Medya denetimi!

Almanya’da dava sürecinin başlamasından bu yana büyük tartışmalara neden olan Jan Böhmermann davası sonuçlandı. Erdoğan’ın şikayetiyle "yabancı devlet adamına hakaret" suçlamasıyla dava açılan Böhmermann hakkında Mainz Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Savcılık kararında durumun bir hakaret olarak ele alınamayacağının özellikle altına çizdi. ZDF yetkilileri mahkemenin kararını memnuniyetle karşıladı, sanat ve düşünce özgürlüğünün büyük önceliğe sahip olduğu belirtildi. Oysa aynı yetkililer tarafından, baskılar neticesinde şiirin okunduğu program internet arşivinden alelacele kaldırılmıştı.
Kararın oluşmasında kamuoyu baskısının önemi yadsınamaz. Kararı elbette hukukun üstünlüğü ilkeleri, düşünce özgürlüğünün varlığı nezdinde ele almak mümkün, fakat karara kadar giden süreçte Merkel partneri Erdoğan tarafından baskı altına alınmış, yine ortalama açıklamalarla iki tarafın gönlünü almak için bir hayli yorulmuştu.
Önemli bir nokta: İki ülke arasındaki ilişkilerin seyrinin dava süreçlerini etkilediğini biliyoruz. Düşüncelerinden dolayı terör örgütü üyeliğinden yargılanan Kürt siyasetçilerinin yargılanması durumu özetleyen bir örnektir aslında.
Türkiye’de muhaliflere yapılan hunharca her baskıdan Alman devletinin de sorumlu olduğunu belirtmek sanırım iddialı bir söylem olmaz. Nitekim Erdoğan’ın tekler üzerine kurmak istediği sistem için attığı adımlarda en büyük destekçilerinden biri de bizzat Merkel’dir. Merkel’in Erdoğan ile mülteci anlaşması çabalarından bu yana, artık Türkiye’deki gelişmeler, Almanya gündemi için bir yan öğe olma olgusundan çıkmıştır. Özellikle düşünce özgürlüğünü temel alan gelişmeler yansımasını birebir Almanya sınırları içerisinde de gösteriyor.

***
Demokrasi sorunu olan otokratik sistemle yönetilen ülkelerde sermaye ve iktidar ilişkisi siyaseti belirleyecek kadar sıkı bir bağ içerisindedir. Medya ise bu güce hizmet eden bir araç niteliğindedir. Medya bu gibi sistemlerde muhalif pencereden değil, iktidarın penceresinden olguları yansıtır, toplumu iktidarın istediği gibi şekillendirme misyonunu üstlenir. Bunun karşılığı Türkiye’de hem iktidarı, hem sermayeyi elinde tutan Erdoğan’ın havuz medyasıdır. Havuz medyası olayları sadece asker gözünden yansıtan, sansürleyen embedded gazeteciliği yapmaktadır.
Tek adamlık bir sistem yaratmak isteyen Erdoğan, gücünün yettiği her alana ulaşarak bütün muhalif kurumları sindirme çabasındadır. Denetim gücünü aşan alanlarda ise bürokratik ilişkilerini kullanarak medya kurumlarını hedef alıyor. Erdoğan Alman basını ile ilk krizini hatırlarsanız Mart ayında NDR’de yayınlanan extra3 adlı programda Türkiye’deki antidemokratik uygulamalara dikkat çekilen “Erdowie, Erdowo, Erdogan” adlı klip ile yaşamıştı. Klip nedeniyle Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann Dışişleri’ne çağrılmıştı. Daha sonra gündemden düşmeyen Böhmermann krizi patlak verdi. Medya krizi hükümetler arası krize de neden oldu. Yine Deutsche Welle’nin, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç ile Ankara’da yapılan röportajın kayıtlarına bakanlık yetkilileri tarafından el konulmuştu. Erdoğan ilişkilerini kullanarak muhalif medyaya yönelmeye devam ediyor.

***
İfade özgürlüğünün en temel araçlarından biri olan televizyonların kapatılması Almanya Gazeteciler Birliği (DJV) ve Alman Gazeteciler Sendikası Ver.di/DJU tarafından da kınandı. Yapılan açıklamalarda Federal hükümetin Ankara’ya karşı basın özgürlüğü konusunda daha kararlı ve daha sert tepkiler gösterilmesi gerektiği mesajı verildi. Ayrıca DJV ve DJU’nun yanında, Sivil Toplum Örgütlerinin öncülüğünde çeşitli şehirlerde düzenlenen eylemlerle televizyonların kapatılması kınandı. DJV Genel Başkanı Prof. Dr. Frank Überall, Köln’de yaptığı konuşmasında Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığına Türkiye’ye yaptıkları ziyaret ile bizzat şahit olduklarını belirtti. Gazeteci kurumlarının Türkiye’deki meslektaşlarına yönelik ziyaretleri, kınama mesajları anlamlı bir destektir. Artık çığırından çıkan, muhalif basına yapılan baskıların daha kararlı bir şekilde kınanması ve hükümete baskı yapılması gerekiyor, tıpkı Böhmermann davasında olduğu gibi.
Sonuç olarak; Böhmermann davalarından düşünce özgürlüğüne ithaf olunan kısmı düşünce özgürlüğü lehine sonuçlansa da, Erdoğan’ın basın ve düşünce özgürlüğünü hedef alan müdahalelerine karşı güçlü tavır sergilemedikçe, karar bir yönüyle eksik kalacaktır. Federal hükümetin yanı sıra, özellikle Alman medya kurum ve kuruluşlarının daha kararlı bir tonda tepki göstermeleri gerekiyor.
Ayrıca; Fransız uydu şirketi Eutelsat üzerinden yayın yapan, haber kanalı Med Nuçe’nin yayınının kesilmesi düşünce özgürlüğü kriterlerine bağlı olduklarını her defasında abartarak belirten Avrupa ülkesi Fransa için utanç verici bir karardır.

Yazarın diğer yazıları