Maskeli balonun sonu

Cihan DENİZ

31 Mart seçimleri Türkiye’de siyasetin izleyeceği rota açısında çok kritik bir dönemeçtir. Kürt siyasi aklı, 31 Mart seçimlerinde izlediği strateji ile AKP’nin Türkiye’de demokrasinin tabutuna son çiviyi çakmasına mani olmuş. İktidarın önünde hiçbir engel olmadan Türkiye’yi dilediği gibi yönetme, yandaşlarını sınırsızca zengin etme hayallerini daha önce olduğu gibi bir kez daha yıkan Kürt siyasi aklı, demokrasi, barış ve özgürlüğün Türkiye halkları açısında tekrar bir alternatif olabilmesini sağlamıştır.

Türkiye bugün her açıdan çok kritik bir kavşaktadır. Önünde iki yol vardır. Birinci yol mevcut yolda devam edilmesidir. Yani mevcut baskıcı, hukuk tanımaz siyaset derinleşerek devam edecek ve demokrasinin çoğu göstermelik son kırıntıları da tasfiye edilecektir. En dar anlamıyla bile olsa demokrasiye ait hiç bir şey geride kalmayacaktır. İkinci yol yani Kürt siyasal aklı ile bir seçenek olarak ortaya çıkan yol ise, Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin yeniden inşa sürecinin başlamasıdır. Ara tüm seçenekler ortadan kalkmıştır. Ya demokrasi tekrar inşa edilecektir ya da karanlık daha da derinleşecektir. Kesin olan tek şey artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır.

31 Mart seçimleri demokrasi adı ile Türkiye’de oynanan maskeli balonun sonunu getirmiştir. Müzik birden kesilmiş ve herksin yüzüne taktığı maskeler düşmüştür.

Maskelerin ardına saklanmış, ancak muhalif kesimlerin bildiği ama geniş kesimlerin bilmediği veya görmek istemediği gerçeklik bir anda tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır. Maskenin ardında kendini sadece Kürtler ve kadınlar başta olmak üzere ezilen ve muhalif kesimlere gösteren çirkin yüz bir anda en hakiki hali ile tüm Türkiye halklarının önünde kala kalmıştır. Kaybetmenin paniğiyle, alıştığı güç ve ranttan uzak kalma korkusuyla ağzından çıkan her söz ile yüzündeki makyaj daha da akmaktadır; ardına gizlenen tüm çirkinlikler bir bir herkes için görünür hale gelmektedir.

Bir anda karşılarında buldukları yüzden AKP tabanın büyük bir kesimi de en az muhalifler kadar rahatsızlık duymaktadır. Bugün iktidarın en başta İstanbul olmak üzere seçim sonuçları karşısındaki hazımsızlığı kendi tabanında da ciddi bir şekilde sorgulanmaktadır. İktidar bloğuna oy veren geniş kesimler arasında bile belediye başkanımı seçiyoruz yoksa bir avuç yandaşın rant kapısını korumak için mi oy veriyoruz sorusu giderek daha yüksek sesle sorulmaya başlamaktadır.

Diğer yandan, yegane siyasi meşruiyet kaynağı olarak gördüğü ve dilinden düşürmediği seçim ve sandığın istenmeyen bir sonuç çıktığında iktidar tarafından sandık darbesi olarak görülmesi yandaşları tarafından bile sorgulanmaktadır. Bu kesim içinde az biraz kafası çalışanlar, seçim sonuçlarının sandık darbesi olarak görülerek tanınmamasının, yeni bir seçim için bastırılmasının çok da uzun olmayan bir vade içinde bumerang etkisiyle kendilerini vuracağının farkındadır. Şunu çok iyi biliyorlar ki seçim sonuçları bir kez seçim darbesi olarak değerlendirilmeye başlanması, geriye dönük olarak AKP’nin aldığı her seçim sonucunun da gerek içeride gerek dışarıda sorgulanması sonucunu doğuracaktır; atı alıp Üsküdar’ı geçtiğini zannedenlerin aslında bir arpa boyu yol almadığı görülecektir.

Aynı şekilde, ülkede yaşanan otoriterleşme ve totaliterleşme eğilimlerine dönük dışarından gelen eleştirilere karşısında sığındığı sandık ve seçmen desteği bahanesini kendi elleriyle bu şekilde ortadan kaldırılması sonucunda iktidarın meşruiyeti yabancı ülkeler açısında da sorgulanır hale gelecektir.

Sonuç olarak seçimlerde aldığı sonuçlardan çok bu sonuçlar karşındaki tavrı, iktidar açısında gerek içeride gerekse de dışarıda ciddi bir meşruiyet krizi yaşamasına yol açacaktır. İktidarın elinde bu meşruiyet krizine çare olabilecek bir çare de kalmamıştır. Attığı her adım bu krizi daha da derinleştirmektedir.

İktidarın bu yönelimi muhalefete büyük bir fırsat vermiştir. Muhalefete düşen en önemli görev, iktidarın bir daha böyle bir maske yüzüne takıp halkları aldatmasına izin vermemektedir. En başta kayyumlardan alınanlar olmak üzere kazanılan her belediye yerelde demokrasiyi inşa etmenin, halkların onurlu bir şekilde bir arada yaşamasının, zenginliğin en geniş kesimler arasında adaletlice yeniden dağıtılmasının bir aracı olarak görülmelidir. Bu yönde atılacak her başarılı adım iktidarı daha da panikletecek ve onu hata yapmaya zorlayacaktır, demokratmış gibi görünmesine izin vermeyecektir.

Yazarın diğer yazıları