Mem û Zîn‘de Kürdistan motifleri

Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn eseri, bir ulusal analiz raporu ve Kürt toplumunun tarihsel belleğidir. Mem û Zîn’de sevgi ile nefretin, aşk ile ihanetin, güçlü ile güçsüzün, iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, bilgi ile cehaletin çatışması vardır.

MEHMET BAYRAK

17. yüzyılın ikinci yarısıyla 18. yüzyılın başlarında yaşamış olan ünlü yurtsever Kürt şairi, bilgini ve filozofu Ehmedê Xanî üstüne 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren birçok örneklemeli yazı ve kitap yayımlanmış bulunuyor. Belki bu konuda en geç kalmış bölge Xanî’nin ana-baba yurdu olan Kuzey Kürdistan bölgesi. Bir yandan da insan düşünüyor, geçmişte eserler elyazısıyla yazılıyor ve kişilerce istinsah yoluyla çoğaltılıyordu. Kuşkusuz aynı şey Xanî için de sözkonusuydu.

19. yüzyılın ortalarından itibaren, özellikle bu filozof-şair, Mila Mahmudî Bayezidî aracılığıyla yazınsal planda bilince çıkarılınca, eski Rus Çarlığı döneminde muhtelif çalışmalara konu oluyor ve daha sonra başta ölümsüz eseri Mem û Zîn olmak üzere bu çalışmalar, Batı ve Ortadoğu dillerine de kazandırılıyordu.

Ancak ne var ki, aynı eser 1919’da Kürt aydını Müküslü Muallim Hamza Bey tarafından bir “Önsöz”le İstanbul’da yayımlanınca, yayıncının ve eserin başına gelmeyen kalmamıştı. 1925’teki Şark İstiklal Mahkemesi’nde bile bu yayın suçlama konusu yapılmıştı. (Bu konuda bkz. M. Bayrak: Devlet Mem û Zîn’den Neden Korkuyor?, Ronahi gaz. Sayı:23/ 1995; Kürdistan’ı Bölen Kasr-ı Şirin’e Tepki Olarak Mem û Zin Mesnevisi, Politik Art, Sayı:140/ 2014).

Oysa, Müküslü Hamza Bey’in yazdığı sözkonusu Osmanlıca Önsöz, 1925 Hareketi bastırıldıktan sonra tam yetkiyle Şark İlleri Asayiş Müşaviri ve Etno-Politika Uzmanı olarak görevlendirilen resmi ideolog Prof. H. R. Tankut’un arşivinden çıkıyor ve tarafımızdan çevrimyazısı yapılarak 1994’te yayımlanıyordu. Eserin, Latin harfleriyle bundan sonraki ilk yayını ise ancak 1960’lı yılların sonlarında, o da kısmen sansürlü olarak Mehmed Emin Bozarslan tarafından yapılacaktı… Öte yandan, ünlü Kürt klasiklerinden Şerefnâme’nin başına gelenler de bundan farklı değildi. Osmanlı döneminde çeşitli elyazma Osmanlıca çevirileri bulunan bu eser de, 1930’lu yıllarda Türk Tarih Kurumu’nca Amed’li Süleyman Savcı’ya Türkçeye çevirtilmiş ancak yayımlanmayarak, “tercüme eserler” bölümüne kaldırılmıştı…

Her zaman söylemişimdir, devlet aklı bu tür eserleri yararlanmak üzere çevirtip, gizli planda itirafçı ve kabulcü olurken; açık planda yasaklayarak “red ve inkârcı” bir politika izler. Nitekim, TC Kültür Bakanlığı’nın bir “devrim” olarak sunduğu yeni Mem û Zîn yayını, ancak 2012 yılında gerçekleştirilecektir… Yani yazılışından 300 küsur, geçmiş yayınlarından 150 küsur, İstanbul yayınından yaklaşık 100 yıl sonra…

Xanî ve şiirler…

Bilindiği gibi, ünlü İranlı şair Firdevsî’nin “Şehnâme”si ile birlikte anılan Xanî’nin şaheseri Mem û Zîn dışında, halihazırda bilinen Diwan, Nevbahara Biçûkan, Eqideyê Îmanê gibi eserleri de bulunmaktadır. Daha 1930’lu yıllarda Celadet Bedirxan, Xanî’nin bir eserinin kaybolduğunu bildirmektedir. Yakın dönemde araştırmacı Sedat Ulugana, Konya Kütüphanesi’nde onun medreselerde okutulmak üzere hazırladığı küçük bir ders kitabını daha buldu. Bunun, Bedirxan’ın sözünü ettiği eser olup olmadığı kesin olarak bilinmiyor. Kendisinin ayrıca, bugün elde bulunmayan Kürtçe ve Farsça sevda şiirlerinden oluşan bir kitabı daha olduğu söyleniyor.

Bilinmeli ki, o yüzyıllarda çokdillilik sözkonusuydu ve Xanî gibi filozof-şairlerin yanı sıra 16. yüzyılın yaşamış Şükrî-i Kürdistanî gibi şairler 6 dilde gazel yazıyor, söylüyorlardı. (Bkz. M. Bayrak: Altı Dilde Şiir Yazar Bir Şair: Şükrî-i Kürdistanî; Kürdoloji Belgeleri-II içinde, Özge yay. Ank. 2004, s. 48- 64). Keza, Osmanlı divan şiirinin Kürt kökenli büyük şairlerinden Fuzulî’nin Osmanlıca, Farsça, Arapça divanları bulunduğu gibi Nef’î ve Nâbî’nin de ikişer dilde divanları bulunuyordu. Yine İdris-i Bidlisî’nin ve Şerefxan’ın birkaç dilde eser verdikleri biliniyor.

Geçmiş tarihte bu bilge Kürt şairi ve şaheseri Mem û Zîn üzerine yazı dışında birçok da şiir yazılmıştır. Bu şiirlerin birinde Xanî için, ”Tu dirokî/ Tu rêberî/ Tu helbest û stranî/ Hozanvanê nemir, seydayê Xanî” denmektedir.

Ünlü Kürt şairi Hacı Qadirê Koyî ise uzun şiirinin bir yerinde şöyle seslenmektedir:

Le eyamî heyati Şêxi Xanî/ Le ser nisxey xet ew nûsirawe/ Le layi erbabi xoy bo qedr û qıymet/ Xeziney gewher e û kisey diraw e/ Le mecmûhi diwel, Soran û Botan /Le sayey em kitêbe nasirawe/ Le Kurdan xeyri Haci û Şêxi Xanî/ Esasi nezmi Kurdî da nenawe (Hawar:2/ 1932)

Ehmedê Xanî üstüne yazanlardan biri de Dr. Kamuran Bedirxan’dır. Övgü dolu uzun şiirinin baş ve son bölümlerini vermekle yetinelim:

Ew nûr e, herê li erdê şihrê/ Şihra me ye, şihra bendewarî

Seydayê me ye, melayê yekta/ Ava kiriye bi şor, qesran

Parîsê gulî bi şorê Kurdî/ Ava te dikir Melayê Xanî (…)

Tirba te ne ax e, canê Xanî/ Tirba te dil e û cawidanî

Rehmet bi te ye û pesna Yezdan/ Heyrana te ne, xulam û xaqan.

(Hawar:2/932)

Mem û Zîn’de Kürt ve Kürdistan motifleri

Mem û Zîn’in yazılışının 300. yılı dolayısıyla KOMKAR tarafından 1995’te Almanya’da düzenlenen Uluslararası Konferans’a biz de katılmıştık. Konferansta sunulan bildiriler de sonradan kitaplaştırılmıştı. O tarihten iki yıl önce kemalist gazeteci ve yazarlardan İlhan Selçuk’la yaşadığımız bir polemik yazısını önce Azadi gazetesinde “Mem û Zîn’de Kürt Milliyetçiliği Dolayısıyla İlhan Selçuk’a Açık Mektup” (Sayı:79/ 1993), daha sonra da Kürdoloji Belgeleri- I’de yayımlamıştım. Bundan dolayı da konuya ilişkin literatürü olabildiğince izlemeye çalışıyorum. Bugün arşivimde, kitaplar dışında en az bir klasör belge bulunuyor. Mehmet-Nihat ve Bahar Gültekin editörlüğünde yıllardan beri yayımlanan “Ehmedê Xanî Yıllıkları”nda bunların bir bölümü yayımlanabilmiştir.

Bunların tümüne değinmek hem mümkün değil hem de gerekli değil. Gerek konferans belgeleri gerekse müstakil inceleme yazılarının her biri Xanî’yi çokyönlü kişiliği ve eserleriyle ortaya koymaya çalışıyorlar.

Sözgelimi bunlardan Zülküf Günay, aynı yıl içinde Berlin’de düzenlenen Ehmedê Xanî Kültür ve Sanat Konferansı’ndan giderek, bu çok yönlü bilge şairin kimi özelliklerini ortaya koyuyor. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

1- Ehmedê Xanî, bir Kürt âlimi, filozofu, şairi ve ilk dönem toplumcu bir Kürt aydınıdır.

2- Mem û Zîn’de ülke, ulus ve insanlık sevgisi, aşkı işlenmiştir.

3- Ehmedê Xanî, bir ulusal uyanıştır. Güçlü bir kişilik, toplumsal bir aşkla, Kürt ulusal ütopyasını temsil etmiştir.

4- Şair, eserini yazarken Memê Alan Destanı’nı yeniden yaratmıştır; Gılgamış Destanı’nın bazı motiflerinden yararlanmış, ancak tamamen ayrı bir destan ya da ayrı bir drama yaratmıştır.

5- Mem û Zîn’de Newroz, ulusal motiflerle ve Kürt kültürüyle bezenmiştir.

6- Eserde ulusal bir dert vardır: Bölünmüşlük ve Kürt beylerinin ulusal kişilikten yoksun olması sürekli eleştiri konusu edilmiştir.

7- Mem û Zîn’de sevgi ile nefretin, aşk ile ihanetin, güçlü ile güçsüzün, iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, bilgi ile cehaletin çatışması vardır.

8- Mem û Zîn bir ulusal analiz raporu ve Kürt toplumunun tarihsel belleğidir.

9- Xanî, İdris-i Bidlisî’nin ihanetine ve 1639’da Kasr-ı Şirin Anlaşmasıyla Kürdistan’ın bölünmesine karşı duran bir ulusal haykırıştır.

10- Kürt dili ilk kez onun tarafından yetkin bir şekilde felsefe, şiir ve edebiyat dili olarak kullanılmıştır. Kürtçenin en az Arapça, Farsça ve Türkçe kadar yetkin bir dil olduğunu, eserlerini Kürtçe yazmakla ispat etmiştir.

11- Xanî, ulusal birlik ve bir ulusal devlet istiyordu. Ama bu, bilge ve saygın kişilerin yönettiği adil, eşitlikçi ve sevgi esaslı bir devlet olmalıydı.

12- Xani, Zerdüştilik başta olmak üzere eski inanç kültürlerinin izini sürüyor ve tanrı, ulus, ülke, kadın, ahlak vs. aşkı yüceltiliyor.

13- Xanî, kendinden önce gelen Anadolu ve Mezopotamya filozoflarının 17. Yüzyıldaki güçlü bir temsilcisidir.

14- Onun felsefesi dogmatik değil diyalektiktir; Zend Avesta kutsal kitabındaki ateş-toprak-su-hava gibi temel elementleri esas almaktadır.

15- O, Melayê Cizirî Medresesi’nde (Medresa Mor) 12 ilmi hatmetmiş bir Müderris’tir. Felsefesi evrenseldir ve Mezopotamya’daki uygarlıkların devamıdır.

16- Mem û Zîn, klasik aşk mesnevileriyle karaştırılmamalıdır. Çünkü burada sadece aşk yok, koskoca bir Kürt toplumu ve çeşitli boyutlarıyla ülkesi Kürdistan vardır. O, aynı zamanda “yaradılış”ı sorgulamaktadır.

17- O, iyilik, bilgi ve sevgi üzerine kurulmuş bir toplum düzeni arzulamaktadır.

18- O, zulme karşı durup, gönüllü beraberliği savunmaktadır. Kısaca, hem Kürt toplumunun hem de ülkenin bölünmesine karşı çıkan bir şiirsel çığlıktır… (Xanî’nin ve eserinin bu özelliği için ayrıca bk. Prof. Dr. Martin van Bruinessen: Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’i ve Kürt Milli Uyanışının Ortaya Çıkışındaki Rolü; Dipnot Dergisi, Sayı:1/ 2010).

Diğer Kürdistanî Maddi Kültür ve Coğrafya Motifleri

Ehmedê Xanî üzerine geçmişten bu yana birçok kitap da yayımlanmış bulunuyor. Kanımca bunların en önemlilerinden biri Abdullah Yaşın’ın “Kürt Filozofu Şeyh Ehmedê Xanî Hazretleri” (Lîs yay. Diyarbakır-2012) adlı örneklemeli çalışmasıdır. Bu çalışmada; Xanî’nin Aristo, Eflatun, Platon, Hatem Tayi, Rüstem-i Zal gibi Batılı ve Doğulu filozoflar başta olmak üzere andığı şahsiyetler, şiirsel örneklerle ortaya konduktan sonra, söz Kürtler’in maddi ve manevi kültürlerini getiriliyor. Aynı zamanda bir “Kürt ve Kürdistan manzum ansiklopedisi” niteliğinde olan Mem û Zîn’de sözgelimi, giyim- kuşam konusunda şu isimler sırılanıyor: Fîstan, zendik, qeflik, mêzer, kemer, kiras, çarix, gore, kofi.

Eserde şu müzik makamları şiirsel olarak anılıyor: Rast, Huseynî, Hicaz, Irakî, Neva, Uşşak, Zengûl, Evc, Gerdan, Kûçek, Rehavî, Şu’be, Buzurg, Şehnaz, Geveş. (Müzikolog Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat tarafından TRT Arşivi’nde yapılan bir araştırmada; Türkiye radyo ve televizyonlarında okunan sanat müziği makamlarının yüzde 60’ının Kürdilî makamlar olduğu ortaya konmuştu. Bkz. M. Bayrak: Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları, Cilt-I, Ank. 2002).

Eserde adı anılan müzik âletleri: Ney, ud, çeng, saz, rebab, kanun, def, tenbur, sentur, kus, ceres, nakur, kerrena, mugni.

Xanî’nin eserinde; nehirler ve dağlar ülkesi Kürdistan’ın Dicle, Fırat, Ceyhun, Aras, Kura nehirleri ile Cudi, Artos, Süphan ve Nemrud dağları başta olmak üzere birçok tabiî yerleri anılır ve söz Kürdistan’da yaşayan “kuş” varlığına getirilir. Bu şaheser ansiklopedik mesnevide ismi verilen kuş türleri şunlardır: Balçem, Bangok, Baz, Bet, Bilbil, Bûm, Çawkak, Çenxel, Çerxe, Cilbaz, Çilçile, Çîle, Çukabiheşt, Cûnik, Çuxdan, Darkûb, Dindikdirêj, Dizbaz, Endelib, Faxtan, Hecheci, Kaklî, Karwankî, Kebot, Keçel, Kelax, Kerkesan, Keskesor, Keşkxur, Kew, Kurebet, Kurmxur, Kûw, Leşxur, Meksê, Melsoked, Mîrişkêdirêj, Misr, Nesrin, Padîreş, Pikan, Pixan, Poçdiraz, Pumpox, Qare, Qaret, Qasid, Qasidav, Qaz, Qazreş, Qebre, Qerpet, Qerqi, Qertdel, Qijik, Qinare, Qirik, Qiril, Qotan, Quling, Qumri, Qumrik, Reşkê, Sare, Şahîn, Şahrux, Şalûl, Şehbaz, Sersipî, Sihre, Sorvet, Stureş, Terlan, Texan, Tirqe, Titar, Turtur, Tuti, Uskub, Werdek, Xapanok, Xelvecan, Xirwe, Zaxêreş, Zuxan…

Kürdistan gibi bir tarım ve hayvancılık ülkesinde bunlara ilişkin çok sayıda kavram ve ismin geçeceği açıktır. Ancak, bunları bir yana bırakıp salt çiçek isimlerini vermekle yetinelim: Binewş, cewcim, erxewan, gul, lale, nergîz, nîlufer, reyhan, semen, sosin, sunbul, xar, xunce, zaferan…

Bilinmektedir ki, gerek klasik Kürt edebiyatında gerekse çağdaş edebiyatta “Kürdistan” üzerine çok sayıda şiir bulunuyor. Ancak, biz bunları şimdilik bir yana bırakıp Cevdet Bağca’nın ”Gülersen” şiiriyle sözlerimizi noktalamak istiyoruz:

Gülersen

Mardin’de Deyru’l- Zeferan’da

Vaftiz olur bütün çocuklar

Fırat Dicle’sine kavuşur

Şattülarab çöl olur/ Gülersen

Ağrı’da İshak Paşa Sarayı’nın gölgesinde

Ehmedê Xanî mezarında gülümser

Gülersen

Iğdır’da meçeli bir kayısı ağacı çiçek açar

Açar bahçesinde gülleri annemin

Gülersen

Erzurum’a bahar gelir

Mardin kapı şen olur

Gülersen

Gece Siyabend’e kavuşur yıkılır Nemrut’lar

Gülersen

Annemin gözbebeklerinde ülkem de güler…

Yazarın diğer yazıları

    None Found