Mexmûr’u anlamak için…

Sakin, çalışkan, üretken, uysal ama arı gibi çalışkan bir Kürt yazarı var; hiç medyatik değil, kendisini övmeyi sevmeyen, reklamını yapmayan, alçak gönüllü, mütevazi biri. Bende iz bırakan bir özelliği yüz hatları oldu. Sabit bir noktaya bakan kara gözlerinin arkasındaki sis ve şakaklarından okunan acı kafamda hep soru işaretleri bıraktı. Kendi kendime ’Neden?’ diye soruyor, gözlerinin arkasındaki acı ve kinin kaynağını çözmeye çalışıyordum. Merakımı kitabını okuyunca giderdim. ’Mexmûr’ kitabını okuduğumda, Diyar Bohtî’yi ve Mexmûr’daki halkımızın acılarının o bakışlarda nasılda kümelendiğini anladım.

Mahmur, Irak’taki bir Kürt mülteci kampı. Ama normal bir kamp değil! Belki uzaktan öyle görünür veya insanların barındığı bütün kampların geçmişinde bir acı, korku, ölüm ve kaçış vardır; elbette insanlar yaşam korkusu olmadan doğduğu, büyüdüğü, emek verdiği evinden kaçmaz ve herşeyin sınırlı olduğu bir kampa gelmez. Ama Mexmûr farklı! Onun farkını anlamak için ya orada yaşamak gerekir ya da Mexmûr kitabını okumanızı tavsiye ederim. Okurken bazen tüyleriniz diken diken olur, bazen bu kadarı da olmaz, ağlar ve o insanların yaşadığı trajediyi daha iyi anlarsınız.

Mütevazi yazarımız eğer bizzat yaşamamış ve böyle bir kitabı yazdıysa Nobellik demek gerekir. Bize o süreci yaşattığı için teşekkür etmek istiyorum. Bugün bile hala ambargo altında yaşam mücadelesi veren Mexmûr’un acısını, ayrıcalığını ve direnişini öğrenmek isterseniz kitabı mutlaka okumalısınız.

Kitap, 1994 yılı mayıs ayının sonlarından başlar; Colemêrg, Şemzinan, Çukurca, Gever ve köylerinden onbinlerce insan TC baskı ve köy yakmalarına dayanamayarak, çocuklarının ellerinden tutarak kardeşlerinin kucağına doğru yola koyulur. Cilo, Qutas, Zagros dağları üzerinden çocuklar ile yol almak kolay değil ama mecbursan, çaren yoksa gidersin. Bir yandan sarp dağlar, uçurumlar; bir yandan mayınlar, yılanlar, ayılar ve silah korkusu. Köylüler sınırı geçtikten sonra: ‘Biz artık Türklerin eliyle ölmeyiz’ diye sevinirler ama neyin kendilerini beklediğini daha bilmiyorlardı.

Bilmediklerini yazar kitabın önsüzünde: ”Kitapta geçen olaylar, ölüm, öldürme, kafa kesme, kaçırma, talan, yakma, susuzluk ve açlık vs hepsi gerçek ve hayali olmayan olaylar. Halktan özür dilerim ki acılarını tam yansıtamadım, ya da yansıtacak kelime bulamadım” diye açıklarken haklıydı. Yaşanacak olan zulüm ve vahşeti anlatmaya yetecek kelime bulmak gerçekten zor.

İlk başlarda Zaxo kenti yakınında Qesrek, Biherê, Şeranişê isimli üç kampa yerleşirler ama kısa zamanda yiyecekleri biter. Etraf, TC insan avcıları ile dolu, kamptan uzaklaşanlar kurşunlanıyor, öldürülüyor, kaybediliyor ve kafaları kesiliyordu. Bu da yetmezmiş gibi gülerek, sevinerek sığındıkları kardeşleri de düşman ile işbirliği yaparak her fırsatta onları öldürüyor, oradan çıkarmaya çalışıyor, izole ediyor ve bir kilo un’un gelmesine mani oluyordu. Ne yazıkki 25 senedir o abluka hala devam ediyor. 1991 göç felaketinde kalplerini açtıkları kardeşlerine büyük umutlarla gelmişlerdi ama KDP ve peşmergeleri onlara un yerine kurşun yağdırmıştı. Buna akılları almıyordu ama ‘Kurmê darê…’ kültürünü hepsi duymuştu…

Kısa bir zamanda açlık ve sefalet başlar; çocuklar, ihtiyarlar, zayıflar ardı ardına yaşama veda ederler… Ağaçlardan acı Berüleri toplayarak ezerler, kurutup, un yerine yerler. Oda yetmezmiş gibi ağaç kabukları yemek zorunda kalırlar ama iç ve dış zulüm onlara un verilmesine mani olur. Bu arada onlarca yakınını kardeş kurşununa kurban verirler! Zebaniler, Etruş kampını dağıtmak istiyordu, onlarda Qıyamet Vadisine yerleşir ama bir ananın: ‘Zilma we serê we bixwe’ dedikleri orasını da kabul etmez. Tepeye yerleştirilen doçkaları onlarca can alır. Diğer kardeş olan Talabani’ye müracaat ederler ki onun hakimiyet bölgesine gitmek isterler ama ‘yok’ yanıtı almışlardı. Önlerinde tek çare kalmıştı, yılana sarılmaları gerekiyordu… Sonunda sınıra vurup Kürt katili Saddam’a sığınırlar! O da susuz, gölgesiz, taşlı, yılan ve akrep dolu Mexmûr’a zor bela izin verir.

İşte bu direnişçi halk, ölüm kokan çölü bugün yeşertti, cennete cevirdi, her tarafı ağaçla doldurdu! Çöl değişti ama zulümkarların zihniyeti değişmedi. Ama eninde sonunda bu direnişçi halk, örgütlülüğü ve birliği ile onlarıda dönüştürecek! Bundan kimsenin kuşku olmasın! Tarihe bir not düştüğün için eline sağlık sayın Bohtî!

Yazarın diğer yazıları