Madalyonun iki yüzü: Nafaka ve Kıdem tazminatı -1

Bugünler çok önemli iki hakkın kaldırılması tartışılıyor. Yeni rejimin rengini daha fazla vurgulayacak kadar önemli kısmi, uygulanan sosyal refah devletinin iki kalıntısı olan koruma tedbirinin kalkması anlamına geliyor bu. İlki kıdem tazminatı diğeri ise nafaka hakkı. Ataerkin kapitalist sistemin egemenlerine, erkeklere ve sermayeye sınırsız hareket alanı sağlayacak bir zemin böylelikle elde edilmek isteniyor. Üç yazılık bir seriye böylelikle başlıyorum. İlk kısımda nafaka, ikinci kısımda kıdem tazminatı ve üçüncüde de erkek egemenliği ile kapitalist sistemin nasıl beraber işlediğini anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle nafaka konusuna bakalım, zira bir daha tecavüze maruz kalmamak için bir özsavunma ile tecavüzcüyü öldüren ve 7 senedir hapiste bulunan Nevin Yıldırım’ın, indirimsiz müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından onaylanmasının da bu döneme denk gelmesi şaşırtıcı değil. Nevin, itaat etmediği ve tecavüze uğradığı halde kendini savunduğu için hepimize ibret olsun diye cezalandırılırken, kravatlı katiller öldürdükleri kadınların bakire olmamasını öne sürüp indirim alabiliyor bu hukuk sisteminde. Bu ortamda nafaka hakkını konuştuğumuz hatırlatmak istiyorum.

Nafaka, kadınların ekonomik hakkıdır. Çünkü, kadınlar, evlendikleri dönemde çeşitli nedenlerle iş hayatlarından koparlar. Eğitimlerini bırakabilirler. Çoğu erkek, kadının çalışmasını kendisinin gelirinin ve “aile geçindirme kapasitesine” yani iktidarına yönelik bir aşağılama olduğunu düşünüyor, hala. Kadınların çalışması ve kendilerine ait bir bütçesinin olmasından tedirginlik duyuyorlar. Zira eğer kadın kendi kendine ayakta kalabilme becerisine sahip olduğuna inanırsa, ne yaşadığı şiddete ne de baskıya tahammül etmek zorunda kalır. Zira pek çok kadını, baskı, şiddet, işsizlik, yoksulluk ve emek sömürüsünün ortasında yaşamaya mahkum eden pek çok dinamik var. Yapılan pek çok araştırma kadınların yaşadığı ev içi şiddetin boyutlarını ortaya koyuyor.

İkinci olarak erkekler, evlilik sürecinde kadınların evdeki işleri yapması ve gündelik hayatı çevirmesinden dolayı pek çok kazanca sahip. Mesela, evde çamaşır, bulaşık, temizlik, çocuk bakımı gibi zaman alıcı işlerden muaf oldukları için kadınlardan fazla zamanları var. TÜİK araştırmasına göre bir kadın ortalama olarak günde en az 4 saatini bu işlere ayırırken erkek sadece 40 dakika ayırıyor. Kadın çalışmıyorsa bu işlere ayırdığı zaman 6 buçuk saate yükseliyor. Neredeyse bir çalışma zamanı, üstelik tatil günü, sigortası ve emekliliği de yok. Mesela erkek kadının evde çalışmasından mali bir kazanç da sağlıyor. Zira evde yapılan işler, ücretsiz. Yani yemek, temizlik ve bakım işleri için alışveriş yapması gerekmiyor. Yapılan bir araştırma, kadının yaptığı her işin piyasadan satın alındığı durumda asgari ücretin üzerinde ödeme yapılmasını gerektirdiğini ortaya çıkarmış. Halbuki kadınlar, evdeki işlerin karşılığını “sevgi” olarak bekliyorlar. Ancak bu karşılığı da alabildikleri nadir! Daha çok yapılmadığında görünür hale gelen bu işlerin yapılmamasının bedelinin olduğunu da gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde görüyoruz.

Dahası, evdeki görünmeyen kadın emeğinin üzerinden yapılan tasarruflar ile elde edilen mülklerin erkeğe ait olması, onun parasıyla alınmış olduğu fikrinin genel kabul görmesi ve ev bütçesinin erkek tarafından yönetilmesi ve kadının kişisel gereksinimlerinin erkeklerden izin alınarak karşılanması erkeğin kadının emeğini sömürmesinin başka bir versiyonudur. Zira, boşanmak isteyen erkeğin eşine haber bile vermeden mülkleri elden çıkarması, çocukların bakım sorumluluğu dahil tüm kadının tüm hayatının boşanma sonrası dahi erkekten bağımsızlaşamaması da sözkonusu “sevginin” aldığı başka biçimler olsa gerek.

Üçüncü olarak yine yapılan araştırmalar evli erkeklerin kariyerlerinden bekar erkeklere göre daha çabuk yükseldiğini; ancak evli kadınların, bekar kadınlara göre daha fazla bariyere sahip olduğunu gösteriyor. Bu da hem kazancı etkiliyor hem de işe dair gelecek güvencesini. Kadınlar maalesef ki iş hayatında daha eğreti konuma, patriyarkal pazarlık denilen sistem nedeniyle itiliyorlar. Patriyarkal pazarlık ise bir kadının ancak evdeki işleri mükemmel yapabilmesi durumunda işte çalışmasına izin verilmesi.

Yani erkekler evlilik denilen kurumdan son derece yüksek şekilde faydalanıyorlarken kadınlar toplumsal hayatın ve ekonomi politik yapıların tüm eşitsizliklerini bu kurumun ilişkileri altında daha büyük oranda yaşıyor. Bu yüzden kadınlar erkeklerden alacaklıdır. Ancak nafaka bu düzlemde bu alacağın karşılanması veya telafi edilmesi anlamına da gelmiyor.

Nafaka nedir diye baktığımızda ise bir grup şımarık erkeğin sosyal medyada ve hükümette kopardığı fırtınanın aksime bir tablo ile karşılaşıyoruz. Yanılgılardan ilki, sadece kadınlara verilmez, boşanma sonrası ihtiyaç duyan herkese verilir. Nafakayı daha çok kadınların almasının nedeni üstte saydığım 3 gerekçe. Dahası, evliliği boyunca eğitim görmesine, çalışmasına veya hayata dair deneyim elde etmesine izin verilmemiş kadınların, hayatlarını devam ettirmeleri için, nafaka çok önemli. Evlilikleri nedeniyle kaybettikleri hayatlarını geri kazanmaları için bir başlangıç. İkinci yanılgı ise süresizlikile ilgili. Nafaka, “ekonomik gücü olmayan eşe, ekonomik durumu düzelene/iş bulana kadar bağlandığı bir uygulama ve ortalama aylık 300 TL.

Hak gaspları her zaman yalan ve talanla beraber gelir. Ancak sözkonusu olan kadın hakları olduğunda iğneyi iktidarlar, sermaye ve devlete olduğu kadar, çuvaldızı kendimize de batırmakta yarar var. Zira eşitlikçi bir hayatı hayal ederken, evdeki eşitsizlikten nemalanmak ne yazık ki mümkün.

Ayrıntılı bilgi almak için: http://www.keig.org/kadinlarin-ekonomik-hakki-olarak-nafaka/

Yazarın diğer yazıları