Masada olmak

Ortadoğu’da tarih yeniden yazılıyor. Yüzyıl önce kurulan “dengeler” ve “statüko” sarsılıyor. Halkların özgürlük talebi yükseliyor. Ezilen halklar kader birliği yapıyor. Kürtlerin öncülük ettiği direniş halkların tek kurtuluş umudunu oluşturuyor. Çünkü Ortadoğu halklarının ortak yaşama dair bir projeleri var ve bu umut hergün dahada büyüyor.

Ortadoğu halklarının iradelerine rağmen kurulan dengeler ve statüko artık sürdürülebilir değil. Yeni bir durum ortaya çıkıyor ve elbette bu yeni süreçte Kürtler çok önemli bir rol üstlenmiş durumda. Çünkü bu tarihsel rol sadece Kürtleri ilgilendirmiyor. Bölge halkları açısından da demokrasi, özgürlük ve birlikte yaşam vaad ediyor.

Elbette statükoyu kendi lehlerine değiştirmeye kalkışan güçlerin halklarımız için daha iyi bir yaşam ve demokrasi söylemleri inandırıcı değil. Bu durum bölge ülkeleri açısından daha açık bir şekilde ortada duruyor. Yeni durum ve statüko arayışları en çok da bölge ülkelerini sarsıyor. Her devletin bir Kürt kartı var ve politikalarını, tutumlarını buna göre şekillendiriyorlar. Stratejik pozisyonlarını Kürtlere göre belirliyorlar. Ancak bu güçlerin unutmaması gereken bir şey var: oda Kürtler artık eski Kürt değil ve onlarında eli güçlü. Ve Kürtler hiç bir gücün elindeki kart değil artık. Kendi politikaları ve bölge için önerileri var. Kürtlerin bölgede etkili bir aktöre dönüşmesi ve yükselişi kimi bölge ülkelerini derin endişeye düşürmüş durumda.

Yeni paylaşım savaşında esas olarak iki blok çarpışıyor. ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçleri ve Rusya’nın liderlik ettiği blok. Taraflar şimdiye dek vekalet savaşları ile özellikle Suriye’de üstünlük kurmaya çalıştılar. Olan Suriye halklarına oldu. Ülke bir savaş yıkıntısından ibaret artık.

Burada ilginç olan Türkiye’nin izlediği politikalar.

Bir NATO üyesi olan ve geleneksel olarak batı kampında yer alan Türkiye, ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyona tereddütsüz yer alması gerekirken; Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri, Suriye’deki tartışmalı varlığı ve Başika üzerinden Musul-Kerkük hayalini yeniden canlandırması hem bölge ülkeleri ve hemde müttefikleri açısından kabul edilemez politikalar olarak görülüyor. Bir taraftan DAİŞ ile savaştığını söylüyor diğer taraftan Suriye’de DAİŞ’e karşı bugüne kadar en etkili mücadeleyi veren Suriye Demokratik Güçlerini düşman ilan ediyor. Eş zamanlı olarak Ankara-Moskova hattında gerilen ipte koşturuyor. Dün düşman olan Putin bugün en iyi dost! 

Soru şu: Türkiye kimin dostu?

Türkiye hem sahada hem de masada olmak istiyor. Bu politikanın altında yatan gerçek Kürt paranoyasıdır. Suriye politikası tümden çöken bir ülke. Bunu ilgili hükümet yetkilileri itiraf etmekten kaçınmıyor. Bu nedenle masada olma uğruna agresif ve sonu belli olmayan bir dış politika yürütülüyor. Elbette Türkiye’nin bu tutumu özellikle müttefiklerinde öfkeye ve derin şüpheye yol açıyor. Bu yanlış politikaların odağı ve hedefi hiç kuşkusuz tarihi Kürt paranoyasıdır.

Ya Kürtler özgürleşirse..? İşte bütün mesele bu.

Bu nedenle son günlerde “Misak-ı Milli” ve “Lozan” yeniden gündeme taşındı ve tartışılıyor. “Türkiye ya küçülecek”… ki bu sözünü ettiğimiz tarihi Kürt paranoyası demek, “ya da büyüyecek” demek ki; bu da yayılmacı ve fetih ruhunun yeniden canlandırılması anlamı taşıyor, kaos yaratmaktan ve var olan sorunları ve savaşı derinleştirmekten başka işe yaramaz.

Musul-Kerkük’te “sahada” olmak arzusu “masada” olmanın garantisi değildir.

Çözüm, Kürtlerle barışmaktan ve demokrasiyi içseleştirmekten geçer.

Yazarın diğer yazıları