Meslektaşımız Ziya’yı dayanışma ile yaşatalım

Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin geçtiğimiz hafta Cumartesi günü yaptığı eylemde açıkladığı bir veri, hayli ürkütücüydü. Bu yılın ilk 8 ayında, hapishanelerde 24 insan yaşamını yitirdi ve bunlardan 10’u hasta tutsaktı. Bu veriyi şöyle yorumlamak da mümkün: Belki de 10 insanın zamanında gerekli tedavileri yapılabilseydi şimdi hayatta olacaklardı.

2 Ağustos günü Sincan F Tipi Hapishanesi’nde tutulan Tahir Çetinkaya yaşamını yitirdi. 67 yaşındaydı, beyninde tümör vardı. Van F Tipi Hapishanesi’nde geçirdiği felç nedeniyle bir bacağını da kullanamıyordu. Kişisel bakımını tek başına yapamıyordu. Van’dan Sincan F Tipi Hapishanesi’ne sevk edilmişti. 13 Temmuz’da Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne cezasının ertelenmesi için başvuru yapıldı. 26 Temmuz’da gelen yanıt standarttı: Denetimli serbestlik koşulları oluşmamıştır. Ancak Tahir Çetinkaya bu yanıttan bir hafta sonra yaşamını yitirdi. İktidarın hasta tutsaklar karşısındaki düşmanca politikası böylece bir can daha almış oldu.

Hasta tutsaklar konusunda iktidarın politikası tam da şöyle: Tahliye etme, edeceksen de ölüm sınırına gelince et. Hapishaneden çıktıktan sonra ölsün!

Güler Zere devletin bu politikasını çok iyi ifade etmişti: “Beni ölümün kıyısına getirip öyle bıraktılar. Yaşam hakkım gasp edildi. Dışarıda ‘ölme hakkı’ verildi. Bunu da unutmayacağım.”

Gerçekten de öyle olmuştu. Kanser hastasıydı Güler. Yoğun bir dayanışma kampanyası sonucunda 6 Kasım 2009 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün imzaladığı bir kararname ile tahliye edilmişti. Ancak 6 ay sonra 7 Mayıs’ta hayatını kaybetmişti. Dediği gibi olmuştu; dışarıda ‘ölme hakkı’ verilmişti.

Hapishanelerde yüzlerce hasta tutsak var. İHD’nin geçen yıl ki raporuna göre, 402’si durumu ağır olmak üzere 1154 hasta tutsak hapishanelerde tutuluyor. Hemen belirteyim; bu tespit edilen rakam. Gerçek durum ise bu rakamın çok daha üzerinde olabilir.

Bu hasta tutsaklardan biri de gazeteci arkadaşımız Ziya Ataman.

Ziya, Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın stajyer muhabiriydi. 10 Nisan 2016 tarihinde gözaltına alınarak “örgüt üyesi olduğu” iddiasıyla tutuklandı. Daha öncesinde Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazetelerinin dağıtımcılığını yaparken birçok kez polisin taciz ve tehditlerine maruz kaldığını açıklamıştı. 3 yılı aşkın bir süredir hapishanede tutuluyor.

Ziya’nın sağlık durumu çok kötü. “Cezaevinde bağırsaklarım iflas etti ve tedavi hakkım elimden alınıyor” diye kendi durumunu özetliyor.

Hakkında “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” isteniyor. Delil ise bir kişinin işkence altında verdiği ifadeler. İşin ilginci, Ataman hakkında iddianame hazırlayarak yargılama  sürecini başlatan hakim ve savcılar, “FETÖ soruşturması” nedeniyle meslekten ihraç edilmiş. Ancak bunun Saray yargısı bakımından bir önemi yok elbette. Bu nedenle Ziya arkadaşımız, tutuklu olarak yargılanmaya devam ediyor. Duruşması ise 24 Eylül’de görülecek.

Arkadaşları, meslektaşları, Ziya’nın durumuna dikkat çekmek amacıyla sosyal medya üzerinden bir kampanya yürütüyor. Bir de imza kampanyası başlatıldı. @ZiyaATAMAN1 twitter adresini takip ederek dayanışma kampanyasına katılmak ve gelişmelerden haberdar olmak mümkün. Arkadaşları Ziya’nın mesajını da paylaştı. Ziya “Dayanışma ve umut yaşatır. Bir umudum var, o da sizde” diyor.

Tam da arkadaşımız Ziya’nın dediği gibi; dayanışma ve umut yaşatır.

Tedavi hakkı engellenerek ölüme sürüklenen Ziya’yı, ölüm koridorundan çıkarmak mümkün elbette. 24 Eylül’deki duruşmasına kitlesel olarak katılınmak, dava öncesinde durumunu kamuoyunun gündemine getirmek ve TGS ve DİSK Basın-İş’in bu konuda Adalet Bakanlığı nezdinde girişimde bulunması ya da uluslararası meslek örgütlerini bu durumdan haberdar etmesi gibi daha önce denenmiş çokça dayanışma biçimi var. Zira siyasi partilerin de bu konuda yapacakları olur elbette. Önemli olan kanıksamamak. Raporlara birer rakam olarak girenlerin birer insan, birer can olduklarını unutmamak. Che’nin “Dayanışma ezilenlerin inceliğidir” sözünü her daim akılda tutmak…

Yazarın diğer yazıları