Meşe ağaçları

Korularda kitaplarda bulacağından daha fazlasını bulacaksın. Ağaçlar ve taşlar sana hiçbir insanın söylemeyeceği şeyleri öğretecektir.

Aziz Bernard de Clairvaux

İlk çağlarda insanlar uçsuz bucaksız ormanlardaki devasa ağaçların göklere uzanıp yağmur getirdiğine inanıyordu. Yağmurların toprağı bereketlendirdiğini görünce ağaçlara ilah gibi taptılar. Odunun ateşi, ateşin ısıyı ve ışığı, ışığın aydınlığı getirmesi onların bu inancını iyice pekiştirdi.

Meşe ağaçları heybetli görüntüsü nedeniyle birçok inanışta tanrısallığı temsil ediyordu. Normal şartlarda 500 sene yaşayan meşe ağaçları, kuşların ve kemirgenlerin yuvası olması, kemirgenlerin bu ağaçların kabuklarıyla beslenmesi nedeniyle ekosistemin de devamlılığını sağlıyordu.

Paleolitik çağda meşe ağaçlarının kovuğunda yaşayan insanlar yerleşik hayata geçince ev malzemesi olarak kutsal olarak gördükleri meşe ağacından faydalandılar. Neolitik çağ evlerinin tam ortasında evin çatısını ayakta tutan meşe direği bir sunak görevi görüyor ve insanlar ibadetlerini bu direklerin dibinde gerçekleştiriyordu.

Dünyanın her yerinde yaşayabilen meşe ağaçları o kadar dayanıklıydı ki iskeleler, köprüler ve hatta gemiler meşe kerestesinden yapılıyordu. Bundandır ki tanrı da Nuh’a gemisini meşe ağacından yapmasını emretmişti.

Yunan mitolojisine göre meşe Zeus’un kutsal ağacıydı. Eski zaman büyücüleri ve kâhinleri meşe yapraklarının rüzgârda çıkardığı hışırtıyı yorumlayarak fal bakıyordu.

Kuzey Amerika yerlileri olan Algonkiler mezar taşlarında ölümsüzlüğü veya uzun yaşamı temsilen meşe yaprakları kullanıyordu.

Baltık mitolojisinde en önemli tanrı olan gök gürültüsü tanrısının sembolüydü meşe ağacı. Hıristiyan öncesinde Kelt rahipleri ayinlerini meşe ormanlarında gerçekleştiriyor ve Keltler meşe ağaçlarına zarar verenleri bu ağaçlara bağladıktan sonra, karnını deşip bağırsaklarını ağaca dolayarak cezalandırıyordu. Yaş meşe kesenin cezası kesinlikle ölümdü. Birisi ihtiyaçtan dolayı ağaç kesmek zorunda kalmışsa yerine mutlaka bir fidan dikmesi gerekiyordu. Keltler koyunlardan elde ettikleri yünleri Kermes Meşesi üzerinde yaşayan ve “kırmıs” olarak bilinen böcekten elde ettiği boya ile boyuyordu. Bu anlamda kırmızı rengi, ismini meşe ağacına borçludur.

Meşe ağaçları insanları bir anne gibi koruyup kolladığı ve insanlara ilaç ve gıda temininde bulunduğu için Ana Tanrıça ile özdeşleştiriliyor, bu nedenle bütün tanrıça heykelleri meşe ağacından yapılıyordu.

Yunan ve Roma toplumlarında meşe palamudunun insanların yediği ilk besin olduğuna inanılıyordu. Hititler mazı ve palamut meşesinden ilaçlar elde ediyordu. İshali ve kanamaları önlemede, antiseptik özelliği nedeniyle açık yaralarda, şeker hastalığı ve ekzema gibi cilt hastalıklarında tıp bilimi hâlâ bu ilaçları kullanıyor. Meşe kabuğunda tanen maddesi bulunduğundan çay yapımında faydalanılıyor. Çok kimse bilmese de, bu çay bütün mide hastalıklarını önlemede bir numaradır. Tekstil sanayisinde ipekli kumaşların siyaha boyanmasından tutun kaba derilerin işlenmesine kadar birçok alanda meşe kabuklarından yararlanılıyor.

Avrupa ve Amerika’daki belediyelerin bir çoğunun bayrağında meşe ağacı, yaprağı veya palamudu sembol olarak kullanılıyor. Almanların Euro’dan önceki para biriminde 1 Pfennig’in arka yüzünde meşe yaprakları vardı. Almanya, İngiltere, İrlanda, Fransa, Polonya, Bulgaristan ve Litvanya’da meşe ağacı ulusal ağaç olarak kabul ediliyor.

BDP’nin ve HDP’nin de resmi sembolü olan meşe, direngen, inatçı ve sabırlı bir ağaçtır. Meşe ağaçları dikiminden yaklaşık 50 yıl sonra palamut veriyor. Yoğun saçaklarıyla toprağa kök salarak erozyonu önleyen bu ağaçlar Dersim başta olmak üzere bir çok yerde ziyaret olarak kabul ediliyor.

Yaşlılarımızın dediğine göre; Dersim Tertelesi’nde soykırımdan kurtulmak için dağlara çıkan halk, türlü türlü ağaçların bulunduğu sık ormanlara vardığında sadece meşe ağaçlarının altında oturup nefeslenebilmiş. Çünkü bir tek meşe ağaçlarının altı açık ve buna müsaitmiş. Dağlarda günlerce, haftalarca aç kalan insanlar meşe palamutundan un, bu undan ekmek veya bulamaç yaparak hayatta kalmış.

Yine derler ki; çok kitap okumasıyla bilinen Koçgiri ve Dersim direnişçisi Alişêr Efendi okuduğu kitapları ya bir meşe ağacının kovuğuna bırakır ya da toprağa gömermiş.

Ormanlarını, dağını, taşını yakarak Dersim’in inancına, kültürüne ve direniş geleneğine saldıranlar unutmasın ki, o kutsal topraklarda o kutsal meşe ağaçları her bahar yeniden sürgün verecek, her bahar yeniden yaprak yaprak yeşerecektir.

Yazarın diğer yazıları