Medeniyet tarihi sular altında kalacak!

Türkiye hariç tüm dünyanın “Sular altında kalmasın,” diye çırpındığı Hasankeyf sular altında kalıyor. Yalnızca Hasankeyf değil, insanlığın koca tarihi de sular altında kalıyor. Ilısu Baraj Projesi’nden önce devam eden kazılarda Hasankeyf’in tarihinin 12 bin yıldan da eski olduğu söyleniyordu. 50 yıllık bir baraj projesi için şu an tüm Hasankeyf inşaat molozu altında ve çok kısa bir süre içinde de sular altında kalacak.

ZABEL MİRKAN

Raman dağının eteklerinde, Dicle nehrinin iki yakasına kurulmuş Hasankeyf. Antik kentin üzerine kurulduğu kaya kütlesinin, Dicle’nin yüzyıllar boyunca burayı aşındırması nedeniyle oluştuğu tahmin ediliyor. Antik kentin çevresinde 6 binden fazla mağara var, bu da insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olduğuna dair kanıt olarak gösteriliyor. Bu mağaralar şehrinin kimler tarafından, ne zaman oyulduğu bilinmiyor ancak hüküm süren uygarlıkların isimleri herkes tarafından biliniyor.

Yapılan arkeolojik araştırmalara göre Batman’ın Kaletepe Köyü, Hallan, Çemiş, Gusir, Sumaki, Başur, Gre, Amer, Kuriki, Çemialo Sırtı, Çattepe, Hasankeyf Höyüğü ve Gunta Vadisi’nde bulunan süs eşyaları hayvan figürleri, resimler, taş aletler yörenin yaklaşık 12 bin yıl önce kurulduğunu göstermektedir. Dicle’nin ilk uygar halkı olarak görülen Hurri kabilelerinden sonra buraya Mitanniler, Asurlular, Urartular, İskitler, Medler ve Persler hakim olmuşlar. Bölge bir süre de Büyük İskender’in egemenliğine girmiş. Daha sonra Roma topraklarına katılan Hasankeyf, Roma’nın yıkılmasıyla Bizans’ın egemenliğine girmiştir. İslamiyetin yayılışından sonra Hz. Ömer’in Mezopotamya’yı işgali ile Hamdani, Abbasi ve Mervaniler bölgeyi egemenliği altına almıştır. Selçuklu ve Artuklu egemenliklerinin ardından 14 ve 15. yüzyıllarda Akkoyunlu ve Safeviler’in etkisinde kalmış, 1517’de ise Osmanlı topraklarına katılmıştır. Süryanice kaynaklarda Hesna Kepha olarak geçen ismindeki ‘Kepha’ kelimesinin, Süryanicede ‘kaya’ anlamını taşıyan ‘kifo’dan geldiği tahmin ediliyor. Arapça’da ise Hisn Kayfa olan şehrin adı ‘kaya hisarı’ şeklinde tercüme ediliyor. Hisn Kayfa adı sonradan kısaltılarak Hisn Kayf olmuş, Osmanlı egemenliği altında ise Hasankeyf şeklini almış.

İnsanlık tarihi de sular altında

Antik kentte en çok ilgi çeken tarihi miraslardan biri elbette insan eliyle oyulan mağaralar. Sayıları 6 binden fazla olan bu mağaralar, her biri küçük bir ev olacak şekilde tasarlanmış. Mağaraların yanı sıra devasa bir kaya kütlesi üzerinde bulunan Kale, Kale üzerindeki Ulu Cami, Büyük Saray ve Küçük Saray, Asurlular dönemine dayandırılan Taş Köprü, El-Rızk Camii, Sultan Süleyman Camii, Eyyübiler zamanında yapılan Koç Camii, Hasankeyf’in sembollerinden Zeynel Bey Türbesi, antik kentteki tarihi eserlerin başlıcalarını oluşturuyor-du. Şimdi oluşturmuyor mu? Ne yazık ki hayır. Türkiye hariç tüm dünyanın “Sular altında kalmasın,” diye çırpındığı Hasankeyf sular altında kalıyor. Yalnızca Hasankeyf değil, insanlığın koca tarihi de sular altında kalıyor. Ilısu Baraj Projesi’nden önce devam eden kazılarda Hasankeyf’in tarihinin 12 bin yıldan da eski olduğu söyleniyordu. 50 yıllık bir baraj projesi için şu an tüm Hasankeyf inşaat molozu altında ve çok kısa bir süre içinde de sular altında kalacak.

Hasankeyf TOKİ’lere nakledilecekler!

Derme çatma çirkin bir köprü var, işgal edilen Hasankeyf’te. Tarihi eserleri taşımak için yapılmış. Eserler muhafaza edilecekmiş bir yerde. Sultan Süleyman Camii’nin üzeri betonla kapanmış, sudan zarar görmesin diye. Hasankeyf halkı ise hemen karşıda kurulan “Yeni Hasankeyf’te” yaşamak zorunda. Süren baraj inşaatı nedeniyle çoğunun evi yıkılmış ya da yıkılmak üzere. Hasankeyf TOKİ’leri diyebileceğimiz bu beton yığınına naklediliyor insanlar. Ve tabii ki Hasankeyf’teki evlerinin altında bir fiyata alıyor devlet evlerini, sonra yeni evlerine geçiyor insanlar.

Dünyada benzeri yok

Hıristiyanlık ve İslamiyet açısından da önemli bir merkez olan Hasankeyf, tarihte başpiskoposluk olarak rol oynamış. Kentte görülen camiler ise Yukarı Mezopotamya’da inşa edilen ilk İslami eserler. 2 bin yıllık geçmişi olan eserlerin dünyada benzer örnekleri yok.

Ilısu Barajı’nın etkileyeceği alanda 37 bin 750 hektarlık bir alanda arkeolojik araştırma yapılması gerekirken, 1988-1991 yılları arasında yapılan araştırmalarda bu alanın sadece 7 bin hektarlık bölümü incelenmiş. Bu kazılarda sayıları üç yüzü geçen arkeolojik alan tespit edilmiş. Bunlardan 83’ü projeden doğrudan etkilenecek, diğer alanlar ise baraj gölünün aşındırma ve erozyon etkilerine açık olacak.

Hangi tarihle açıklayacaklar?

Bilimsel kaynaklara göre ilk aletli tarımın yapıldığı yer olan Dicle kenarında bulunan ve aynı zamanda baraj suları ile kaplanacak olan alanda gizli olan 100’e yakın höyük, Kalkolitik Çağ’a, Tunç Çağı‘na ve en önemlisi Neolitik Çağ’a ait birçok bulguya ulaşılabilmesi açısından son derece önemliydi. İnşaat şu an dursa bile Hasankeyf’te gerçekleştirilen tahribat geri dönüşü yok denilebilecek boyutta. Baraj suyu dolduğunda olacakları düşünmek ise, eşzamanlı olarak hangi zorbalarla ve insanlık düşmanlarıyla yaşamak zorunda olduğunu düşündürüyor insana. Canlı bir tarihin gözümüzün önünde yok etmelerini bize hangi tarihle açıklayacaklar?

Hasankeyf için geç değil İmza kampanyasına destek verin

Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılması için kamuoyunu daha çok ses çıkarmaya çağırdı.

Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, Ilısu Barajı ve Hasankeyf ile ilgili son gelişmelere ilişkin basın açıklaması yaptı.”Hasankeyf için geç değil! Ilısu Barajı’nı hemen durdurun” başlıklı açıklamada, Hasankeyf’in tarihi, kültürel önemine dikkat çekildi. Açıklamada, ”Hasankeyf, ömrü rantabl olarak ancak 50 yıl olabilecek Ilısu Barajı ve Hidro Elektrik Santral (HES) projesine feda edilmek istenmektedir. Bitme aşamasına gelmiş Ilısu Projesi yapılırken, ulusal ve uluslararası hiçbir sözleşme ve yasa dikkate alınmamıştır. En basitinden projenin bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu dahi bulunmamaktadır” denildi.

UNESCO ve AİHM’E tepki

”UNESCO’nun Dünya kültürel miras kriterlerinin onda dokuzunu karşılayan dünyadaki tek yer olma konumunda olmasına rağmen UNESCO Hasankeyf’e ilgisiz kalmıştır” vurgusunun da yapıldığı açıklamada, ”Ayrıca kültürel mirasın korunmasına yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yapılan başvuru sonucunda, konunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamına girmediği yönünde karar vererek kültürel soykırımın suç ortağı olunmuştur” ifadelerine yer verildi.

Dicle Vadisi kurtarılmalı

Açıklamada şu ifadelere de yer verildi:”Bu zamana kadar yedi anıtsal eser doğal yerlerinden koparılmış, başka yere taşınmış, kalenin etrafına devasa set örülmüş ve diğer fiziksel çalışmalarla Hasankeyf tahrip edilmiş olsa bile, geri kalan devasa büyüklükteki arkeolojik alanlar ve Dicle Vadisi mutlaka kurtarılmalıdır. Yetkililer, yeni Hasankeyf’te konutların bittiğini ve bayramdan sonra taşınma işleminin gerçekleşeceğini ifade etmesine rağmen, yeni yerleşkede hâlâ içme suyu ve konutlarda kısa sürede oluşan çatlaklar gibi bir sürü eksiklik olduğundan taşınma işleminin daha çok zaman alacağı ortadadır. Ayrıca baraj suları altında kalacağı öngörülen diğer yerleşim yerlerindeki insanlar için henüz ciddi anlamda bir çalışmanın yapılmadığı gözlenmektedir.”


Hasankeyf için imza kampanyası

11 Haziran’da Change üzerinden Hasankeyf için imza kampanyası başlatıldığı duyurulan açıklamada şöyle denildi: ”İmza kampanyası 8 bini geçmiş ve sürekli artmaktadır. Buna her duyarlı insandan katılım bekliyoruz. 10 Haziran’da suların tutulmaya başlanacağı resmi makamlarca ifade edilmesine rağmen barajda su tutulmamıştır. Suyun tutulmamasında, 7-8 Haziran 3. Hasankeyf Küresel Eylem Günü’nde, dünyanın farklı 35 yerinde yapılan etkinlik ve eylemler sonucunda oluşan kamuoyu baskısı etkili olmuştur. Bütün duyarlı ve demokratik kamuoyuna olan çağrımız; insanlığın geçmişi ve hafızası olan Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılması için, çok geç olmadan insan aklının ve vicdanının harekete geçmesini bekliyoruz.”

Yazarın diğer yazıları

    None Found