Mexmûr direniyor

Kürt halkı tarihten bu yana sürekli baskı, katliam, sürgün ve asimilasyon politikalarına maruz kaldı, ancak bu politikaların hiç biri de Kürt halkının haklı direnişini durduramadı. Türk devleti ve işbirlikçilerinin askeri, siyasi, sosyal, kültürel ve psikolojik her türlü saldırısı her zaman büyük bir direnişle karşılık buldu. Tıpkı Mexmûr Kampı’ndaki gibi.

Türk devleti doksanlı yılların başında yerinden yurdundan ettiği bu insanları sürgünde de rahat bırakmadı. Onlara her türlü bezdirme ve işkence politikalarını uyguladı. En son gönderildikleri Maxmûr Kampı’na da ölsünler diye gönderildikleri biliniyor. Ancak onlar hiç bir yaşam emaresinin olmadığı o çöl ortasında direnerek yeni bir yaşam kurdular. Yaşadıkları onca zorluğa ve tehdide rağmen onurlu duruşlarından zerre taviz vermediler. Bu gün Mexmûr denince  insanların aklına halkın çektiği zorluklardan ziyade gösterdiği o büyük direnişlerin gelmesi bu yüzdendir.

KDP’nin 18 Temmuz 2019 gününden itibaren Mexmûr Kampı’na yönelik uyguladığı insanlık dışı ve son derece ilkel ambargo uygulaması ikinci ayını geride bırakmak üzere. Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere hiç bir yetkili kurum ve kuruluş kamptaki yaşamı ağır bir şekilde etkileyen hukuk dışı ambargonun kaldırılmasına yönelik herhangi bir adım atmış değil. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHRC) denetimindeki kampta defalarca girişimlerde bulunulmasına rağmen BM ve diğer uluslararası kurumlar kendi kuruluş felsefelerine ters düşerek üç maymunu oynamaya devam ediyor.

Yaklaşık iki aydır Mexmûr Kampı’nda yaşayan halk üstü açık bir cezaevinde yaşıyor, hiç bir şekilde kamp dışına çıkmalarına izin verilmiyor. KDP asayişi Hewlêr’e giden yolları kapatarak acil durumlarda dahi hasta geçişlerine izin vermiyor. Bazı hastalar anında geri çevrilirken, bazıları da saatlerce bekletildikten sonra geri gönderiliyorlar. Hastalar doktora, işçiler işine, öğrenciler okuluna gidemiyor. Bir takım diplomatik girişimlerden sonra bazı üniversite öğrencilerinin eğitimine devam etmesine şartlı olarak izin verilse de, birçok öğrenci en doğal haklarından biri olan eğitime ulaşma hakkından mahrum bırakılıyor.

Mexmûr Kampı’ndaki çoğu çocuk ve yaşlı 12 bin kişi tamamen tecrit koşullarında yaşam mücadelesi veriyor. Bütün insanlığa ait olan yeryüzünün üstüne sonradan çizilmiş sınırlar dünyayı bir kere daha insan eliyle cehenneme çeviriyor.

Mexmûr Barış Anneleri’nin ambargonun kaldırılması için 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde KDP’nin asayiş kontrol noktasında başlattığı oturma eylemi ise zorlayıcı sıcaklara rağmen 14’üncü gününde sürüyor. Günlerdir başta sağlık olmak üzere bir çok hayati ihtiyacın karşılanması için eylemde olan anneler bir çok kez peşmergelerin Türk tipi saldırılarına uğradı. Eylemdeki annelerin saçları çekildi ve yerlerde sürüklendiler. Kampa yaklaşık 5 kilometre uzaklıktaki asayiş kontrol noktasında peşmergeler halkın eylemdeki anneleri ziyaret etmesini engelliyor ve kimsenin onların yanına gitmesine, dayanışma eylemlerinde bulunmasına ve hatta yemek bile götürmesine izin vermiyor. Ambargoya yönelik gösterilen tüm demokratik tepkiler ne yazık ki şiddetle karşılık buluyor.

Kamptaki halkın temel taleplerinden biri olan muhattaplarıyla görüşme isteği de karşılık bulmuş değil. Ambargoyu uygulayan Güney Kürdistan Hükümeti halkla hiç bir şekilde bağlantıya geçmiyor.

Neredeyse her gün kampın üstünde Türk savaş uçakları uçuyor. Daha önceleri defalarca hava saldırısına uğrayan kamp halkına bir yandan psikolojik şiddet uygulanırken, bir yandan da insanlar her an hava saldırısı tehlikesi altında yaşıyor.

Mexmûr halkını bezdirmek için elinden gelen her şeyi yapanlar, halkın asla geri adım atmayacağını, direnişinden taviz vermeyeceğini bildiği halde saldırılarına devam ediyor. Vicdan sahibi herkes kamp sakinlerinin yanında durmalı, BM başta olmak üzere tüm uluslararası kurumlar Mexmûr’daki sivil halka reva görülen bu insanlık ve hukuk dışı yaptırımlara dur demelidir.

Yazarın diğer yazıları