakat bu böyleyse, o kişi, hem Ovidius’u hem Machiavelli’yi titizlikle okumuş biri olarak söylemiştir bunu. Bu da yukarıda zikrettiğim iki düşünce hattının da farkında olduğu anlamına gelir. Ama yaygın kanaatler genellikle başa çıkamadıkları düşünme biçimlerini bu biçimde yutarlar. Machiavelli’ye dönük bu tahrifat, en titiz okuyucuların bile Machiavelli okumalarının üzerine gölgesini düşürür; çoğunlukla Machiavelli’yi bu yorumun ucuzlaştırılmış, yani Ovidius’la bağlantısı kesilmiş bir biçimi doğrultusunda okumaya kalkışır, aradığımızı bulamadığımız için de onunla irtibatımızı keseriz. Bu, modern siyasetin temel koordinatlarını sunan bir siyaset haritacısı olarak Machiavelli ile de irtibatımızı kesmek anlamına geliyor elbette.

Oysa salt insanın insanla iktidar mücadelesi biçiminde olan kavramsallaştırmanın yerini toprağa dayalı bir siyasal düşünceye bırakmasının, dolayısıyla bir yurt ve bir yurtta konum tutma fikrinin en önemli basamaklarından birini teşkil eder Machiavelli. Virtu’nun, yani siyasal faziletin, Yunanlıların kendi siyasal evrenlerinde yurttaşlık erdemi adını vermiş oldukları şeyin temeline toprağı ve toprak bitişikliği ilkesini yerleştirir. Yani doğru düzgün bir Anayasa, ister çok güçlü aileler (örneğin hanedanlıklar) düzeyinde olsun, isterse de bir etnos (örneğin Türklük) düzeyinde olsun, kanı değil, toprağı ve dolayısıyla da toprak üzerinde yaşayanları esas almak durumundadır Machiavelli’ye göre. Siyasal olanın ve meşruiyetin zeminini toprak ve yurt kuruyor görüldüğü üzere; yoksa hiç de zannedildiği gibi amaca götüren her şey mubah değil. Sözleşme kuramcılarının yeniden insanlar arası ilişkilere odaklanarak toprağı ve yurdu siyasal ufkumuzdan tekrar çıkarmış olduklarını ileri sürmek de mümkün gibi görünüyor ki Rousseau haricindeki sözleşme kuramcılarının nasıl da günümüz liberal siyaset söylemlerinin ve pratiklerinin temelinde durduklarını hepimiz zaten görüyoruz.

Toprak bitişikliği ilkesi Cumhuriyeti esas alır ve Machiavelli, bir cumhuriyet için yeter düzeyde bilgeliğe sahip bir yasa koyucuya sahip olmanın oldukça iyi bir talih olduğunu söyler. Çünkü bu yasalar, kendileri altında yaşayan insanlara, düzeltme zorunluluğu olmaksızın güvenlik sağlarlar. Öbür yandan başlangıçta maharetli ve ferasetli bir yasa koyucunun ellerine düşmeyen ve bu nedenle de yasalarını düzeltmek zorunda kalan bir cumhuriyet kötü bir cumhuriyettir. Bundan daha kötüsü ise iyi bir anayasadan ayrılmış olan cumhuriyettir. En kötü cumhuriyet ise kusurlu kurumlarının gelişmesinin engellendiği ve iyi bir sonuca götüren doğru yolun terk edilmesine neden olunan cumhuriyettir; çünkü bu durumda olanların doğru yola sokulması neredeyse olanaksızdır. Diğer taraftan mükemmel bir anayasaya sahip olmasalar da fena sayılmayacak bir başlangıç yapmış ve gelişmeye de açık olan cumhuriyetler, olayların ve talihin de yardımıyla, kendilerini mükemmelleştirebilirler. İşte feraset sahibi, Machiavelli’inin sözcüğüyle ‘virtu’ sahibi siyaset insanı, olaylar ve talih üzerinde mutlak bir belirleme gücüne sahip olduğu yanılsamasıyla değil, bu olaylar ve talihi yurt ve toprak fikri üzerinden kendi yardımına almasını becerebilen siyaset insanıdır.

Kerkük’ten söz etmenin bir başka biçimidir bu da.

Yazarın diğer yazıları